TENKİDİN ÖNEMİ VE İŞLEVİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
14 Ocak 2012

 

TENKİDİN ÖNEMİ VE İŞLEVİ

 

Tenkit, belki başlı başına bir tür değildir velâkin asıl eser kadar önemlidir. Değil mi ki negatif kutup olmadan sadece pozitif kutupla ışığımızı yakamıyoruz, eleştiri olmadan da eserler tam olarak anlaşılmıyor ve değerleri tam olarak ölçülmüş olmuyor. Tenkit derken inceleme, araştırma, tahlil ve terkibi kastediyorum. Tenkitsiz ve yorumsuz eser aslında ölü eserdir; etki sahibi, gerçek ve kalıcı eser değildir. Eleştiri bir yapıtın inceliklerini, yeniliklerini, özelliklerini, eksikliklerini, yanlışlıklarını, üstünlük ve düşüklüklerine bir nevi ayna veya mercek ve hatta mikroskop tutmak demektir. Eserin derinliklerine nüfuz etmek demektir.

Tabiî ki iyi niyet esastır. Daha iyiye ve mükemmele erişmek her zaman için değişmez hedeftir. Fakat kötüden, gerçek ve asıl olmayandan korunmak da daha iyiye ulaşmak kadar önemlidir. Çünkü kimi zaman kötü, iyinin önüne geçebilmektedir. Çürüğü sağlamından ayırmak, gerçeği sahtesinden ayırt etmek ve hatta en önemliyi ve güzeli ve iyiyi daha alt seviyedekilerden tefrik etmek eleştirinin ve eleştiricinin başlıca görevlerindendir. Haksız eleştiri ise gerçek esere tesir dahi edemez. Çünkü hakiki eserler zamana meydan okurlar. Haksız övgü de sahtenin yaşamasını sağlayamaz. Çünkü sahte, doğarken ölüdür. Susmak ve görmemek ve bahsetmemek de gerçek ve sağlam eserin mevcudiyetini ve etkisini önleyemez. Rüzgâr ağaçları salladığında gerçek eser bütün haşmetiyle yerli yerinde kalır. Zamanın olumsuz tavrından güçlenerek çıkmış olur.

Tenkidin en iyi tarifi Lügat-ı Nâcî’dedir ve şöyledir (sadeleştirerek): “Edebi, fenni, sınai eserleri tetkik ile fena yönlerini muhakeme ederek göstermek; edebi eserler hakkında kullanılması daha galiptir. Tenkit manasında tetkik olunan eserin “iyi yönlerini göstermek” tabii ki mülahaza olunur. Bir eserin yalnız fena yönlerini göstermek de tenkittir, fakat yalnız iyi yönlerini göstermek eleştiri değildir. Demek ki tenkit bir eserin hem iyi hem fena yahut yalnız fena yönlerini göstermekten ibaret olmak üzere iki türlüdür.” Evet, bir eserin sadece eksik, hatalı ve yersiz taraflarını göstermek, tenkidin görevi oluyor. Fakat kanaatimce, eleştirip bırakmak doğru değildir, doğrusunu söylemek, köklü ve isabetli öneriler getirmek de lazımdır.

Edebiyat ve sanat hayatımızda eleştiri müessesesinin tam işlediği söylenemez. Toplum katmanları arasındaki iletişim kopukluğu ve fena yönetilmenin doğurduğu disiplinsizlikten ötürü gerçek eser ve ürün ortaya koymada büyük zorluklar çekiliyor. Toplumumuz tam bir dışa vurum hezeyanı dönemi yaşıyor. İyiyi kötüden ayırmak mümkün olmuyor. Herkes bir şeyler yapıyor, herkes öne atıyor ve eser ortaya koyduğu zannıyla hareket ediyor. Eleştiri, kontrol, disiplin, danışma, görüş ve fikir alma olmadan her işi yapıyor. Durup dinlenmenin ve sakin kafayla muhakeme etmenin; ilim, tefekkür ve sanatla değerlendirmenin; kıstas, ölçü ve miyarla yorumlayıp eleştirmenin zamanı artık gelmelidir.

Geçmişte eleştiri kurumunun olmadığı ve Tanzimat’tan sonra geldiği söylenmektedir. Fakat geçmişimizin ve geleceğimizin tam olarak değerlendirilmediği de ortadadır. Eskiden tenkide ihtiyaç bile kalmayabiliyordu, çünkü tam bir disiplin ile her alanda müesseseleşmiş olan usta-çırak bağının getirdiği iyi ve tam öğrenme vardı. Ortaya konulan eserin hakkını tam verme geleneğimizin en belli başlı hususiyetlerindendir. Meselâ bir hattat, hocasının kendisine meşk olarak verdiği yazıları senelerce çalıştıktan sonra icazet alıyor, icazet aldıktan sonra da hocasıyla bağı kopmuyor, yazıları tekrar tekrar hocasına kontrol ettiriyordu. Geçmiş hattatlarımızın o nefis eserlerinde, kıl ucu kadar hata bulunmayışının sebebi budur. Müzehhiplerimiz, hocaların yanında senelerce sadece cetvel çeker, mesleklerini tam ve eksiksiz bir biçimde öğrenmeden mezun olmazlardı. Şairlerimiz bile usta-çırak ilişkisi ile yetişiyorlardı ve bu durum halk ve divan şiirimiz için varitti. Şiirlerini, divanlarına veya kitaplarına almadan önce mutlaka hocalarına ve şair arkadaşlarına okurlardı.

Geçmişimizde durum böyle iken Tanzimat sonrasında gelişen edebiyat ve sanatımızın bir dereceye kadar kaliteli ve seviyeli tenkitle beslendiği söylenebilir. Sanatımız ve edebiyatımız gerçek eleştiri sayesinde sağlıklı bir rotaya girmek üzereyken alfabe ve dil devrimi yüzünden bir deprem geçirdi ve sanatçı-eleştirmen-halk ilişkisi bakımından tam bir yıkıntıya uğradı. Geçmişten gelen havanın yetiştirdiği sanatçılar sayesinde bir süre daha kalite, seviye ve disiplin korunduysa da, onların sahneden çekilmesiyle ortalığı yavaş yavaş ölçüsüzlük ve kalitesizlik almaya başladı ve giderek artan bir şiddette bu durum devam ediyor.

Bir orta aydın sınıf yetiştiremedik. Tenkit ve yorumla eserleri değerlendirip gerçek eser ve sanatkârlarla halk ve okuru buluşturacak, bir orta aydın tabakaya her zaman ihtiyaç vardır. Hemen her alanda gerçek ile sahtenin ayırımını yapacak ve ortamı sağlığa kavuşturacak bir atılım gerçekleştirilmelidir; bu önemli iş bu orta aydın tarafında icra edilecektir. Ve bu yapılırsa kültür, sanat, edebiyat ve medeniyet hayatımız; şimdiki halinden çok daha üst düzeye çıkacaktır.

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, 2 Ocak 1996 tarihli Dürüst Gazete’de ve Yazgı Dergisi‘nde (Mart-Nisan 2003, sayı 2, s.18-19) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Edebiyat Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.