PARA BİZİM İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Oleh: Haydar Murad Hepsev
27 Ocak 2012

 

PARA BİZİM İÇİN NE İFADE EDİYOR?

 

Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdu lillahi rabb-il-âlemin
Vessalatu vesselamu ala rasulina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmain.

Allah subhanehu ve teâlâ, Âl-i İmran Suresi’nin 14. ayetinde şöyle buyuruyor:

İnsanlara; kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler, çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Asıl varılacak güzel yer, Allah katında olandır.”

Rabbimizin bu sözleri kalbimizde yer buluyor mu, buluyorsa ne kadar yer ediyor? Para bizim için ne ifade ediyor; onu taparcasına mı seviyoruz, yoksa ona ancak gereği kadar mı yer veriyoruz? Bu derin soruların cevabının ne olması gerektiğini şu kıssasından öğrenebiliriz:

Osman bin Atâ anlatıyor: Babam, Halife Hişam bin Abdülmelik ile görüşmek istiyordu, ben de onunla yola çıkmıştım. Oraya yaklaştığımızda üzengisi tahtadan bir eşeğin üstünde, elbisesi cüppesi dökülen, külahı eski püskü, siyahî bir zat gördük. Bunun üzerine gülüp babama dedim ki: “Bu bedevi de kimin nesi?” Dedi ki: “Sus! Bu Hicaz ahalisinin efendisi, Atâ bin Ebî Rebah*. Yaklaşınca babam katırından, o da eşeğinden indi, kucaklaşıp selamlaştılar. Sonra tekrar hayvanlarına binip yola koyuldular derken Hişam’ın kapısında durdular.

Babam geri gelince sorup dedim ki: “Neler oldu, anlat bana” Dedi ki: “Hişam’a: Atâ bin Ebî Rebah kapıda dendiğinde, ona izin verdi. Allah var, o olmasa içeri giremezdim. Hişam, onu görünce merhaba merhaba, buraya buraya, dedi. Diz dize duracak kadar yakınına oturttu. Yanında eşraftan insanlar konuşuyorlardı; konuşmayı kestiklerinde, Hişam şöyle dedi: Ey Ebu Muhammed, bir ihtiyacın mı var?
O da dedi ki: “Ey müminlerin emiri, Hicaz ve Necd ahalisi Arabın aslı, İslam’ın kumandanlarıdır.
Vergilerinden fazla geleni onlara geri vereceksin.” Dedi ki: “Peki, yaz oğlum: Fazla gelen geri verilecek; başka bir ihtiyacın var mı, ey Ebu Muhammed”? Dedi ki: “Evet müminlerin emiri, serhad ehli miğferlerinin arkasına sığınıp ok atıp düşmanınızla vuruşurlar. Onlara devamlı surette erzak gönderiyor musunuz? Zira onlar helak olursa iş kiminle görülür”? Dedi ki: “Peki, yaz oğlum: Erzakları yüklenip yollansın. Başka bir ihtiyacın var mı ey Ebu Muhammed”? Dedi ki: “Evet müminlerin emiri, zimmet ehlinin küçüklerinden haraç almasınlar, büyüklerinin de yakalarına yapışmasınlar. Bunlar ancak güç getirebildiklerinden sorumlu olsunlar. Verdikleri haraç, düşmanınıza karşı size yardımdan ibarettir”. Dedi ki: “Peki, yaz oğlum: güçlerinin yetmediğinden sorumlu olmasınlar.” Başka bir ihtiyacın var mı? Dedi ki:

“Evet, müminlerin emiri, kendin için Allah’tan sakın çünkü bir başına yaratıldın. Bir başına öleceksin. Bir başına haşrolunacaksın. Bir başına hesaba çekileceksin. Vallahi, yanında bir başkasını görmeyeceksin.” Babam dedi ki: “Hişam yere kapandı, Atâ ise ayağı kalktı, kapının yanına varınca bir de baktı ki bir adam içinde altın para mı var, gümüş para mı var bilmediğimiz bir keseyle arkasından gelmiş; adam ona dedi ki: “Müminlerin emiri, bunun sana verilmesini emretti.”

Bunun üzerine Atâ bin Ebî Rebah şöyle dedi: ”Ben bunu ne yapacağım? “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir. (Şuara suresi, 164. ayet)”

Babam en sonunda “Sonra Atâ çıktı, Vallahi Hişam’ın yanında ne bir yudum su içti ne de fazlasını.” dedi. [Kıssa, Muhyiddin ibn Arabî (kuddise sirruh hazretlerinin Muhâdarat-ül-Ebrâr ve Müsâmeret ül-Ahyâr eserinin birinci cildinin 449. sayfasından alınmıştır. (Beyrut, Dâr-i Sâdır)]

Allah Teâlâ hazretleri, gönlümüzü iman ve kanaat zenginliğiyle doldursun. Bize verdiği mal ve mülke şükredip bunları kendi yolunda kullanmayı nasib eylesin. Paraya gerektiği kadar önem verip kalbimizi fazlaca meşgul etmesinden bizi kurtarsın. Büyüklerimizin bize gösterdiği doğru yoldan bizleri ayırmasın, âmin.

 

*Atâ bin Ebî Rebah hazretleri, aslen Nubyalı bir ailenin çocuğu olup Yemen’de doğmuş Mekke’de yetişmiştir. Tâbiîn’in büyüklerinden olan Hazret-i İmam, Abdullah ibn-i Abbas (radiyallahu anhüma)‘nın önde gelen talebelerindendir ve Mekke’nin imamlığını yapmıştır.

 

/// Sabahaddin KURTAY’ın bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Temmuz 2011, 9. sayı) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , ,

Kategori: Tefsir yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.