YASALI BALIK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
09 Mayıs 2012

 

YASALI BALIK

 

Kocaman bir gemide telefonlara bakmak, bütün işim bu. Gemi uzak ülkelerden gelip rıhtıma demir atınca amirlerim bana ulakla haber gönderiyor. Sırtıma seyyar makarayı yükleniyor, vanalarla gemi arasına bir telefon hattı çekiyorum. Daha sonra seyyar santrali yardımcımla birlikte gemiye getirip kuruyoruz. Yardımcım her zamanki görev yerine gidiyor, ben santralin başında telefonları bekliyorum. Hani sıkça telefon çalsa canım sıkılmayacak. Telefonda da öyle âhım şâhım konuşmalar olsa yine neyse:

“Birinci vanayı açsınlar – ikinci vanayı kapasınlar – dördüncüdeki hortumu birincideki boruya taksınlar – altıncı vanaya bağlı hortumda basınç fazla, iki derece düşürsünler” gibi kısa iş buyrukları. Ben buyruk aldığım telefonu kapatıyor, yanımdaki başka bir telefonun üzerine yapıştırılmış kâğıttaki numaralara bakarak hangi vanayla ilgili iş buyruğu vereceksem, numarasına çevirip konuşuyorum:

(1.Vana Tel:469) Numarayı çeviriyorum: “Alo, birinci vanayı kapayın ve boruyu sökün, dördüncü vanaya götürün.”

(4. Vana Tel:505) Numarayı çeviriyorum: “Alo, birinci vanadan gelecek boruyu altıncı vanaya takın ve vanayı açın.”

(7. Vana Tel:542) Numarayı çeviriyorum: “Alo, dördüncü vanada basınç çok fazla iki derece düşürün.”

Hani inkâr etmenin bir faydası yok, kocaman gemideki bu işim bütün vaktimi doldurmuyor. Boş vakitlerimi balık tutarak değerlendiriyorum. Bir oltam var, fırsat buldukça onu denize atıp bir direğe sıkıca bağlıyor, ben santralin başındayken balık takılırsa gemiye çekiyorum. Sıkı bağlıyorum, çünkü çok olta kaptırdım balıklara da ondan. Hiç değilse şimdi kancayı koparıp giden oluyorsa da iple kamış bana kalıyor. Balıklar da cins cins. Birisi oltama takıldı dün. Ufacık bir İstavrit. Anında fark ettim. Hemen çektim oltayı. Öyle çırpınıyor, öyle çırpınıyor ki sanki bütün hata bende. Hata sistemde sevgili İstavrit, dedim. Ben seni yemek ister miyim hiç, sistem böyle olmasa? Nasıl yani, dedi, sen de sisteme uygun hareket etmezsin olur biter. Sen başarabiliyor musun dedim, sevgili İstavrit? Sahi senin ismin ne? Biz İstavritlerin hepsi İstavrit adını kullanırız, dedi. İyi dedim öyleyse, ne diyorduk, sen başarabiliyor musun, mesela bir gün içinde bana yediklerini sayabilir misin? Şey dedi, biraz düşündü, bir su örümceği, iki hamsi yavrusu, beş çamuka, bir de çaça yedim galiba, dedi. Pekiyi onlar cansız cisimler miydi? diye sordum. Değillerdi ama sistem böyle, onları yemezsem yaşayamam, sen meseleyi amacından saptırıyorsun diye direnmeğe başladı tekrar. Onu avucumun içinde tutarak öyle bir yumuşattım ki sonunda tavama girmeye razı oldu. Bir tek İstavrit işte, karın doyursa bari gam yemeyeceğim.

Hani bu balıkları yumuşatırken ben de bunalmıyor değilim. Geçen gün vanalardan bütün borular sökülmüş iş bitmişti. Boştum artık. Bizzat oltamla ilgilenebilirdim. Yüzeyi de öylesine berrak ve kımıltısız ki içindekiler görünüyor denizin. Limanın öbür başında bulunan yat öylesine ışıklandırılmış ki insanlar geminin üstünde değil denizin üstünde raks ediyorlar gibi. Yatın üstündekilerde öylesine bir neşe, tatlı bir huzur var ki karaya doğru deniz küçücük dalgalarını, onlar kocaman sevinçlerini gönderiyorlar.

Evet, evet deniz öylesine kımıltısız ve berrak. İçindeki balıkları tek tek say. Allah’ım görüyorum işte, denizin yarım metre derinliğinde bir hareket var. Bu kocaman bir balık, bana doğru geliyor. Bir Morina bu, benim oltama tenezzül bile etmez. Kayboluyor derinlere doğru, parıltılar bırakarak ardından. Morinaları iyi bilirim. Oldukça yırtıcıdırlar. Çok keskin iğne gibi dişleri vardır ve zehirlidirler, ısırdıkları zaman büyük bir acılara neden olurlar. Bu Morinalar gündüz kendilerini göstermez, hava kararınca av aramaya başlarlar. Kıyıya oldukça yakın yerlerde yaşar bunlar. Boyları bazen iki metreye ulaşır ve otuz kilo ağırlığında olanları bile vardır. Gündüzleri saklanmak için kaya oyuklarını kullanırlar. Hava kararınca yola çıkıp, kıyıya yakın yerlere avlanmaya gelir bu yırtıcılar.

