ŞARK MEDRESELERİNDE BİR ÖMÜR

Oleh: Haydar Murad Hepsev
31 Aralık 2011

ŞARK MEDRESELERİNDE BİR ÖMÜR

 

“Diyarbakır’a vardıktan kısa bir süre sonra, izdivacımız oldu. … Ben Türkçe bilmiyorum, o da Kürtçe. Gel gör ki soyumuz daha bir baba ötede ne Kürt’tü, ne de Türk. Katıksız Haşimi Arab’ı idik. İki nesil süresinde önce, Irak Süleymaniye’sinde kaldığımız devrede, Babakürt (Soranî), sonra Türkiye’ye geçince, Kürt ve herhalde bundan böyle belki de, Türk olacağız. Zira çocuklarımın ikisi (Siraceddin ve Dürdane), Kürtçe ve Türkçe’yi eşit düzeyde, ikisi (Azize ve Cahid) ise, Türkçe’yi daha iyi bilmektedirler. Torunlarım (Feyzullah, Sâcid, Sâcide Yekta ve Abdullah Âbid) ise, maalesef hemen hemen Kürtçe’yi hiç bilmemekte. Nereden nereye? (s. 66) (Sadreddin Hoca, eşinden “ilk Türkçe öğretmenim ve tek Kürtçe öğrencim (s. 157)” diye de bahseder.)

Yukarıdaki satırların muhterem yazarı Sadreddin Öztoprak Hoca, 1919 ya da 1920 yılında Mardin’de doğar, âlim ve mutasavvıf bir aileden gelmektedir; kendisi de ilim yolunu tutar ve bir asırlık ömrünü çileler içinde öğrenmek ve öğretmekle geçirir. Beyan Yayınları’ndan çıkan Şark Medreselerinde Bir Ömür adlı hatıratında ilim hayatını, okuduğu kitapları, hocalarını ve öğrencilerini yer yer şiirlerle süsleyerek akıcı bir dille anlatmış; 190 sayfalık kitabı bir çırpıda okuyorsunuz. İşin ilginç tarafı, “bir daha okumalıyım” diyorsunuz çünkü kitap sıradan bir anı kitabı değil; ondan hem Cumhuriyetin ilk yıllarını, hem Güneydoğumuzdaki trajediyi, hem ilim ehlinin hallerini, hem klasik ulemamızın öğrenim sistemini, hem de değerli bir hayatı öğreniyor hatta yaşıyorsunuz. Kitaba, medreselerde okutulan Arapça, Farsça, Kürtçe kitaplar liste olarak eklenmiştir; ayrıca Sadreddin Hocaefendi’nin aldığı iki icazetnamenin fotokopileri ve tercümeleri de konulmuş.

Eser, doğu medreseleri hakkında sağlam bir bilgi kaynağı niteliğinde. Köylerde ve dağlarda sürdürülen bu çileli eğitim faaliyetinin ardındaki muazzam bilgeliği görüyor ve hayran kalıyorsunuz. Hindistan ve Tibet’teki bilgelikten bahsedenler bir de buraları görseler ne iyi olurdu. 20 kişinin iki kaşıkla yemek yiyişi hem insanı şaşırtıyor, hem merhamet duygusunu harekete geçiriyor. Hem de bu muhteşem onur ve sabır karşısında saygıyla eğilmek istiyorsunuz.

Sadreddin Hoca, bu kitabı yazmaya zor ikna edilmiş. Önce Prof. Dr. Hulusi Kılıç, oğlu Siraceddin Öztoprak Bey’i ikna için epey uğraşmış; o ikna olunca o da babasını bu işe razı edebilmek için hayli dil dökmüş. Aldığı cevaplar “Oğlum, daha ciddi bir işle uğraş.”, “Abesle iştigal abestir.” olur. Ancak “Baba, amacım sadece sizin hayatınızı yazmak değil, sizinle birlikte arkadaşlarınızı ve muhterem hocalarınızın yüksek meziyetlerini de anlatıp gelecek kuşaklara tanıtmak ve unutulmamalarını sağlamaktır.” dediğinde Hocamız razı olur ve “Gerçekten hocalarım anlatılmaya değer şahsiyetler idiler. Yazılmaya değer bir tek meziyetim varsa, o da o zevatın talebesi olabilmiş olmamdır. Cennetmekân hocalarımla aynı kitapta benim de adımın geçmiş olması belki vesile-i necat olur.” diyerek hatıralarını oğluna yazdırmaya başlar. Yani eser, salih bir niyetin ürünüdür aynı zamanda. Sadreddin Hocaefendi’nin alçak gönüllüğünün de bir göstergesidir.

Yeni nesle bu gibi yüce kişilikleri tanıtmak gerekir. Tanısınlar ki büyüklerimizin ilme ve âlime verdikleri önemi anlasınlar. Tanısınlar ki İslam bize ne kadar zorluklarla gelmiştir, öğrensinler. Tanısınlar ki İslam kardeşliği nedir bilsinler. Tanısınlar ki bilgi yoluna girsinler; öğrensinler ve öğretsinler.

 

*Ocak 2008′de yazılan bu kitap tanıtımı, 21 Şubat 2008’de yucedevlet.com’da; 1 Ekim 2009 tarihli Yüce Devlet Dergisi’nde (II. sayı) yayınlanmıştır.

 

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Kitap Tanıtımı | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.