RECEP TAYYİP ERDOĞAN, ŞAH MI PİYON MU? (1)

Oleh: Haydar Murad Hepsev
24 Şubat 2012

 

RECEP TAYYİP ERDOĞAN,
ŞAH MI PİYON MU? (1)

 

Amaçlar ve Süreçler Bakımından Siyaset

Amaçlar açısından üç tür siyaset vardır: Birincisi, küçük siyasettir ki kişi ve grupların işlerinin yürütülmesi için yapılır. Bu işlerin çapı küçük ya da büyük olabilir, yani bir kişinin herhangi bir iş için devlete başvurması da bir şirketin (belki küresel) çıkarı için hükümet veya devlet kurumlarıyla çalışması buna girer. Alttan yukarı, milleten devlete doğru bir talep söz konusudur; fakat kişisel ve kurumsal çıkarları diğerlerinin üstüne çıkarmamak gerekir, çünkü bu zararlıdır ve merduttur. Vatandaşların istekleri çoktur, bunlar hakkaniyet ve adalet ölçüsünde devlet tarafından sağlanır. İkincisi, orta siyasettir ki insanlara hizmet için yapılır. Yönetim, insanoğlunun en önemli ihtiyaçlarındandır, bir kısım kişiler toplumu yönetecektir, bu bir ihtiyaçtır. Bu siyaset genelden özele, devletten millete doğrudur; milletin ihtiyaçların karşılanması, korunması, geleceğinin gözetilmesi gayesiyle yapılır. Bunun şartı da iyi niyet ve matlup olunmaktır; işin gereğine tam olarak uyulması ve istişare ile yapılmasıdır; ayrıca kabiliyet ve cesaret gerektirir. Üçüncüsü büyük siyasettir ki insanlığa, millet, vatan ve dine hizmet için yapılır. Mesela, maddi ve manevi medeniyet bakımından ülkeyi ileriye götürmek, buna girer; mazlum ve yoksul milletlere yardım etmek; içsel, bölgesel ve küresel barışa hizmet elbette ki önemli ve büyüktür. Ülkemiz Balkanlar ve Kafkaslar, İran İle Yunanistan, Rusya ile Ortadoğu, Asya ile Avrupa arasındaki zor coğrafyadadır. Onun için birliğini korumak hatta daha büyük birlikleri kurmak zorundadır. Bu bir mecburiyet ve idealdir, lakin aynı zamanda siyasettir; bunun için çalışmak, birliğe gidecek yol ve yöntemleri araştırıp bulup uygulamaya koymak, elbette ki siyasetle mümkün olacaktır. Büyük siyasetler için çalışmak milletini, vatanını, dinini, dindaşlarını ve insanlığı seven herkese düşen bir görevdir; lakin kabiliyet, cesaret, derin bilgi ve kutlu sezgi gerektirir. Bunlar, hem millet hem de devletin ortak gayesidir. Bazen devlet unutabilir amaç ve hedeflerini, bazen de millet; birbirine hatırlatır ve aynı doğrultuda birleşirlerse onların bileğini kimse bükemez.

