ROBERT FROST’UN THE WOODPILE (ODUN İSTİFİ) ŞİİRİNİN NAZMEN TERCÜMESİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
14 Mart 2012

 

ODUN İSTİFİ

 

Yürüyordum dışarıda, donmuş bataklıkta, gri bir günde
Durdum ve dedim ki “Geri döneceğim işte buradan,
Hayır, devam edeceğim ileriye ve göreceğiz bakalım.”
Zorlu kar tuttu beni, koruyarak nerede olduğumu şimdi ve sonra
Ancak bir adım ötesinde. Çizgi çizgi görüyordum her şeyi,
Uzun ince ağaçlar, ta başından ayağına kadar
Çok benziyordu birbirine, mümkün değildi işaret koymak
Bir yere ki kesinlikle buradayım diyebilmek için
Ya da başka yerdeyim. Uzaktayım işte evimden.
Küçük bir kuş geçti önümden. Dikkatli bir kuştu
Aramızda bir ağaç daha olsun istedi konarken
Hiçbir şey söylemedi anlatmadı kim olduğunu
Çok aptaldı, fikr etmek için ne düşündüğünü
Sanıyordu ki peşindeyim onun, bir tüy parçasının
Kuyruğundaki beyaz olanın; düşünüyordu ki
Aldığı her şey kendisinindir, şahsi olarak;
Birden bire bir uçuş onu koruyacaktır aldanmaktan.
Ve sonra bir odun istifi gördüm ki
Unutturdu onu bana ve küçük korkusuna terk ettim,
Gönderdim onu benim de gidebileceğim yere
Dilemeksizin iyi geceler bile ona,
Ki aslını araştırıyordu, sonuna kadar sebat etmenin.
Bir küme akağaçtı, bir yığın, kesilip yarılmış
Ölçülüp istiflenmiş, dörtten dörde ve sekize.
Ve değildi bir benzeri görebildiğim bir diğerinin.
Yok bir ayak izi bile bu yılın karında takip eden birbirini
Ve eminim daha eskiydi bu yıl kesilmiş olandan,
Gri idi odunlar, eğrilmiş kabuklarıyla
Ve gömük gibiydi yığın. Yabanasması
Sarmış çevirmişti sepet gibi etrafını,
Ne tutuyordu bilmem onu gerçi yanında bir ağaç vardı
Büyümekte olan, diğer yanında kazıktan bir destek
Ama bu düşer gibiydi. Düşündüm ki ancak
Yaşayan birisi bırakırdı, böyle yüzüstü kendi işlerini
Böylesine unuturdu kendi elinin emeğini
Baltasıyla gördüğü işini, zaman harcadığı üstüne,
Ve bıraktığı orada, uzakta faydalı bir ateş ocağından
En iyisi bu muydu yapabileceğinin, donmuş bataklığı ısıtmak
Çürüten yakışıyla yavaş yavaş, issiz ve dumansız.

 

THE WOODPILE

 

Out walking in the frozen swamp one gray day,
I poused and said, “I will turn back from here.
No, I will go on further –and we shall see.”
The hard snow held me, save where now and then
One foot went through. The view was all in lines
Straight up and down of tall slim trees
Too much alike to mark or name a place by
So as to say for certain I was here
Or somewhere else: I was just far from home.
A small bird flew before me. He was careful
To put a tree between us when he lighted,
And say no word to tell me who he was
Who was so foolish as to think what he thought.
He thought that I was after him for a feather-
The white one in this tail; like one who takes
Everything said as personel to himself.
One flight out sideways would have undecieved him.
And then there was a pile of wood for which
I forgot him and let his little fear
Carry him off the way I might have gone,
Without so much as wishing him good night.
He went behind it to make his last stand.
It was a cord of maple, cut and split
And piled –and measured, four by four by eight.
And another like it could I see.
No runner tracks in this year’s snow looped near it.
And it was older sure than this year’s before.
The wood was gray and the bark warping off it.
And the pile somewhat sunken. Clematis
Had wound strings round and round it like a bundle.
What held it though on one side was a tree
Stil growing, and on one a stake and prop,
These latter about to fall. I thought that only
Someone who lived in turning to fresh tasks
Could so forget his handiwork on which
He spent himself, the labor of his axe,
And leave it there far from a useful fireplace
To warm the frozen swamp as best it could
With the slow smokeless burning of decay.

 

*ROBERT FROST (1875–1963): Ezra Pound ve T.S. Eliot’la beraber modern İngiliz-Amerikan şiirini kuvvetle etkileyen en önemli şahsiyetlerden biridir. California’nın San Francisco kentinde dünyaya geldi. Hayatı boyunca formel öğretimden nefret etmesine rağmen Dartmouth Koleji’nden ve Harvard Üniversitesi’nden mezun oldu. 12 sene çiftçilikle meşgul olan Frost bu arada bazı şiirlerini yayınladıysa da pek fazla ilgi görmedi. Çiftliğini satarak ailesiyle beraber İngiltere’ye göçtü; ilk şiir kitaplarını burada yayınladı, çalışmaları İngiltere’de ilgi uyandırdı. Daha sonra ABD’ye döndü, çeşitli kolejlerde öğretmenlik yaptı. Düzenli aralıklarla şiir kitapları yayınladı. Pulitzer ödülünü 4 kez alarak haklı şöhretini pekiştirdi. Bir yankee ailesinden gelen Frost, ömrünün çoğunu New England’da geçirdi; soğuk ve zorlu iklimi olan bu bölgenin özellikleri şiirlerine yansımıştır.

Şiirin anlaşılmazlık ve sahte ciddiyet dönemlerinde sadelik ve yalınlık, kolay okunurluk ve günlük dili ustalıkla kullanma gibi özellikleriyle tanınmış; bu tarzıyla Anglo-Amerikan şiirine başarıyla yön vermiştir. Şiirinin sade ve gösterişsiz tabanını duygu ve düşünceyle yüklemesini de bilmiş, böylelikle iki yönlü olma zorluğunun üstesinden gelen nadir şahsiyetlerden birisi olmuştur. Ayrıca görünüşteki sadeliğin altında zekânın dikkatli oyunlarından sağlam bir kinaye duygusu, derin bir incelik, kuvvetli bir hassasiyet yatmaktadır. “Bir şeyi söylerken beraberinde diğer özellik ve durumları çağrıştırmayı” ilke edinmiştir. Şiirin gerçek bir tecrübeden yola çıkmasını, yazarken şair için geçerli olan durum ve duygunun okuyucuda da uyandırılmasını savunur. Bu özellikleri onu, büyük okuyucu kitlesinin geniş ilgisini çekebilen ender şairlerden birisi yapmıştır diyebiliriz.

 

* Haydar M. Hepsev’in bu tercümesi, Şiir Bilgisi (Mayıs 1992, s.44–47) kitabında yayınlanmış; Temmuz 2008’de yeniden ele alınmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.