TERÖRDEN ve VESAYETTEN KURTULUŞ BİLDİRİSİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
02 Ocak 2012

 

TERÖRDEN ve VESAYETTEN KURTULUŞ BİLDİRİSİ

 

Yüce Milletimiz!

Vatanımız ve milletimiz, dinimiz ve devletimiz için şehid olan bütün evladımıza Allah teala hazretlerinden rahmet diliyoruz. Şehidlik ve gazilik, 1000 senelik Anadolu ve Rumeli tarihimizin en kutsal değerlerinden birisidir; bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.

Evet, hepimizin yüreği yanıyor. Cennet vatanımız uğruna feda olan gencecik fidanlarımız elbette ki cennete gidiyorlar, lakin hepimiz etten kemikten yaratılmışız, onlar için üzülüyor, kahroluyor, perişan oluyoruz. Ve soruyoruz: Terör belası ne zaman bitecek, akan kan ne zaman duracak, şehid ve gazilerimizin hesabı ne zaman ve nasıl sorulacak?

Lakin kimse doğru dürüst bir cevap vermiyor ya da veremiyor veya yanlış cevap veriyor. Doğru dürüst yorum yapan yok, laf kalabalığı arasında bir sürü adam tartışıp duruyorlar ve bu da tabii ki terörün işine yarıyor.

Terör, Anadolu ve Rumeli’nin, bugün en önemli meselesi; lakin yalnız bugünün değil, yakın tarihin de değil, hem uzak hem yakın tarihin meselesi. Terörle mücadele sadece bir iç mesele de değil, hem iç hem de dış mesele. Bu beladan kurtulmanın bir tek ilacı yok; çok cepheli, çok vecheli ve çok boyutlu bir meselenin tek bir ilacı olur mu?

Ne Kürdün ne de Türkün birbiriyle bir alıp veremediği yok aslında. Evet, her ikisi de milliyetçilik daha doğrusu ırkçılık illetine daha doğrusu vebasına duçar olmuş veya edilmişler maalesef. Ama bu illet, Allah’a şükür, deriden içeriye geçmemiş hâlâ. Onun için ümidvarız. Evet, Batıcılık illetine düşmüşüz, ama mesela Filistin meselesinde, hepimiz bir yürek olabiliyoruz hâlâ, Allah’a şükür. Onun için ümidvarız. Evet, içimizden laikçilik ve mezhepçilik kanserine yakalananlar var, fakat bunlar genele yayılmamış ve revaç bulmamış. Onun için ümidvarız.

Lakin Türk’ten de Kürd’den de rahatsız olan, hiçbirimizi sevmeyen hatta elinden gelse bir kaşık suda boğacak bir kesim var buralarda, suyun başını tutmuşlar ve kendilerine emredileni yapıyorlar. Onun için bu mesele sadece iç mesele değil.

Türk’ün de Kürd’ün de üstünden bir buldozer geçmiş aslında. Bu buldozer hem maddi hem manevidir, hem düşünsel hem toplumsaldır, hem dini hem de la-dinidir. Onun için kimse gerçekleri ve doğruları tam olarak konuşamıyor. Münazarada tam olarak inanmadığı bir konuyu savunmak zorunda kalan gençler gibi gak guk edip duruyorlar veya bu yarı gerçeği insanlara nasıl aktarırız diye uğraş veriyorlar; bir kısmı da maalasef buna gönülden inanmaya başlıyor; daha kötüsü de var, onlar da ellerine tutuşturulan metinleri yüksek sesle okuyorlar.

Meselenin kökünde 200 senelik tarihimiz vardır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra kasıtlı olarak yanlış çizilen sınırlar vardır. Lozan’la bize giydirilen deli gömleği vardır. İslam’dan ve Müslümanlardan uzaklaştırılmamız vardır. Birleşmiş Milletler’de hiçbir İslam ülkesine, Osmanlı’nın varisi ve Müslümanların doğal lideri olan ülkemize veto yetkisi verilmemesi vardır. Nükleer silah sahibi ol(a)mamamız vardır.

Her on senede bir darbe olmasının ardında ne vardır sanıyorsunuz. 40 senedir başımıza sarılan terör belasının ardında ne vardır sanıyorsunuz. Siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın ardında ne vardır sanıyorsunuz. Eksen kayması tartışmalarının ardında ne vardır sanıyorsunuz. Lozan’la hapsolunduğumuz dairenin yeniden hatırlatılışı vardır. Onun için bizim her iç meselemiz, dış meselemizdir. Bütün dış problemlerimiz de aslında iç problemlerimizdir. Ülkemizde asker ve yargı vesayeti vardır diyoruz, doğrudur. Fakat daha doğru olan dış vesayettir, ABD ve AB vesayetidir, Batı vesayetidir. Bu vesayetler yırtılmadan çözüm de yoktur, kurtuluş da. Evet, çok acı bir durum, lakin acı ilacı tatmayan ve bilmeyen hastanın şifası da mümkün değildir. Bizi münazara toplumu yapan bu acı gerçeklerin bilinmemesi, söylenmemesi, anlatılmamasıdır. Meselenin özü, kökü, aslı budur.

