ZAR ATAN ADAM

Oleh: Haydar Murad Hepsev
25 Mart 2012

ZAR ATAN ADAM*

Mahmud Derviş**
Arapçadan Nazmen Tercüme: Hakkı Erçetin

Ben kimim söyleyeyim size
Ne söyleyebilirim size?
Ben suyun parlattığı bir taş olmadım ki
Seçkin bir yüz olayım
Ve rüzgârın deldiği bir kamış da değilim ki
Bir ney olayım…
Ben zar atan birisiyim,
Bazen kazanırım ve bazen kaybederim
Ben tıpkı sizin gibiyim
Yahut biraz daha azı…

Ben iyiliğin yanına doğdum
Ve rahibeler gibi yalnız üç ağacın yanına
Kutlamasız ve ebesiz doğdum
Ve tesadüfen konuldu adım
Ve bir aileye dâhil oldum
Tesadüfen
Ve miras aldım onun benzerliklerini ve özelliklerini
Ve hastalıklarını:
Birincisi – damarlarındaki dengesizlik
Ve tüksek tansiyon
İkincisi – konuşmada sıkılganlığı annenin ve babanın
Ve ninenin – soyun
Üçüncüsü – gribi tedavi etmeyi ummak
Bir bardak sıcak papatya çayı ile
Dördüncüsü – ceylan ve tarlakuşundan bahsetmede tembellik
Beşincisi – sıkılmak kış gecelerinde
Altıncısı – ciddi başarısızlık şarkı söylemede…

Hiçbir rolüm yok, olmamda
Tesadüfen idi erkek olmam…
Ve tesadüfen, ayı donuk görmem
Uykusuzlarla dalaşan bir limon gibi
Ve gayret etmedim
Bulmak için
Bedenimin en gizli yerlerindeki beni!

Mümkündü olmamam
Şayet evlenmemiş olsaydı babam
Annem ile tesadüfen
Yahut ta olabilirdim
Çığlık atıp sonra da ölen kız kardeşim gibi
Ona bir mühlet verilmedi
Bir saat içinde doğdu
Ve annesini tanımadı…
Veya: paramparça olan bir güvercin yumurtası gibi
Kırmadan önce yavru kabuğu

Tesadüf idi kurtulmuş olmam
Otobüs kazasından canlı
Zira geciktirdim okula gidişimi
Çünkü unuttum varlığı ve onun ahvalini
Okuyorken gece aşk hikâyesini
Yazarın rolüne büründüm
Ve sevgili – kurban rolüne
Bu yüzden romandaki tutkunun şehidi oldum
Ve trafik kazasından canlı kurtuldum.

Rolüm yok denizle şakalaşmada
Fakat ben kayıtsız bir çocuktum
Suyun cazibesinde dolaşan dipsiz çukura
Seslenen: Gel bana!
Rolüm yok denizden kurtulmamda
Bir insan martı kurtardı beni
Gören dalganın sürüklediğini beni ve felç ettiğini ellerimi

Mümkündü yakalanmamış olmam
Kadim Arap kasidesi perisine
Şayet olsaydı evin büyük kapısı
Denize bakmayan kuzeyde
Şayet askeri devriye görmeseydi köy ateşini
Pişiren geceyi
Şayet on beş şehid
Yapmasaydı tekrar barikatları
Şayet bu tarım alanı kırılmasaydı
Belki de bir zeytin ağacı olurdum
Veya bir coğrafya öğretmeni
Veya bir karınca krallığı uzmanı
Yahut ta bir yankı muhafızı!

Ben kimim söyleyeyim size
Ne söyleyebilirim size
Kilise kapısı yanında
Ve zar atandan başka birisi değilim
Yırtıcı hayvan ile avı arasında
Şuurluluktan çok kazandım
Değil ay ışıklı gecelerden mutlu olmam için
Bilakis katliama tanıklık etmem için

Tesadüfen kaldım hayatta
Askeri bir hedeften daha küçüktüm
Ve daha büyüktüm çitin çiçekleri arasında dolaşan arıdan
Ve çok korktum kardeşlerim ve babam için
Ve korktum camdan yapılan zaman için
Ve korktum kedim ve tavşanım için
Ve yüksek cami minaresi üstündeki büyüleyici ay için
Ve korktum asma kafesindeki üzüm için
Sallanan memeleri gibi köpeğimizin…
Yürüdü korku benimle ve ben de onunla yürüdüm
Yalın ayak ve yarından istediğim küçük hatıraları unutarak
Vakit yok yarın için

