YENİ ANAYASA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ (1)

Oleh: Haydar Murad Hepsev
21 Mayıs 2012

 

YENİ ANAYASA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ (1)

 

Millet ve devletimiz, yeni bir anayasa yapma süreciyle karşı karşıyadır. 2011 seçimlerinden hemen sonra yapılmaya başlanması beklenen anayasa çalışmaları, CHP ve BDP’nin yemin krizi, terörün seçimlerden sonra iyice azması sebeplerinden, ancak Ekim ayında, TBBM’nin açılışından sonra başlayabildi. 2007 Genel Seçimlerinden sonra da, aslında bir anayasa yapma çabası vardı; mevcut hükümet akademisyenlerden bir komisyon kurarak bir taslak hazırlatmıştı; lakin muhalefetin duyarsızlığı ve başörtüsü hakkındaki anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi’ince kabul edilmemesi ve Ak Parti hakkında açılan kapatma davası sebepleriyle akim kalmıştı.

Yeni dönem Meclis Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında bütün partilerden eşit sayıda temsilci ile kurulan Anayasa Komisyonu’na muhalefetin ama özellikle CHP’nin verdiği üyeler, yeni anayasanın bu dönem de yapılamayacağı hakkında bir olumsuz kanaat uyandırıyor. Ayrıca 82 darbe anayasasının “değişemez, değişmesi teklif dahi edilemez” tabu maddeleri hakkında, CHP’nin “kırmızı çizgi” oluşturması da diğer büyük bir handikaptır. Bütün bunlara (ve daha sonra belirteceğimiz bazı hususlara) rağmen, “yeni bir anayasa” hakkındaki görüş ve önerilerimizi, dünya görüşümüz “Yüce Devlet İdeali” çerçevesinde ortaya koymakta fayda görüyoruz.

Önce genel prensiplerden başlayalım, sonra anayasanın önemli maddeleri üzerinde kanaatlerimizi belirtelim, netice kısmında da meselenin genel değerlendirmesini yapalım.

 

Yeni Anayasa Hangi Genel Prensiplerle Hazırlanmalıdır?

1. Yeni anayasa, ülke ve milletimizin ruhunu, medeniyetini, tarihini, stratejik önemi ve lider pozisyonunu tam olarak yansıtacak bir şekilde hazırlanmalıdır.

Biz daha yeni anayasa yapan nevzuhur bir millet değiliz. Modern çağda (Sened-i İttifak ve Tanzimat Fermanı’nı dâhil etmez isek ki bazı mühim akademisyenler bunları da anayasa kabul etmektedirler) 1876’dan bu yana beş anayasa yapmışız. Selçukluların ve Osmanlıların “kanun”a çok önem verdikleri ise bütün dünyanın bildiği bir husustur. Yeni anayasa da Anadolu’da bin senedir kanun ve nizamla yaşamış bir milletin damgasını taşımalıdır.

2. Dünyanın bütün anayasaları, daha önce yaptığımız anayasalar, anayasacılığın çağdaş seviyesi mutlaka dikkate alınmalıdır.

3. (İkinci maddeyle beraber ama daha önemlisi) yeni anayasa; dünyaya örnek olabilecek, İslam âlemine ve mazlum milletlere ilham verebilecek nitelikte olmalıdır.

4. Yeni anayasada tabu olmamalıdır yani değiştirilemez hükümler asla bulunmamalıdır. Askeri disiplin ancak kışlada geçerlidir. Toplum ise adalet, bilgi ve sevgiyle yönetilir.

5. Yeni anayasada her şey açık, net ve sarih olmalıdır. Anlam karışıklığına yol açabilecek kelime, cümle, ifade ve deyimlerden şiddetle kaçınmalıdır. Temiz, anlaşılır, dengeli bir Türkçe kullanılmalıdır. Yeni ama uydurma kelimeler kullanılmamalıdır, eski ama yeri doldurulamamış kelimeleri ise kullanılmalıdır. Mesele, doğru anlaşılacak doğru kelime ve cümleler kullanılmasıdır.

6. Anayasanın kısalığı veya uzunluğu önemli değildir. Uygulanabilir, dengeli, bilimsel, akılcı ve bütüncü olması önemlidir. Ruhu olan bir metin olması önemlidir. Milletimizin bağrına basabileceği ve gerçekten yasaların anası olabilecek bir kanun olması önemlidir.