Siyaset zaman ve süreç açısından da üç şekilde karşımıza çıkıyor. İlki, güncel yani kısa vadeli olandır. Bu belki de her gün hatta günde birkaç kez değişir; yorucu ve kafa karıştırıcıdır, lakin insanlar bununla çok meşgul olurlar. İnsanlara her gün 100 parçadan ibaret Lego oyuncakları verildiğini düşünün, her insan ayrı bir şekil oluşturacaktır; gündelik siyaset böyle bir şeydir. Köşe yazarları için tabii ki iyi bir malzemedir, her gün yazacak hatta birden fazla konu bulurlar. Lakin güncel ile çok uğraşmak, ormanda sis bastığında yol bulmaya benzer, bazen yolunuzu kaybedebilirsiniz. Onun için siyasilerin ve yorumcuların bilgili, uzak görüşlü, sabırlı ve güçlü olması gerekir. İkincisi dönemlere ait orta vadeli siyasettir ki kurumların ve siyasetin kritik zamanları için geçerlidir. Bu dönemler bazen haftalık olabildiği gibi birkaç seneyi kapsayabilir. Bütün toplumu saran, sıkan ve hatta üzen olayların çözümü tabii ki kolay olmaz. Onun için sabır yetmez, metanet ve sebat da gerekir; bilgi yetmez, derin bilgi gerekir; maharet, incelik ve ufukluluk gerekir. Üçüncüsü, uzun vadeli siyasettir ki bu, milletlerin rol ve misyonlarına uygun hareket etme temelindedir. Bu ise bazen asırlarca sürebilir ya da ülkenin menfaatlerinin çapına göre bazen kısa bir zamanda da gerçekleşebilir. Mesela iki Almanya, ayrıldıktan 45 sene sonra birleşti. Fakat Rusya, yüzyıllardan beri sıcak denizlere inemedi, lakin bu siyasetini hiç terk etmedi. Siyaset, elbette ki şahıslara bağlı değildir lakin uzun vadeli olan bu tür siyaset, milletin sahip çıkmasına bağlıdır; milletin sosyal veraset yoluyla nesillere intikal ettirmesiyle gerçekleşir. Kurumlar yoluyla milletin hafızasının güçlü olmasını, değerlerine sahip çıkması, bunun için fedakârlığı göze alabilmesine bağlıdır. Büyük ruh, güçlü akıl, yüksek bilgi ve keskin irade gerekir. Stratejik konum, misyon ve değerlerine uygun hareket etmeyen millet ve devletler ise yok olup giderler, tarihin çöp kovasında bunlara çok örnek bulabilirsiniz. (Büyük siyasetle uzun vadeli siyaset arasında paralellik vardır, bir madalyonun iki yüzü gibidir.)

Büyüklük ve süreçler açısından siyasete bakış açımızı kısaca anlatmış olduk. Ele alacağımız siyasi figürü, bunlara göre ikinci ve üçüncü basamaklarda değerlendireceğiz. Önce hatıra ve gözlemlerimizden başlayalım.

Sinekler ve Ağlar

1990 yılında Fatih’te akrabası olan bir arkadaşımızın düğününde gördüm Recep Tayyip Erdoğan’ı. O zaman yanılmıyorsam partisinin İstanbul il başkanıydı. Geç gelmişti ve evlenmenin yararları hakkında bir konuşma yapmıştı. Partisini desteklemiyordum ve konuşması da malumu ilam kabilindendi. Lakin dinleyicilerden 50 yaşlarında hafif sakallı bir kişinin durumu gözüme çarpmıştı. Ondan konuşmacıya giden derin, içten, kuvvetli ve sevgi dolu bakışı gördüm; önemli bir fotoğraf gibi hâlâ hafızamdadır. İçinde bulunduğum sıradanlık duygusundan beni o bakış uyandırmıştı; bir dinleyiciye bir konuşmacıya bakıyordum. Demek ki genç olmasına, henüz önemli bir mevkide bulunmamasına, rağmen seviliyor ve sayılıyordu.

Belediye başkanlığına adaylığını, televizyondaki konuşmalarını az çok izledim, lakin kazanacağına pek ihtimal vermiyordum. Kazandı, sevindim; ama o kadar; başarılı olacağını sanmıyordum. Hatta birkaç önemli husustaki tecrübesizliği ve başarısızlığı beni üzmüş ve karamsarlığımı devam ettirmişti. O sıralarda yani 1998 yılının Nisan ya da Mayıs ayında dört beş öğretmen arkadaşla bir ikindi sonrası Çamlıca’da otururken ve sohbete dalmışken insanlar birden dalgalanıp hareketleniverdi. Herkes ayağa kalkıyordu, “Recep Tayyip geliyor” diyorlardı. Biz de ayağa kalkmıştık, Belediye Başkanı bizim yanımıza da geldi, bizlerle de tokalaştı ve benimle onun arasında şöyle bir konuşma geçti:

Yazının devamı Haydar Murad HEPSEV’in Medeniyet Millet Devlet Birlik (Yüce Devlet Dergisi ve Yayınevi, İstanbul, Kasım 2010) kitabındadır.

 

/// 10 Ağustos 2008 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen bu yazı, sitemiz yeniden yapılandırılmadan (Aralık 2011′den) önce 3561 kez okunmuştu.

 

 

Etiketler: , , ,

Kategori: Fikir Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.