Yürüyorum / hızlanıyorum / koşuyorum /çıkıyorum / iniyorum / haykırıyorum /havlıyorum / uluyorum / çağırıyorum / feryat ediyorum / hızlanıyorum /yavaşlıyorum / batıyorum / atik oluyorum / kuruyorum / yürüyorum / uçuyorum / görüyorum / görmüyorum / tökezliyorum / sarı oluyorum / yeşil oluyorum / mavi oluyorum / yarılıyorum /hıçkırarak ağlıyorum / susuyorum / yoruluyorum / acıkıyorum / düşüyorum / kalkıyorum / koşuyorum / unutuyorum / görüyorum / görmüyorum / hatırlıyorum / işitiyorum / görüyorum / sayıklıyorum / halüsinasyon görüyorum / fısıldıyorum / haykırıyorum / yapamıyorum / inliyorum / çıldırıyorum / yoldan çıkıyorum /azalıyorum / çoğalıyorum / düşüyorum /yükseliyorum / alçalıyorum / kanıyorum / ve bayılıyorum

Benim iyi şansımdan, kurtların uzaklaşması oradan
Tesadüfen
Veya kaçmak ordudan

Rolüm yok hayatımda
Ancak ben,
Hayat ilahilerini öğretirken bana
Dedim: Fazlası var mı daha?
Ve yaktım onun kandilini
Onu ayarlamaya çalıştım sonra…

Bir kırlangıç olmayabilirdim
Şayet rüzgâr istemeseydi bunu benim için
Ve şansıdır rüzgâr yolcunun…
Kuzeye gittim, doğuya gittim, batıya gittim
Güney ise uzak ve asi idi bana
Çünkü güney benim memleketim
Bu yüzden mecazi bir kırlangıç oldum
Ki bahar-güz enkazlarım üzerinde uçayım…
Tüylerimi gölün bulutlarıyla vaftiz ediyorum
Sonra yayıyorum selamımı
Ölmeyen Nasıralı’nın üzerine
Çünkü Allah’ın nefesi O’nunla
Ve peygamberin şansıdır Allah…

Benim iyi şansım, Kutsal’ın komşusuyum
Kötü şansım ise Haç!
O Ezel’in merdivenidir yarınımıza

Ben kimim söyleyeyim size
Söylediğim şey size
Kimim ben?

Vahiy benim müttefikim olmayabilirdi
Ve vahiy şansıdır Yegânelerin
“Şiir bir zar atmadır”
Karanlığın tahtası üzerine
Işık yayabilir veya yaymayabilir
Ve düşer söz
Bir tüy gibi kumun üstüne/

Benim bir rolüm yok şiirde
Onun ritmine uymaktan başka:
Biri diğerini düzenleyen duyguların hareketi
Ve sezgi getirir manayı
Ve kelimelerin yankısındaki kaybolmuşluğu
Ve ruhumun resmini ki
“Özüm”den başkalarına geçen
Ve kendime olan güvenimi
Ve kaynağa olan özlemimi /

Benim bir rolüm yok şiirde
İlham kesilmedikçe
Ve ilham şansıdır becerinin, gayret et öyleyse

Sevmeyebilirdim o kızı
“Şimdi saat kaç?” diye bana soran
Şayet sinema yolunda olmasam…
O kız olduğu gibi bir kalp hırsızı olmayabilirdi
Veya karanlık müphem bir istek…

Böyle doğuyor kelimeler
Kalbimi aşka alıştırıyorum ki
Bir odası bulunsun gül ve dikene…
Kelimelerim mistik, arzularım duygusal
Ve ben ben değilim şimdi
İki şey buluşmadıkça:
Ben ve kadınımsı ben
Ey Aşk! Nesin sen?
Kaç sen sen ve sen değilsin
Ey aşk! Gök gürültülü fırtınalar estir üzerimize
Ki, dönüşelim bizim için sevdiğin şeye
Bedenlerdeki semavi çözümlerden
Ve erit iki taraftan dolan nehir ağzında.
—Ve sen- ister görünür ol ister görünmez
Yok, senin için bir şekil
Ve biz seviyoruz seni
Sevdiğimiz zaman tesadüfen
Şansısın fakirlerin sen/

Benim kötü şansımdan, defalarca kurtuldum
Aşk ölümünden
Ve iyi şansım, hala sevinçli olmam
Tecrübe etmek için yeniden!