Meselenin aslı İslam’dır, kardeşlerim! Aslı da faslı da, başı da sonu da, önü de arkası da İslam’dır! Çare de buradadır, çözüm de buradadır, ilaç da bundadır, şifa da… Yeniden İslam’a dönmezsek hiçbir meseleyi tam olarak çözemeyiz, bunu bilelim. İslam Birliği’nin İslam Devleti’ni ve İslam Milleti’nin İslam Medeniyeti’ni yeniden ortaya çıkarmazsak tam ve köklü bir çözüme kavuşamayız, bunu bilelim. İşin aslına dönmez ve gereğini yapmazsak bugün birinci meselemiz olan terörden belki kurtulabiliriz ama yeniden daha büyük problemlerle karşı karşıya kalacağız, bunu adımız gibi bilelim. 1970–80 arasındaki anarşi dönemini, sokağa bile çıkamadığımızı, çocuklarımızın yine çocuklarımız tarafından vurulduğu o meşum dönemi hatırlayalım. 28 Şubatları, 12 Eylülleri, 12 Martları, 27 Mayısları, yokluk ve yoksulluk dönemlerini hiç unutmayalım.

Değerli kardeşim!

Terör belki senin evine bir acı bırakmamış olabilir, hatta herhangi bir akraba hatta komşuna bile dokunmamış olabilir. Lakin bu acı hepimizindir ve hepimizin birinci meselesidir. Lakin şunu bil ki terör meselesi buzdağının görünen kısmıdır. Bunu araştırmak, öğrenmek, bilmek ve daha da önemlisi çözmek, bunun için gayret etmek ödevimiz vardır. Bu, hepimize düşen bir görevdir. Onun için herkese inanma, kanma! Gazetelerde, televizyon ve sitelerde boy gösteren aydın taslaklarına aldanma, kanma, inanma. Bir samimiyet ve tutarlılık testi yap, düşünme ve akletme süzgecinden geçir, yoğurdu üfleyerek ye!

Milletin bağrından çıkmış, senin tam içinden, kalbinden çıkmış sesleri dinle, uyacaksan onlara uy. Onlar ki samimi, dürüst ve tutarlı kişilerdir. Onlar ki doğruyu ve gerçeği söylemekten kaçınmayan, bunun için kınayıcının kınamasından korkmayan, davası uğrunda tek başına kalabilmeyi göze almış şahsiyetlerdir.

Değerli kardeşim!

Millet için, birlik ve devlet için şimdiye kadar birçok iş yapmış olabilirsin. Lakin bunlarla yetinip avunacak mısın? Şunları şunları yaptım diye övünecek misin? Artık yoruldum mu diyeceksin; bunaldım, tükendim mi diyeceksin?

Evet, sırtındaki yük ağırdır. Asırların yükünü taşıyorsun omzunda. Asırların problemleri, yenilgileri, perişanlıkları, pişmanlıkları var içinde ve omzunda. Bırakıp gidecek misin o zaman, terk edip çekilecek misin?

Yüce Milletim!

Ne zaman tam manasıyla uyanacaksın?  Her gün dünyanın en yakışıklı, en akıllı, daha da önemlisi en imanlı gençlerinden birkaçını şehid veriyorsun. Yetmedi mi? Anlamayacak mısın, hâlâ? Uyanmayacak mısın, hâlâ? Daha da kötüsü mü yoksa, vaz mı geçeceksin? Bu cennet vatanı terk mi edeceksin yoksa?

Elbette ki HAYIR! Senin kim olduğunu herkes biliyor, dünya biliyor, sen de biliyorsun. Sen mücadeleni sürdürüyorsun, lakin devam etmelisin. Birleşmeli, yekvücud olmalısın. Gerçeği ve doğruyu öğrenip gereğini yapmalısın. İnanmalı ve yeniden inanmalısın. Bağrından çıkardığın şairin sana şöyle hitap etmişti, unutmamalısın:

“Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

 

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

 

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”

Dev olmak zorundasın zaten, yoksa kaybolup gidersin. Onun için en az 5 milyon satan güçlü gazetelerin olmalı. Dünyanın her dilinde yayın yapan televizyonların, internet sitelerin olmalı. Köklü ve güçlü üniversitelerin olmalı. Güçlü askerin olmalı, çok güçlü istihbaratın olmalı. Güçlü siyasetin olmalı, çok güçlü bir hariciyen olmalı. Onun için de donanımlı, bilgili, bilinçli ve idealist insanlar yetiştirmelisin.

Mademki devsin, evet mademki olmak zorundasın, onun için yeniden güçlü olmalısın. Güçlü olmak için birlik olmalısın. Zaten yapay olarak çizilmiş olan sınırları işte o zaman değiştirebilirsin. Terörden, darbelerden ve vesayetten o zaman kurtulursun. İşte o zaman Lozan’ı değiştirebilirsin. Nükleer silaha da, Birleşmiş Milletler’de veto hakkına da sahip olur, yeniden süper güç olursun. Yani Yüce Birliğin Yüce Devletini yeniden kurduğun zaman. Yüce bir Millet olduğunun bilincine varıp Yüce Medeniyetini yeniden hâkim kıldığın zaman.

Evet, işte o zaman.

 

25 Haziran 2010

Haydar HEPSEV

Yüce Devlet Dergisi Hadimi

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Yüce Devlet Bildirisi | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.