7. Yeni anayasada dibace, giriş, önsöz olabilecek bir tek cümle bile olmamalıdır. Anayasanın zaten kendisi bir mukaddime hükmündedir, bütün yasaların etkin önsözü konumundadır. 82 anayasasında böyle bir giriş var diye, bunu tekrarlamaya gitmenin bir anlamı yoktur. O anayasanın dibacesi, geri kalan metin üzerinde “vesayet” oluşturmuştur; böyle bir vesayetin tekrar edilmesi, geçmişten ve yaşanmışlıktan ders alınmaması manasına gelir.

8. a) Yeni anayasa mümkün olduğu kadar geniş konsensüse dayanmalıdır, lakin eğer bir takım parti ve çevrelerin dayatmaları söz konusu olursa doğru ve haklı olan konularda, bu dayatmalara prim verilmemelidir.

b) TBBM’de çok büyük bir çoğunlukla kabul edilse bile, muhakkak millete de götürülmeli, referandum yapılmalıdır. Mecliste kabul edileni millet reddecek değildir, lakin böyle bir referandum milletin çoğunluğunun bizzat oy kullanarak kabul edeceği bir yasa olacağından, “milletin anayasası” olacak; dünyanın diğer ülke ve kavimlerine örnek olacaktır. TBBM’de çoğunlukla kabul edildi diye referandumdan vazgeçilmemelidir, aksi takdirde bir yeri, önemli bir anlamı eksik kalacaktır.

9. Yeni anayasada “millet” kelimesi yerine “vatandaş, halk, ahali, kavim, ulus, toplum” kelimeleri yerine göre kullanılmalıdır. Çünkü “millet” kelimesinin “ırk, ulus” manasında kullanılması yanlıştır; “millet” bütün müslümanlar için kullanılır, yani içinde bulunduğumuz ülkeyi ve toplumu da içine alan daha büyük bir terimdir.

10. Yeni anayasada kavim ismi kullanılmamalıdır. [Türklerin İslam’dan sonra kurduğu devletlerde kavim ismi geçmemiştir. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Harezmşahlar, Akkoyunlular, Memlukler (Kölemenler), Osmanlılar şeklinde genellikle hanedan simi almışlardır (Memlukler devletinin resmi ismi ed-Devletü-t-Türkiyye yani Türk Devleti’dir ama bu isimle değil Memlukler ya da Kölemenler ismiyle bilinmiştir.)] Kavim ismi kullanmak diğer kavimlerden olanlarca kabul görmemektedir, bunda da haklıdırlar; onlar devleti kurup kendi isimlerini kullanmak isteseler biz de onu kabul etmeyecektik.

11. Yasama, yürütme, yargı erklerinin kuvvetler ayrılığı prensibini daha iyi uygulayacak olan “başkanlık sistemi”, yeni anayasayla beraber kabul edilmesi gereken önemli ve öncelikli konulardandır. Halen uygulanan ne kuşa ne deveye benzeyen sistem baştan beri doğru dürüst sonuçlar vermemiştir, hep aksamıştır, hep aksayacaktır.

Başkanlık sistemi, tarih ve geleneğimizin sistemidir, aslında. (Hükümdar-vezir ikilisinin yürütme yetkisine sahip olduğu bir anlayıştır. Harun Reşid-Nizamülmülk, Fatih-Mahmud Paşa, Kaanuni-Sokullu Mehmed Paşa bu sisteme en güzel üç örmektir; ABD de hâlihazırdaki sistemini bu modelden almıştır.) Buna benzer bir sistemin ülke ve devletimizde tatbik edilmemesi için bir engel yoktur, önyargılardan ve anlamsız muhalefetten başka…

12. Teni anayasa; devlete değil halka, kurumlara değil bireye ve insan haklarına önem ve öncelik veren bir bakış açısıyla hazırlanmalıdır.

 

Maddeler Üzerindeki Görüş, Eleştiri ve Önerilerimiz

Bu genel ilkelerden sonra, şimdi de özellikle 1982 anayasasının bazı önemli maddeleri üzerinden eleştiri ve önerilerle görüşlerimizi belirtelim.