Tecrübeli âşık kendi gizinde der ki:
Aşk bizim dürüst yalanımızdır
Ve işitince onu sevgili
Der ki: o aşk gelir ve gider
Şimşek ve yıldırım gibi

Hayata söylüyorum: Acele etme, bekle beni
Kuruyana kadar kadehimdeki köpük…
Bahçedeki kamu gülleri
Ve güllerden kaçamayan hava
Bekleyin beni ki, bülbüller benden kaçmasın
Ve hata yapmayayım nağmesinde şarkının

Ozanlar meydanda çalgılarını akort ediyor
Veda şarkısı için.
Acele etme, özetle bana ki,
Uzamasın şarkı ve bozulmasın okuyucular arasındaki ahenk:
Tek taraflı ve çift taraflı sonuç:
Çok yaşa hayat!
Yavaş ol, kucakla beni ki, savurmasın beni rüzgâr

Binince rüzgârın üstüne, kaçamıyorum harflerden /

Durmasaydım bir dağın üzerinde
Mutlu olabilirdim kartalın inziva yeri ile: Daha yüksek ışık yok!
Ancak sonsuz bir mavi gökyüzü ile taçlanmak gibi bir şeref
Ziyaret zor: yalnız orada yalnız kalır
Ve inemez onun ayağına
Kartal yürüyemez
Ve insan uçamaz
Ey dipsiz çukura benzeyen zirve
Sen ey yüksek dağın uzleti!

Herhangi bir rolüm yok olduğum şeyde
Veya olacağım…
O şans. Ve şansın adı yok
İsimlendirebiliriz onu kaderlerimizin demircisi diye
Yahut gökyüzünün postacısı diye
Bebe beşiğinin ve ölü tabutunun marangozu diye isimlendirebiliriz
İsimlendirebiliriz masallardaki tanrıçanın hizmetçisi diye
Biz onlar için metinler yazanlarız
Ve Olimposun ardında saklananlarız…
Aç porselen satıcıları inandı onlara
Fakat tok altın ustaları inanmadı bize
Kötü şansından yazarın, hayalin
Gerçek olması tiyatro sahnelerinde

Perdelerin arkasında iş değişiyor
Soru değil: Ne zaman?
Hatta: Niçin? Nasıl? Ve Kim?

Ben kimim söyleyeyim size
Ne söyleyebilirim ki size?

Mümkündü olmamam
Ve kafilenin pusuya düşmesi
Ve ailenin oğlunu kaybetmesi,
O ki yazıyor bu şiiri
Harf harf ve kan damlaya damlaya
Bu sofanın üzerinde
Siyah renkli kanla, o karganın mürekkebi değil
Ve değil onun sesi
Bilakis o gecenin tamamı sıkılan
Katre katre, şans ve marifetin eliyle

Mümkündü şiirin daha çok kazanması
Şayet olmasaydı kendisi, olmasaydı kendinden gayrisi
Bir ibibik uçurumun kenarında
Belki der di: Şayet olsaydım başkası
Ben olurdum ikinci kere yine

Böyle blöf yapıyorum: Narsist güzel değil
Zannettiği gibi, fakat onu yapan
Aynasıyla açmaza soktu onu
Ve suyla damıtılmış hava içinde uzattı onun tefekkürünü…
Şayet başkasını görme gücü olsaydı
Sevebilirdi gözünü dikip ona bakan kızı
Ve unutabilirdi zambaklar ve papatyalar arasında koşan geyikleri…
Şayet olsaydı biraz daha zeki
Kırabilirdi aynasını
Ve görebilirdi kaç kişi diğerleri…
Ve şayet hür olsaydı, bir efsane olmayabilirdi…

Serap yolcunun kitabıdır çölde
Şayet olmasaydı, olmasaydı serap şayet, devam edemezdi yoluna
Su bulmak için.
–Bu buluttur- der
Taşıyan umudunun sürahisini bir elinde
Ve diğer eli de belinde.
Ve döver adımları kumu
Toplamak için bulutları bir çukurda.
Ve seslenir ona,
Yoldan çıkarır, aldatır onu, sonra kaldırır onu yukarı :
Oku! Eğer okuyabilirsen.
Ve yaz! Eğer yazabilirsen.
Okur: Su, su ve su
Ve yazar bir satır kumun üzerine: Olmasaydı serap
Hayatta olmayabilirdim şimdi ben.

İyi şansındandır yolcunun umut
Ümitsizliğin ikizi,
Veya doğaçlama şiiri

Başlayınca görünmeye gök gri
Ve ben bir gül görürüm çıkmış birden
Duvarın yarıklarından
Ve demem: Gök gridir
Bilakis görürüm gülde
Ve derim ona: Ne güzel bir gün!

