SURİYE, RABİA, ÇÖZÜM SÜRECİ, GEZİ KALKIŞMASI ve İSLAM BİRLİĞİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
16 Şubat 2014

 

 

SURİYE MESELESİ, RABİA DİRENİŞİ,

ÇÖZÜM SÜRECİ,

GEZİ PARKI EYLEMLERİ VE

İSLAM BİRLİĞİ ÜZERİNE

 

İslam ülkelerinde, kendi halklarına zulmeden müstekbirlerin birçoğunun devrilişine şahit olduk. 30 senedir 40 senedir ülkelerinin başında kalan Irak’ta Saddam, Tunus’ta Zeynelabidin b. Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Libya’da Kaddafi’nin hor ve hakir bir şekilde yıkılmalarını, ibret ve tefekkürle takip ettik. Bu alçakların gidişlerinden ötürü sevindik hatta. Çünkü o diyarlarda yaşayan insanlar zulümden kurtuluyor, hürriyetlerine kavuşuyor; yeni bir çağ başlıyordu.

Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye’ye de yayılan “Arap Baharı” diye adlandırılan bu zalimleri devirme hareketleri, bir yanardağın patlamasından önceki duman püskürmeleri gibi, aslında önceden kendilerini haber vermişti. İçteki enerji birikimi, yani zulme ve müstekbirlere karşı gelişen derin muhalefet, bir yol buldu ve kısa bir zamanda büyük hareketlere sebep oldu. Biz, dış muharrikten çok iç birikimlerin, bu hareketlere vesile olduğu kanaatindeydik, şimdi de aynı düşüncedeyiz (8. ve 9. sayılarımızdaki başyazılara ve okuyucularla söyleşilere bakınız.)

Batı, bu hareketleri önlemekte geç kaldı ama mesela Libya gibi menfaatlerinin büyük olduğu yerlerde el çabukluğu gösterdi. Ama Tunus ve Mısır’daki hareketlere seri bir şekilde vaziyet edemedi. Lakin iş, kendi hegemonya sistemlerini tehdit eder hale gelince, Batı ülkeleri, tedbir ve kontrol çabalarına giriştiler. Bu meyanda, Mısır’da devrim sonrasında yapılan seçimle işbaşına gelen Başkanın devrilmesini sağladılar; Libya ve Tunus’taki devrimlerden sonra bu ülkelerde bazı karışıklıklar meydana getirdiler; bu devletlerin yeni bir rotaya oturmasına engel oldular. Suriye’deki zalimin devrilmemesi için ellerinden geleni yaptılar.

Evet, biz İslam ülkelerindeki zalimlerin devrilişlerine sevindik ama biliyorduk ki bunlar piyonlardan ibarettir. Bunlar zalimciklerdir. Gerçek zalimler ise ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ile Almanya (ve bu 5+1′in yardakçıları olan sair Batı devletleridir.) II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan modern sömürge sistemidir; işte gerçek zulüm sistemi budur. Ve biz, inşaellah, zulmün ağababaları olan bu müstekbirlerin yıkıldığı ve kurdukları sistemin çöktüğü vakti gözlüyoruz; asıl sevineceğimiz zaman, o zaman olacaktır.

 -

Gezi Parkı Şoku

Evet, önce sevindik, sonra sarsıldık. Ve yeniden idrak ettik ki gayret kuşağını kuşanmaktan başka çare çok. Çünkü rehavete düşmüş ve gaflete dalmıştık. Yüzeysel tedbirlerle büyük işleri gerçekleştireceğimiz zehabına kapılmıştık. Çözüm Süreci’ni çabucak tamamlamak gibi hayale kendimizi kaptırmıştık. Lakin ansızın başlayıveren ‘Gezi Parkı Olayları’ bir şok etkisiyle birdenbire ayıltıverdi hepimizi. Taksim’de üç beş tane ağacın kesilmesi meselesinin ülkemizi bir kaosun eşiğine getirdiğini gördük. Dünyanın büyük gizli servislerinin bu olayların başlatılması, provoke edilmesi, büyütülmesi, devam ettirilmesi hususlarında ne kadar -maalesef- başarılı olduklarını müşahede ettik. CNN’in neden sabahlara kadar Taksim’den canlı yayın yaptığını anlamaya çalıştık.