1. a) İlk iki maddeye bir bakalım: “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. (1. madde)”, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, ve sosyal bir hukuk Devletidir. (2. madde)” bu maddelerde koyu dizdiğimiz kelimeler, eski anayasada tanımlanmış değildir, akademik çevrelerde ve toplumda farklı şekillerde algılanmaktadır. Cumhuriyet ne demektir; padişahlık demek değildir ama çoğunluğun baskısı hatta diktası anlamına gelmekte midir? Atatürk milliyetçiliği, milliyetçiliğin neresindedir; milliyetçilik Türkçülük mü demektir? Demokrasi, basitçe seçimle işbaşına gelme sistemi midir, yoksa mesela bir din midir, çünkü bazılarına göre demokrasi aynı zamanda bir ahlak ve yaşam biçimidir. Laiklik, din ve vicdan hürriyetini teminat altına alma manasından başka hangi anlamlara karşılıktır; laiklik adı altında dindarlara baskı kurmanın yani kavramın doğasıyla çelişmeyi mi ifade etmektedir? Ayrıca (1921 ve 1924 Anayasalarında vardı) devletin bir dini olamaz mı, olursa laiklik ortadan mı kalkar?

b) “Türkiye” tanımlaması Osmanlılar zamanında Batılıların bu coğrafyaya verdikleri isimdi; Osmanlı’da ise “Anadolu ve Rumeli” isimleri kullanılırdı ki bugünkünden daha doğru doğrudur.

Onun için Batılıların bize verdiği “Türkiye” ismi yerine, yeni anayasayla beraber devletimizin ismini“Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti” koymanın daha doğru, tarihi ve coğrafi gerçeklere daha uygun bir tercih olacağını düşünüyoruz.

c) Özellikle “Atatürk milliyetçiliği” tamlaması yeni anayasada asla bulunmamalıdır. Böyle bir ibarenin bulunması 1920–1950 arasındaki totaliter dönemin gölgesinin yeni anayasa üzerine düşmesi; ve aynı zamanda (1982 anayasasında yer aldığından) soğuk savaş döneminden sonraki anlayış, bakış açısı ve konjonktürü algılamadığımız anlamlarına gelir. Mustafa Kamal, bir otokrat bile değildi; Mao, Stalin, Hitler, Mussolini vb. gibi bir diktatördü; 20. yüzyılın ilk yarımı “diktatörler çağı” idi, bu çağ çoktan bitmiştir, yeniden ortaya koymaya çalışmaksa bihudedir.

1789 Fransız İhtilali ile başlayıp bütün dünyayı saran Milliyetçilik (Ulusçuluk, Ulus-Devletçilik) anlayışı da aslında II. Dünya Savaşı’ndan sonra kıymetini kaybetmeye başlamıştı, ama daha çok Soğuk Savaşın 1990’da bitişinden sonra iyice çökmeye başlamıştır. ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Hindistan gibi büyük devletler ulus-devlet değildir. Yeniden büyük devlet olmamız için bizim de milliyetçilik ve ulus-devletçilikten vazgeçmemiz elzemdir.

d) Demokrasi, bir yönetim biçimidir, seçimle işbaşına gelme sistemidir. Buna evet diyoruz, lakin demokrasinin başka anlamlara çekilmemesi için bu tanımın yeni anayasaya geçirilmesini talep ediyoruz.

e) Laiklik, batıdaki anlamıyla kabul edilemez. Bir din veya tabu değildir; din ve vicdan hürriyeti olarak algılanmalıdır. Onun için yeni anayasada muhakkak “din ve vicdan hürriyeti” olarak tanımlanmalıdır.

Bu sebeplerle 1. ve 2. maddelerin şu şekilde olmasını öneriyoruz: “1. Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti Devleti, demokratik seçim sistemi ile yönetilen bir cumhuriyettir.

2. Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti Devleti; vatandaşlarının huzur, refah ve güvenliğini adalet ilkesiyle insan haklarına saygılı olarak sağlayan, demokratik seçim sistemi ile din ve vicdan hürriyetini teminat altına almış sosyal bir hukuk devletidir.

2. “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. (3. Madde)” Demek ki devlet, ülke ve milletten daha önemlidir, millet kelimesinin ülkeden sonra gelmesi, düşündürücü değil midir? Bu sebeple bu madde şöyle olmalıdır: “Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti Devleti, vatandaşları ve ülkesiyle bölünmez bir bütündür.”