Derim arkadaşlarımdan ikisine gecenin başında
Şayet rüya olmak gerekirse, olsun
Bizim gibi… ve basit
Gibi: İki gün beraber yaşayan
Biz üçümüz
Kutlayan rüyamızdaki kehanetin doğruluğunu
Ki, biz üçümüz kaybetmedik birini
İki gündür,
Kutlayalım ayın sonata’sını
Ve ölümün müsahamasını, görünce bizi birlikte mutlu
Ki göz yumsun

Demiyorum: hayat buradan uzakta gerçektir
Ve ütopik mekanlar vardır
Bilakis diyorum: Hayat, burada, mümkün

Ve tesadüfen, yer oldu kutsal bir yer
Sebebi değil onun gölleri, tepeleri ve ağaçları
Kopya edilmiş yüksek Firdevs cennetlerinden
Ancak sebebi peygamberdir ki orada yürüdü
Ve namaz kıldı taşın üzerinde ve taş ağladı
Ve tepe Allah korkusundan bayılıp devrildi

Ve tesadüfen, meyilli oldu bir alan bir ülkede
Ve tozlar için müze
Çünkü orada öldü binlerce asker
İki taraftan, savunan komutanlarını ki,
Diyen: Haydi ileri!
O ikisi bekliyor ganimetlerini iki ipekten çadırda iki taraftan
Ölüyor askerler tekrar tekrar
Ve bilmiyorlar kim galip şimdiye kadar!

Ve tesadüfen, yaşadı bazı raviler ve dediler
Şayet diğerleri galip gelseydi ötekilerine
Bizim insanlık tarihimizin sıfatları geçebilirdi diğerlerine

Seni seviyorum yeşil
Ey yeşil yer
Elma, dalgalanır su ve ışığın içinde
Yeşil
Senin gecen yeşil ve senin şafağın yeşil
Ek beni usulca, bir anne eli yumuşaklığıyla
Hava dolu bir avuç içinde
Senin yeşil tohumlarından bir tohumum ben

Bu şiir sadece bir şaire ait değil
Yoksa olmayabilirdi lirik…

Ben kimim söyleyeyim size
Ne söyleyebilirim size?
Olduğum ben olmayabilirdim ben
Olmayabilirdim burada…

Uçak düşebilirdi
Üzerime sabahleyin
Ve benim iyi şansımdan sabah uykucusu olmam
Ve uçağın düşme vaktine geç kalmam
Göremeyebilirdim Şam’ı ve Kahire’yi
Luvr müzesini, büyüleyici şehirleri

Şayet daha yavaş yürüseydim
Koparabilirdi tüfek gölgemi
Onu koruyan sedir ağacından

Şayet daha hızlı yürüseydim
Bir şarapnel parçası çarpabilirdi
Ve karşıya geçmek sadece bir istek olabilirdi

Şayet daha müsrif olsaydım düş görmede
Kaybedebilirdim hafızamı

Benim iyi şansımdan, yalnız uyumam
Ve bedenimi dikkatlice dinlemem
Ve elem keşfetmedeki ustalığıma inanmam
Ve ölümden on dakika önce doktoru çağırmam
On dakika yeterlidir yaşamam için tesadüfen
Ve yıkmam için hiçliği

Ben kimim ki yıkabileyim hiçliği?

————-

* Temmuz 2008 tarihli “Zar Atan Adam” şiiri, Mahmud Derviş’in son şiiridir.

** Çağdaş Filistin şiirinin büyük şairlerinden Mahmud Derviş, 1941′de Celîle’de (Filistin) doğmuş; doğduğu köy 1948′de İsrail’in eline geçince ailesiyle birlikte Lübnan’a göç etmiştir.

Filistinliler’in yaşadığı zulmü şiirle güçlü şekilde ifade edip Filistin davasının temsilcisi haline gelen şair, El-İttihad gazetesi ile El-Cedid dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yapmış, şiirleri ve yazıları nedeniyle bir kez İsrail ordusu tarafından tutuklanmış, 1970 yılında İsrail’den sürgün edilmiş, 2 yıl birçok Arap ülkesinde dolaşmak zorunda kalmıştı.

Şiirleri 20’den fazla dile çevrilen Filistinli şair, 2003 yılında uluslararası Nazım Hikmet şiir ödülüne de layık görülmüştü. Birçok şiiri Arap besteciler tarafından bestelenen Mahmud Derviş’in adı, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında yer almıştı.

13 Ağustos 2008’de vefat eden Mahmud Derviş’in Türkiye’de basılan şiir kitapları şunlardır: Zeytin Yaprakları, Filistinli Sevgili, Gecenin Sonu, Uzak Bir Sonbahar’ın Hafif Yağmuru, Celile’de Kuşlar Ölür, Düğünler, Uykudan Uyanıyor Sevgilim, Yedinci Deneme, Beyrut Kasidesi, Mavi Bir Gün, Unutulanı Anmak.

/// Hakkı Erçetin tarafından yapılan bu şiir tercümesi, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Kasım 2009, 3. sayı) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.