Eş zamanlı olarak Türkiye ve Endonezya’da ve kısa bir süre sonra da Mısır ve Tunus’ta başlatılan kahverengi kuşak darbe hareketleri, bu ülkelerde, 9 şiddetindeki bir depremden çok daha fazla etki yaptı. Maalesef Mısır’da başarılı oldu ve bu kardeş ülkenin 28 Şubatı hâlâ devam ediyor. Rabbimiz hazretleri, ülkenin seçilmiş başkanının devrilmesi üzerine başlayan “Rabia” direnişine nusret ve zafer ihsan eylesin, âmin.

Bizdeki Gezi olaylarının, Çözüm sürecini durdurmaya yönelik olduğu çok açıktır. Ülkemizin 30 yıldan (ama bizce 80 seneden) fazla süren ve Kürt meselesini bahane ederek başlatılan terörü nihayete erdirecek olan Çözüm süreci, Anadolu halklarını heyecanlandırmış ve sevindirmişti. Gezi olaylarından sonra durdu ve hatta geriledi (şimdilerde yeniden başlamış görünüyor, lakin bıçak sırtındadır.)

Kalıcı Çözümün Sırrı

Çözüm süreci, bizce, Kürt kardeşlerimizle Sultan Alpaslan’ın 1071′deki Malazgirt Zaferi’yle başlayan, Selahaddin Eyyubi’nin Haçlıların elinden Kudüs’ü kurtarmasıyla devam eden ve Yavuz Sultan Selim zamanında, İdris-i Bitlisî’nin kutlu gayretleriyle et ve tırnak gibi ayrılmaz bir hale gelen mübarek birliğin yeniden kurulması anlamına gelmektedir. Kürtlerle Türklerin yeniden beraber olması, Anadolu müslümanlarının birleşmesi, Büyük İslam Birliği’nin yeniden kurulmasına önayak teşkil edecektir. Gezi olayları, işte bunun için başımıza sardırılmıştır.

Çözüm sürecinde, asıl hatırlanması gereken budur ki,  nihai çözüm İslam’dadır. Çözüm sürecinin başarılı olması da elbette, İslam’a bağlıdır. İslam’ın adalet, kardeşlik, eşitlik ve muhabbet esaslarına yeniden dönmektedir. İslam’ın şiddetle karşı çıktığı zulüm, ayrımcılık, asabiyet (ırkçılık), bazı insan ve zümreleri üstün görüp kardeşini hor görme yanlışlıklarından vaz geçmektedir.* İslam’a gerçekten dönmedikçe tutarlı, sağlam ve kalıcı bir çözüm olmayacaktır.

Evet, kahverengi kuşak darbe hareketlerinin Türkiye ayağı, Gezi olaylarının serinkanlı bir şekilde ele alınması ve milletin de büyük bir sağduyuyla destek vermesiyle atlatılmış görünüyor. Lakin Batıdan hiçbir zaman emin olmadık ve olmayacağız. “Kahverengi kuşak” tamlaması da bu anlamdadır; kahverengi, siyahtan bir önceki kuşaktır; kahverengi ile kara arasında az bir fark, zaman ve yer vardır. Akıl, tedbir, hikmet sahiplerine arz olunur.

***

Suriye’de Karizması Çizilen Kim?

Suriye’de de önce masum halk hareketi olarak başlayan “Bahar”, Batının duyarsızlığı ve Beşli Çete’nin arasındaki anlaşmazlıklar sebebiyle “iç savaş”a dönüştü ve neredeyse üçüncü senesini doldurmak üzere. Katil Baas rejiminin zalim lideri Esed ve hempâları tarafından yüzbinlerce insan hunharca katledildi; amansız zulüm sebebiyle yüzbinlerce kadın, çocuk, yaşlı, fakir insan da göç ettiler, zor şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Allah teala, ölen kardeşlerimize rahmet ve magfiret, yaşayan ve çile çeken insan kardeşlerimize yardım eylesin; Özgür Suriye Ordusu’na nusret ve zafer ihsan eyleyip Baas rejimini, Esed’i ve yardakçılarını bir an evvel kahr u perişan eylesin, âmin.