3. “Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. (4. Madde)”

Neden? Cumhuriyet, bir din midir ki böyle bir dogma vazetmektedir? Eski anayasayı yazanlar, böyle bir maddeyi yazma hak ve cesaretini nereden almışlardır; darbeden ve asker oluşlarından mı, yoksa başka bir yerden mi? Peki, üzerinden 30 sene geçtiği halde bu maddelerin hâlâ yürürlükte kalmasını savunanlara ne diyeceğiz. Onun için bu madde “Anayasanın birinci maddesindeki “Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti Devleti, demokratik seçim sistemi ile yönetilen bir cumhuriyettir, hükmü değiştirilemez.” şeklinde olmalıdır.

4. “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. (5. Madde)”

Bu madde şöyle olmalıdır: “Devletin temel amaç ve görevleri; bütün halkın refah, huzur ve menfaatlerini sağlamak ve korumak; her ferdin temel hak ve hürriyetlerini, maddi ve manevi varlığını adalet ve hukukun evrensel ölçüleriyle teminat altına almak ve geliştirmek; milletin bağımsızlık, bütünlük ve onurunu korumak, vatanın bölünmez bütünlüğünü sağlamaktır.”

Bizim asıl vatan topraklarımız bugünkü sınırlarımızda değildir. İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 1920′de oybirliği ile kabul edilen ve I. Dünya Savaşı’nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye’nin kabul ettiği asgari barış şartlarını (ve vatan topraklarını) içeren Misak-ı millî sınırlarıdır. Misak-ı millî, milletimizin onurudur, dolayısıyla devletimizin gayesi olmalıdır. Onun için bu maddeye şöyle bir geçici madde eklenmelidir:

1920′de kabul edilen Misak-ı milli sınırları, vatan topraklarımızdır. Buralar üzerinde hak ve taleplerimiz, devletin temel amaç ve görevleri arasındadır.”

5. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (6. Madde)” Tam bir çelişki örneği: Hem kayıtsız şartsız, hem de yetkili organlar eliyle kullanılan egemenlik. “Kayıtsız şartsız” her meselenin halka götürülmesi, yetkili organlar eliyle kullanmak da “kayıtlı şartlı” anlamına gelmiyor mu?

Bu madde şu şekilde olmalıdır: “Hâkimiyet halkındır; bu egemenlik anayasayla belirlenen esaslara göre, anayasada tanımlanmış yetkili organlarca kullanılır. Hiçbir kişi, zümre veya sınıf, anayasayla belirlenmiş hak ve hürriyetlerin dışına çıkamaz; devlet yetkisi kullanamaz, devrim ya da darbe yapamaz.

6. “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. (7. Madde) şeklinde olan madde “Yasama yetkisi, vatandaşlar adına Büyük Millet Meclisi’nindir.” olmalıdır.

(Meclisimiz ilk kurulduğunda da “Büyük Millet Meclisi” olarak tanımlanmıştı; bunu da burada hatırlatmış olalım.)

7. “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. (9. Madde)” maddesi, “Yargı yetkisi, vatandaşlar adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” şeklinde değiştirilmelidir.

8. “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. (13. Madde; değişiklik: 3.10.2001–4709/2 md.)” maddesi “Temel hak ve hürriyetler, özüne ve ruhuna dokunulmaksızın olağanüstü zaman ve durumlarda yalnız Anayasa değişikliğiyle sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasaya aykırı olamaz.” şeklinde değiştirilmelidir.

9. “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. (14. Madde; değişiklik: 3.10.2001–4709/3 md.)” maddesi “Anayasada yer alan hak ve hürriyetler; bireyler ya da örgütlerce ülkenin ve devletin bütünlüğünü, halkın refah ve mutluluğunu bozmayı ve Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaç edinemez ve eyleme dönüştürülemez. Anayasa hükümleri, vatandaşlara veya devlete, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin ortadan kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını amaçlayamaz, böyle bir eylemde bulunmayı haklı ve mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” şeklinde olmalıdır.

