ŞİİR YAZMAK, ŞAİR OLMAK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
31 Ocak 2012

 

ŞİİR YAZMAK, ŞAİR OLMAK

 

Şiir tanımlarını aşıyor. Şiir, kendisinden başka her şeyi, bizzat kendisi ile ilgili bile olsa, aşıyor. Hangi elektrik şavkı, şimşek aydınlığını aşabilmiştir. İlhamın keskin ışığına ise şiirden başka, söz sanatlarından hangisi, denk ve uygun düşebilecektir. İnsanın, ta yücelere açılabilen ruh ve duygularıyla, yücelerin yeryüzüne inen billur taneleri, şiirden başka ne ile, tam anlamıyla, buluşabilecektir.

Şiir anlamını aşıyor. Çağrışımın bereketli tohumunda bir özgelik vardır. Kelimelerin şiir olarak yan yana gelmesinde bir keramet vardır. İşleyen bir fabrikadaki, en küçük aksanından en büyük çarkına kadar mükemmelen çalışan makineler gibi, insanın bütün özellik ve hassalarının tam bir uyumla iştirak ettiği bir başka insani faaliyet hangisidir acaba?

Şiir, dili aşıyor. Dilin kendisi bile bir nevi şiirdir çünkü halkın dili, Hakk’ın ilhamıyladır. Lakin şiirdeki kendini yoğunlaştırma sonucunda ruh ve anlam açılımlarına uzanma, uzanıp ilham meyvelerini derme ve bunları dille sunma eylemleri, şiire dili bile aşma gücünü kazandırıyor. İnsanlığa şiiri, bu büyük hediyeyi sunan, bir tek işteki bunca bereket, güzellik ve açılımın birlikte var olabilme hassasıdır.

Şiir faydalıdır, şair faydalı insandır. Bütün bir devletin yükünü belki de bir tek kişi çeker: Devlet başkanı. Toplum ve devletin her şeyi ona yöneliktir; artı ve eksi puanlar ona yazılır; o sorumludur iyiden, kötüden, olumludan, olumsuzdan. Fakat dıştan öyle açık seçik görünmez bu olay. En büyük itibarı o görüyor, en imkânlı mevkide o bulunuyor, her şey onun elinden oluyor zanneder insanlar. Bilmezler ki devlet başkanı ne kadar çile ve ıstırap içindedir. Bunun gibi şairin işlevi de fazla bilinmez. Aslında gerçek şair, bir toplumun trajik yükünü çeken bir paratonerdir. Toplumun mevcut ve hatta gelecekteki bütün acılarını önce şair çeker. Şair kendi toplumunun entelektüel temsilcilerinin en önemlilerinden birisidir. Şairin dışarıya ve hatta içeriye karşı, elçilik ve arabuluculuk görevi vardır. Üzerindeki güzele yönelme, onu bulma ve dille aktarma ödevi ise toplumun manevi ihtiyaçlarının en önemlilerinden birini karşılamaya yöneliktir. Şairiyle de övünür milletler; böyle şair(ler)imiz var diye gönenir ve sevinirler.

Şiir öğrenilebilir. İnsanoğlunun bütün edimleri gibi… Şairlik öğrenilmez, şair olunur. İlham öğrenilmez alınır; şiir anlatılmaz, yazılır. Fakat dille ifade edildiği için, dili vasıta olarak kullandığı için, şiirin öğrenilir bir yanı da vardır. Ayrıca ilham sonrası şiirin aklın ve tecrübenin süzgecinden geçirilmeye ihtiyacı vardır.

Bilgisiz şair olunmaz. Bilginin şiiri öldürdüğü tezi yanlıştır. Sadece duyguyla şiir yazılmaz. Sadece kemanlarla orkestra kurulur mu? Hele şiir bilgisinden mahrum olmayı, kendi zamanındaki ve önceki şairlerin eserlerini bilmemeyi ve hatta ezberlememeyi hangi iyi şair kabullenebilir. İyi şair, hatta kendisinden önceki büyük şairi en iyi tanıyan ve yorumlayabilendir. Yani şairin de hocası vardır. Haydi, size bir alıntı yapayım ve iddiamı destekleyeyim ki konu biraz daha iyi anlaşılsın:

“Eski şairlerin hususi bir ravisi (aktarıcısı) hatta ravileri vardı. Şaire refakat eden ravi onun şiirlerini ezberler ve icabında inşad ederdi (okurdu). Bu ravilik mesleği şiir sanatını an’anevi mektebi mahiyetindeydi. Nitekim bu ravileri birçoğu, zamanla nesillerinin belli başlı şairleri arasına katılmış ve onlar da bazı müstakbel sanatkârları yanlarında ravi olarak taşımışlardır.” (Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, Edeb.Fak. Şark.Ens.yay., İstanbul 1973, s.23)

Şiir ölmez. Dünyanın başından sonuna kadar devam edecek en güçlü insani eylemlerden birisi de şiirdir. Bugünkü durumun elverişsizliğine bakmayınız; bu olumsuzluk geçicidir. Hatta bulutlar dağılmaya başlamıştır.
* * *

Ey şair! Sen bir kahramansın, eğer şiirin bayrağını düşürmemeyi becerebilirsen. Ucuzculuğa, kolaycılığa, avamiliğe, çilesiz ve hazırcılara taviz vermiyorsan, hiç üzülme, sen de bir kahramansın… Sen yazdın İstiklal Marşı’nı. Sen yazdın ciltler dolusu şahane divanları. Millet için sen de çalıştın ve çileler çektin. Az mı emek verdin inanç, bilgi, güzellik, doğruluk ve iyilik için.

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı Yüce Devlet Dergisi’nde (16 Ekim 1995, s.7) ve Destan Dergisi’nde (Nisan-Mayıs 2002, s.13) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , , ,

Kategori: Edebiyat Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.