İslam dünyası, evet, Suriye’ye bir çözüm üretemiyor. Türkiye başta olmak üzere birkaç İslam ülkesi, mültecileri ağırlıyor, Suriye’ye insani yardım malzemeleri sağlıyor, bunlar elbette takdir edilecek şeylerdir ama asla yeterli değildir. Özgür Suriye Ordusu’nun elindeki silahlar zayıftır, hava gücüne sahip değillerdir. Muhalefet arasındaki anlaşmazlıklar ve bazı İslam ülkelerinin gereksiz müdahaleleriyle meydana gelen kargaşa da işin cabasıdır. İslam âlemi, uluslararası siyasette, Suriye için bırakınız birleşmeyi, umut verici doğru dürüst bir proje bile üretemiyor. Mısır, bertaraf edildi; İran, açıkça Baas ve Esed’den yanadır, bozguncu bir tavır içindedir; Suudi Arabistan’sa ülkedeki kaosu arttırıcı bir pozisyondadır. Türkiye ise belki de gücünün ötesinde bir pozisyon almıştır, aslında başka çıkar yolu da yoktur. Ya eskisi gibi sadece Batıdan yana olacak, ya da 2000li yıllarla başlayan büyüme ve gelişme hamlesinin bir sonucu olarak farklı bir tavır alacaktı. Onun için, Türkiye’nin Suriye hakkında yürüttüğü iç ve dış politika, yeni pozisyonuna uygundur.

Suriye meselesinde asıl foslayan Batıdır; 5+1′dir, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan modern sömürge sisteminin babalarıdır. Evet, şimdilik Rusya’nın istediği olmuş veya ABD, Rusya’ya dur diyememiştir. Bunda Çin’in, Rusya’dan yana olmasının; ABD’nin başkanlık seçimi geçirmesi ve ekonomik darboğaz içinde bulunmasının; Avrupa Birliği’nin söz sahibi ülkeleri Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ortak bir politika belirleyememelerinin büyük etkisi vardır. Sebep ve saikler ne olursa olsun, ortada önemli bir durum vardır: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Avrupa Birliği’ni temsilen Almanya’nın oluşturduğu Küresel Zulüm Organizasyonu’nun karizması**, Suriye’de çizilmiştir. İnşaellah bu çizik daha da derinleşecektir. “Zulüm, payidar olmaz” da ondan. “Zulmile âbâd olanın âhiri berbad olur” da ondan.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ekonomik gücü ve siyasi ağırlığı artan birçok ülke, Birleşmiş Milletler’i ve Güvenlik Konseyi’ni artık yüksek sesle eleştirmektedir.  Seyirci kaldıkları zulüm, vahşet ve insanlık suçlarına karşı aciz kalmakla yaftalamaktadırlar. Bu haklı düşünce, eleştiri ve uyarıların karşılık bulacağı günler yakındır. Zalimlere verilen “az bir müddet” dolmak üzeredir.

Evet, öyledir. Yalnız zalimin ve zulüm organizasyonların çöküşü, güçlü bir yumrukların sert vuruşlarıyla olur. Diktatörler, birlik ve kuvvetin sadmeleriyle yıkılır. Feridun’un gürzü, İskender’in kılıcı, Ömer’in adaleti, Aliyyül-Mürtezâ’’nın kahramanlığı, Selahaddin-i Eyyubi’nin birleştiriciliği, Fatih’in akıl ve çalışkanlığı, Sultan Selim-i Evvel’in yavuzluğu ile bir bir devrilir bütün zalimler…

Onun için Birlik fikri ve ahlâkına sımsıkı yapışmaktan başka çare yoktur. Suret-i haktan görünenler ne derse desin, başka deva yoktur.*** Birlik için fedakâr, cesur ama tutarlı adımlar atılmazsa, başımıza daha çok “Gezi” olayları sardırılır. Mevcut birliğimizi koruyup hatta büyütemezsek daha nice provokasyonlar düzenlenir ülkemizde, hileler tertiplenir şehirlerimizde; İslam coğrafyasında, kardeş devlet ve kentlerde…

Onun için, biz, daha çok “birlik” yazısı yazacağız.