10. “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz. (17. Madde)” maddesi; “Vatandaş olan her birey; yaşama, inanma, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.Tıbbî gereklilik dışında, kişinin vücut bütünlüğüne asla dokunulamaz; rızası olmadan herhangi bir şekilde bilimsel veya tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”Kimseye fizyolojik ya da psikolojik işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle uymayan bir cezaya veya muameleye kesinlikle tâbi tutulamaz.” şeklinde değiştirilmelidir.

11. “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (20. madde)” maddesi “Bireylerin özel ve aile hayatı, saygındır. Her birey, özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Devletin kurumları, özel kuruluşlar ya da fertler, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunamaz.”  şeklinde olmalıdır.

12.  a) Eski anayasanın 24. maddesinde “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.” hükmü bulunmaktadır. 14. madde ise bu hak ve hürriyeti iptal etmektedir. Onun için bu madde şöyle olmalıdır. “Her birey, dinî inanç ve uygulama, vicdan ve kanaat hürriyetine tamamen sahiptir. Dini ibadet, âyin ve törenler serbesttir.”

b) “Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” maddesi “Hiçbir fert, dinî âyin ve törenlere katılmaya, inanç ve kanaatlerini açıklamaya mecbur bırakılamaz; inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anne ve babanın, çocuklarına din ve uygulamasını öğretmek istemesi, bu kapsama alınamaz.” olmalıdır.

c) “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.” maddesi “din ve vicdan hürriyetine aykırıdır, dini devletin baskısı altına alarak yeni bir din üretmektedir.

Din kültürü ve ahlak öğretiminin zorunlu olması ise eski anayasanın 24. maddesiyle çelişki içindedir. Birisi “Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” derken diğeri  “Din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunludur” demektedir. Onun için bu madde “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi, Devletin desteği ve denetimi ile özerk Dini Öğretim ve Eğitim Başkanlığı’nca yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi; ilk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında isteğe bağlıdır. Devlet, Din kültürü ve ahlâk öğretimini, her seviyede yaygınlaştırmak için gerekli tedbirleri alır. Özel dini eğitim ve öğretim kurumları, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.” şeklinde olmalıdır.

Bu cümleden olarak “Dini Öğretim ve Eğitim Başkanlığı” kurulmasını ve din öğretiminin (Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’yla koordineli olarak) özerk olacak bu kurum vasıtasıyla yürütülmesini öneriyoruz. (Tabii, bu husus, kanunla düzenlenecektir.)

d) “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” maddesi “Hiçbir kimse veya kuruluş, insanların dini duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar ederek veya kötüye kullanarak siyasî veya bireysel çıkar yahut nüfuz elde edemez.” şeklinde olmalıdır.

13. “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. (25. Madde)” maddesi “Bütün vatandaşlar; inanç, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Herhangi bir sebeple hiçbir birey; inanç, düşünce ve kanaatleri açıklamak ya da gizlemek zorunda değildir; inanç, düşünce ve kanaatleri sebebiyle hiçbir şekilde kınanamaz ve suçlanamaz.” olmalıdır.

14. Eski anayasanın 26. Maddesinde “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.” hükmü vardır, bizim buna pek itirazımız yoktur; ancak 2001’de yapılan değişiklikle şu bend eklenmiştir: “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” Bu kısım şöyle olmalıdır: “Silahlı kalkışma, kamu düzeni ve güvenliğini bozma ya da toplumsal kargaşaya meydan vermemek şartıyla, düşünce ve kanaatlerin açıklanması ve yayılması sınırlandırılamaz. Kamu düzeni ve güvenliğini bozmaya kalkışan ya da toplumsal kargaşaya meydan veren kişiler, yargılanmadan önce, Anayasa Mahkemesi’nde alanında uzman üniversite öğretim üyelerinin de bilirkişi olarak katıldığı umuma açık oturumlarda ilzam edilir; kişiler, bu tür fikir ve eylemlerinden ötürü pişman olursa cezasında indirim yapılır. Bu husus kanunla düzenlenir.”

Yeni anayasa hakkında görüş beyan etmeye, gelecek sayı devam edelim, inşaallah.

 

/// Haydar Hepsev’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (10. sayı, 5 Aralık 2011) yayınlanmıştır (Bu sayıdan TBMM’de Anayasa ile ilgilenen milletvekillerine gönderilmiştir.)

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Devlet Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.