Çok geçmeden oltam büyük bir çekim gücüyle sarsılıyor. Bakıyorum, o da nesi! Oltama o Morina takılmış. Ben onu karaya çekeceğime o beni çekiyor denize. Gelmelisin diyor, mecbursun bir bakıma. Daha cevabımı almadan oltayı çektiği gibi denize düşürüyor beni. Bırakamadım ben de tabii oltamı, bıraksam ne olacak yani batıp gideceğim denizin derinliklerine. Söz dinlemeli bu durumda. Morina denizin içinde bana kaydırak yaptırırken iki köpek balığı arasından hızla geçtim. Morina onlara dişlerini gösterince bana saldırmaktan vazgeçtiler. Bir Melek balığı sürüsü arasından süzüldüm. Birbirlerine fıkra anlatıyorlar bir yandan da beni gıdıklıyorlardı. Gıdıklamayın artık dedim, gülmekten öldürdünüz beni. Bir yılan balığı koynuma girdi. Sıcak bedenim yaktı onu, kıvrılarak kaçtı benden. Hırsla saldırdı küçük balıklara. Kayboldu deniz bitkilerinin arasında.

Daha neler oldu neler. Nihayet Morina’nın yuvasına ulaştık. Hakkını yemeyim şöyle başköşeye buyur etti. Yuvasının en rahat köşesine oturmamı söyledi. Biz Morinalar kahve içmeyiz dedi insanlar gibi ama sana havyar ikram edebilirim. Komşularım havyarlarından ara sıra bana verirler, ben de onlara yakaladığım avımdan pay veririm. Korkumdan kabul ettim, neme lazım kızdırmamalı Morina’yı. Ortamı yumuşatmak için, adınızı bağışlar mısınız diye sordum. Yoksa size de İstavritler gibi isim vermezler mi? Verirler, bize isim verirler, dedi, bu yasa gereğidir. Ailemiz yasaları uygulamakta çok duyarlıdır. İsmim Mahmûre. Sabaha karşı doğmuşum. Doğduğumda onlara dalgın ve süzgün süzgün baktığımdan olacak Mahmûre ismini vermişler bana. İyi dedim kendi kendime hırçın değil bari. Anlaşacağız galiba.

Biraz önce İstavrit dedin de dedi, oradan hatırladım. Sen İstavritle konuşurken hemen yakınınızdaydım. Kulak misafiri oldum. Bir İstavrit’i ilgilendiren konu bütün balıkları ilgilendirir bence. Oltayı tekrar atmanı bekledim tabii, seninle yüz yüze konuşmak için. O yüzden buradasın, belki de anlamışsındır. Bir sistemden bahsetmiştin. Sistem gereği tavada olması gerekiyormuş İstavritin. Nedir bu sistem. İşte kötü yakalandın Morinaların Mahmûre’si, hemen pes etmelisin. Ama sen sistemi tersine işletmekle düzeni tersine çevirmiyor musun, dedim. Nerede görülmüş Morinalardan Mahmûre’nin bir insanı gemiden aşağı çektiği?

Düşünerek bir tur attı kayalığın çevresinde. Bir kayaya yaslandı, daha düşündü, daha daha düşündü. Haklısın, ne diyebilirim ki, dedi mahmûr bir halde. Bir Yasamız var bizim, ona bakmalıyım. İyi dedim, Yasanı aç da bir bak. İnsanı karadan çekebileceğiniz yazıyorsa, İstavriti haklı bulacağım. Ben hukukla uğraştığımdan Yasayı iyi bilirim, dedi. Yine de Yasaya baktım. Yok, öyle bir madde, ne diyebilirim ki sana. Götür beni gemiye çıkayım o halde, mesai başlayacak neredeyse telefon çalmadan yetişmeliyim. Yoksa işimden olurum. Yok, dedi, üç gün misafirimsin bir yerlere bırakmam seni, bizim yasamız böyle. Biz insanlarda yasa değil adettir bu. Teklif edilir ama ısrar edilmez bu hususta dedim. Hem yasamız böyle, hem de ısrar ediyorum demez mi? Misafirlik konusunda ısrar etmek Morina Mahmûre’ye hiç mi hiç yakışmıyor, ne yapsam acaba?!

 

/// Hayreddin MERAL’in bu hikâyesi, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Eylül 2010, 6. sayı) yayınlanmıştır.

Etiketler: , ,

Kategori: Hikâyeler | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.