Birliğe davet edeceğiz, dilimizde tüy bitinceye kadar.

Birliğe çağıracağız, gırtlağımızdan ses çıkmayana dek.

___________________

* Biz, 1 Ekim 2009 tarihli 2. sayımızdaki “İslam Birliği Bir Ütopya Değildir!” başlıklı yazımızda (ve özellikle “Birlik ve Kürtler ve Türkler” altbaşlığında) bunu ayrıntılı bir şekilde ele almış ve “Hata yaptığını itiraf etmek ve özür dilemek bir erdemdir. Aciz bir kardeşleri olarak bendeniz, Kürt kardeşlerimizden, şimdiye kadar yaptığımız bütün yanlışlardan özür diliyorum” demiştik (ve bu yazımız 2010 yılında basılan “Medeniyet-Millet-Devlet-Birlik” kitabımızda da yer almıştı.) Başbakan bizim bu özrümüzden sonra, Cumhuriyet tarihinde Kürtlere yapılanlar için özür dilemiştir; iyi de yapmıştır, gönül almış ve bir vebalden belki de bütün Türkleri kurtarmıştır.

15 Kasım 2009 tarihli 3. sayımızda da Birlik ve Kürtler ve Türkler yazısına gelen tepkiler üzerine, “Kürtler Yaban, Kürtçe Yabancı Dile Değil!” başlıklı “Kürt ve Türk el ele olursa, Kürt ve Türk ve Arap ve Çerkes ve Laz birlik olursa kim yan bakabilir bize? diyerek bitirdiğimiz” makalemizin başlıklarından biri de “X, Q, W Nasıl Ayıracakmış Bizi? idi. Bu harfler üzerindeki yasağın kalkması, elbette, sevindiricidir. Lakin yetmez, asıl çözüm kendi asli ve mübarek yazımıza dönmektir.

**1 Eylül 2010 tarihli 6. sayımızdaki “Zulüm, Kıtalar Dolaşıyor“, 14 Mart 2011 tarihli 8. sayımızdaki “Karanlık Çağ Sona Ermekte” ve 15 Temmuz 2011 tarihli 9. sayımızdaki “Tek Çözüm: Birleşmek” başlıklı yazılarımızda; Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin yapısı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan modern sömürge sistemi, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan 5 devlet (ve Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Almanya’nın) oluşturduğu Küresel Zulüm Organizasyonu hakkındaki ayrıntılı yazılarımızı dikkatli okuyucularımız hatırlayacaklardır.

*** Mustafa Akyol “Müslümanları ‘Birlik’ mi Kurtaracak” başlıklı yazısında “Müslüman dünyanın yeniden yükselmesinin sırrı “birlik ve beraberlikte değil, aksine “çokluk ve rekabet”te yatmaktadır. (18 Eylül 2013, Star Gazete)” dedi ve bu yazıyı, maalesef kimse eleştirmedi. Kısaca ifade edelim: Çokluk ve rekabet, nasıl olacak da müslüman dünyayı yeniden yükseltecek? Tek başına Türkiye, tek başına Malezya ya da Endonezya, tek başına Pakistan veya Mısır, Suudi Arabistan yahut Nijerya nasıl olacak da II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan modern sömürge sistemine karşı durabilecektir? Bu ülkelerde “çokluk da rekabet de” bulunmaktadır, ama aralarında birlik ve beraberlik yoktur ve asıl problem de budur. Batı dünyasının gelişip büyümesinin öyküsü ayrıdır, İslam âleminin birleşip büyümesinin menkıbesi ayrı olacaktır. Tamamen birbirinden farklı iki evrendedirler çünkü.

 

/// H. Murad Hepsev’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (13. sayı, 25 Kasım 2013) başyazı olarak yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , , ,

Kategori: İslam Birliği Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.