TOPLUM DİNİNE UYMAK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
08 Mart 2012

 

TOPLUM DİNİNE UYMAK

 

İnsanımız başkalaştı. Herhangi bir kalıba sığdıramadığımız düşünce ve davranışlar çoğaldı. Gerçekten değerlendirmede çok zorlandığımız olaylar karşımıza çıkıyor. Fakat karşımızdakiler müslüman adamlar. Yalnız şu farkla: Toplumun anladığı müslüman. Biz de bu tür Müslümanlığı Kitaba-Sünnete dayandırmakta zorlanıyoruz… Böylelerine nasıl davranalım? Gerçekten bocalıyoruz. Sebebi iyi niyetimiz. Ama aldanıyoruz. Çünkü bunlar bize “yâr” olmuyorlar. Bilakis, “ağyar” oluyorlar. Bunların zararları, İslam’a da dokunuyor. Bu bakımdan, bu gruba girenleri teşhis etmek durumundayız.

Bunların en belirgin ve başta gelen özelliklerinden biri de “fikirsiz” oluşlarıdır. Hâlbuki Müslüman fikirsiz, düşüncesiz olamaz. Kur’anda 750 yerde “tefekkür“den bahsedilir. Buna yakın başka kökten bu anlama gelen kelimeler de var. Tekeekkürün kökü de fikir’dir, fikir kelimesinden türetilmiştir. Tüm bunları gözönüne alınca, biz müslümanların “düşünce kıtlığı” anlaşılmaz bir durum. Bunu aşmak zorundayız, yoksa toplum dinine uyuveririz. Fikirsizliğimiz nerelerden kaynaklanıyor; bulmak borcundayız. Yoksa hepimiz, su alan bir gemi gibi, batıveririz.

Böylelerini Rasulallah sallallau aleyhi ve sellem bakınız nasıl tarif ediyorlar. Dinleyelim:

­— Şahsiyetsiz kime derler? Ashab;

— Bize göre kişiliksiz adam, çağırılmadığı bir yere gidene denir, dediler. O:

— Hayır. Asıl şahsiyetsiz, dinini insanların gidişatına uydurandır, buyurdu. (bkz. Kur’anda Temel Kavramlar, Ali Ünal, s.536) Biz buradan çok yönlü dersler çıkarmak ve bu kötü halden kaçmak zorundayız.

Bu tiplerin, her şeyden önce iman konusunda hiç kaygıları yoktur. Hâlbuki iman hususu ihmale gelmez. Dindeki yeri “üssülesas”tır yani temelyapıdır. Sağlam olmayan bir binada temelin tehlikesi neyse, dinde de “şüpheli bir iman” odur. İmanımızı, çok yönlü gönüllerimize yerleştirmek, bir iman borcudur.

Evlenmelerde-boşanmalarda da insanların çoğu topluma uymaya çalışıyorlar. Birçok hatalar bu uymadan doğuyor. Meslek seçmede de toplum çoğumuzu etkiliyor. Öğrendiğimiz iş, hakkımızda hayırlı mı değil mi? Bilmiyoruz. Manevî yönünü araştıranımız çok az.

Türkiye Müslümanları haccetmek için özellikle ileri yaşları seçiyorlar. Bu, cahilce bir tutumdur. Adam birçok günah işleyecek, peşinden de hacı olacak. Yerleşik dinî anlayış budur. Ya haccetmeden ölürse. Bunu düşünen maalesef azdır.

Öncelikle, kendimizi İslâm’a ne kadar teslim ettiğimizi anlamalıyız. Bu, içimizde bir “adalet mekanizması” kurmamız demek. Yargılayacağımız ilk sanık kendimiz. Bu, zordur. Ama bu zora talip olamayanlar kendilerini, ailelerini, yakınlarını; eşya veya hâdiseleri “âdilce” göremezler. Hükümleri, insaflı ve adaletli olamaz. Hem aldanırlar. Hem de aldatırlar. Çünkü gönüllerinde “âdil bir yargıç” yoktur. Kendinin hâkimi olanı kimse mahkûm edemez.

Çevremizi de dinimizin istediği gibi değerlendirmemiz şarttır. Yoksa yanlış hükümler vermemiz işten bile değil. Yanıltan kötü çevre ile sarılmışız. Bu çemberi herkes kıramaz. Yakınlarımızı titizlikle seçmeliyiz. Çünkü bu, kişinin ahiretini kazanmasında çok önemlidir. Dost edineceğimiz kimseleri seçmede Kur’an şaşmaz bir ölçü koymuştur:”Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla (yani doğrularla) beraber olun. (Tevbe suresi, 119. ayet)”

Bize düşen iman borcu, kendimizi İslam’ın Kitabına-Sünnetine teslim etmek. Başarımız, bu teslimiyetimize bağlıdır. Allah’tan korkmak, onun dinini öğrenmek ve ona göre hayatımızı tanzim etmek, toplumda İslam’a aykırı adetlerden kaçmak, Kur’an ve Sünnet’i baş tacı eylemek, bidatlerden ve hurafelerden kaçmak, yani toplum dininden uzaklaşmak… İşte reçete budur.

Kur’an’ımızdan bir ayet-i kerime ile bitirelim: “Ey iman edenler. Eğer siz Allah’ın yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız),  O da size yardım eder. Ayaklarınızı sağlam bastırır. (Muhammed suresi, 7. ayet)”

Allah teala hazretleri Hakkı hak bilip ona teslim olmayı, batılı batıl bilip ondan kaçınmayı hepimize nasip eylesin. Toplumumuzu da içine alan dinsizlik-dine kayıtsızlık fitnesinden bizleri ve çocuklarımızı muhafaza buyursun. Kur’an’a ve Sünnet’e tabi olanlardan eylesin. Allah teala hazretlerine, O’nun Habib-i edibi olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, onun kutlu ashabına, ashabına tabi olanlara, İslam’ın büyüklerine uyanlardan eylesin, amin ya Mu’in.

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Eylül 2010, 6. sayı) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , ,

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.