“Osman Batur Han – On Yıla Sığan Efsane Ömür” Kitabı Hakkında

Oleh: Haydar Murad Hepsev
05 Temmuz 2012

 

“Osman Batur Han – On Yıla Sığan Efsane Ömür”

Kitabı Hakkında Ömer Kul Beyefendi İle Mülakat

 

Yüce Devlet’in Notu:

Dikkatli okuyucularımız hatırlayacaklardır: Büyük kahraman Osman Batur hakkında dergimizin 7. sayısında bir yazı yayınlamıştık. Doğu Türkistan meselesi ve davası, bizim için en önemli ve öncelikli konulardandır. Aslında dünyanın her yerinde gadre uğramış olan her fert ve her topluluk, damarlarımızda akan kan kadar önemlidir ve önceliklidir. Zulme uğramış olan bütün insanlar; eziyetten kurtuluncaya kadar din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bizim için elbette önemlidir. Dünyayı zulümden kurtarmak, elinden geldiği derecede, her insan için, tabii ki her müslüman için birincil vazifedir. Şunu da ilave etmeliyiz ki Doğu Türkistan da, Filistin de, Afganistan da, Keşmir de, Somali de, Çeçenistan ve Kafkasya da, Patani de, Moro da bizim için eşit önem ve değerdedir. Filistin’le ilgilenenlerin “İslamcı”, Doğu Türkistan’a önem verenlerinse “milliyetçi” sayılması, günümüze ait garipliklerdendir; bu bakış açısını doğru kabul etmenin hakikatle ilgisi bulunmadığı özellikle belirtmek isteriz.

Doğu Türkistan davası, Yüce Devlet idealinin öncelik verdiği konulardandır. Bu sebeple “Osman Batur Han – On Yıla Sığan Efsane Ömür” isimli kitabı ve Doğu Türkistan davası hakkında Ömer Kul Beyefendi ile bir mülakat yapmak istedik; kendisinden gelen olumlu cevap üzerine, dergimiz yazarlarından Abdurrahman HACIMELEK tarafından yapılan bu mülakatı ilgi ve bilgilerinize sunarız.

 

Önce yazar ve kitabı hakkında kısa bir bilgilendirme yapalım:

1973 yılında Trabzon’un Arsin ilçesinde dünyaya gelen Ömer KUL, ilk ve orta öğrenimini Trabzon’da, lise öğrenimini Bursa’da tamamladı.1993 yılında girdiği Erzurum-Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden 1997 yılında bölüm ikincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl Yüzüncüyıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı’ndan yüksek lisans yapmaya hak kazanan Ömer Kul, 2000 yılında hazırlamış olduğu “15.-16. Asırlarda Köprülü / Tito Veles Kazası” adlı çalışmasıyla yüksek lisansını tamamladı. 2000 yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne Arş. Görevlisi olarak giren Ömer Kul, 2003‘te İstanbul Üniversitesi’nde doktora yapmak üzere görevlendirildi. 2009 yılında hazırlamış olduğu “Osman Batur ve Doğu Türkistan Milli Mücadele Tarihi (1911–1955)” adlı çalışması ile doktor unvanını alan Ömer Bey, halen Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde çalışmalarına devam etmektedir.

Dr. Ömer Kul’un birçok televizyon ve radyo programı, editörlük çalışması yanında ulusal ve uluslararası bildiri, makale, konferans ve panelleri bulunmaktadır; yayınlanmış eserleri şunlardır: 1. Şu Pontus Dedikleri, Togan Yay., İstanbul 2008; 2. Esir Doğu Türkistan İçin, İsa Yusuf Alptekin’in Milli Mücadele Hatıraları 1-2, Berikan Yay., Ankara, 2008; 3. Baturlar: Doğu Türkistan Milli mücadele Tarihi (1930-1949), Berikan Yay,. Ankara 2009; 4. Muhteşem Süleyman’ın I. Viyana Kuşatması, BKY, İstanbul, 2006.

“Osman Batur Han – On Yıla Sığan Efsane Ömür”, Dr. Ömer Kul’un “Osman Batur Han ve Doğu Türkistan Milli Mücadele Tarihi” isimli doktora tezinin Osman Batur Han ile ilgili kısmıdır. Doğu Türkistan davası tarihinde mühim bir yere sahip olacağı aşikâr olan eserin müellifine, bu meseleyi yakından takip edenler olarak müteşekkir olduğumuzu belirtiyoruz.

Kitabın henüz dağıtıma verilmediğini öğrendik; lakin bir an önce edineyim diyenler, kitabı yayınlayan Doğu Türkistan Göçmenler Derneği‘nden (bizim gibi) temin edebiliyorlar: 58. Bulvar Caddesi No:130/1 (34760) Zeytinburnu / İstanbul, Tel: 0212 558 69 63, www.doguturkistan.com.tr.

***

 Yüce Devlet Dergisi: “Osman Batur ve Doğu Türkistan Milli Mücadelesi” isimli doktora çalışmasının Osman Batur ile alakalı kısmı olan “Osman Batur Han – On Yıla Sığan Efsane Ömür” isimli kitabınız, Osman Batur hakkında yazılan ilk akademik eser olma vasfını taşıyor. Türkoloji çalışmaları içindeki bir akademisyen olarak Doğu Türkistan’ın Türkoloji araştırmaları içindeki yeri ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Ömer Kul: Doğu Türkistan’ın Türkoloji çalışmaları içindeki yerini üç açıdan değerlendirmek gerekir. Bunlardan ilki Türkiye’de; ikincisi Avrupa, Amerika ve Rusya’da; üçüncüsü ise Çin’deki Doğu Türkistan çalışmalarıdır. Denilebilir ki, bu üç seçenek arasında en az ve kifayetsiz çalışmalar Türkiye’de yapılmıştır. Günümüzde elde mevcut çalışmaların merkezini Doğu Türkistan’ın 1949 yılındaki son işgaliyle başlayan süreçte Türkiye’ye iskânlı göçmen olarak yerleşenlerin verdiği bilgiler meydana getirmektedir. Bir nevi hatırat türü olarak dönemin olaylarını anlatanların verdiği bilgiler herhangi bir kaydın tutularak değil de hatırlandığı kadarıyla, uzun yıllar geçtikten sonra verilmesi, birçok hata ve eksikliği beraberinde getirmiştir. Dönemin olaylarını anlatan şahısların birbirleriyle alakalı söyledikleri de, ilişkilerindeki menfilik ve müspetlik açılarından, tesirli olmuş ve birçok taraflı bilgi günümüze kadar ulaşmıştır. Avrupa, Amerika ve Rusya’da yapılan çalışmaların ise daha ziyade gelecekte Çin’i zor durumda bırakmak düşüncesiyle kendi emperyalist bakış açılarıyla kaleme alınmış olduğu bir gerçektir. Bununla birlikte çalışmaların Doğu Türkistan’ın tarihi, kültürel, ekonomik ve siyasi yönleri hususunda esaslı değerlendirmeler ortaya koyduğunu ifade etmeliyim. Bilhassa İngiliz Hariciyesinin arşivleri, zamanında Hindistan’da müstevli devlet olarak bulunmaları sebebiyle, kayda değer bilgiler içermektedir. Son zamanlarda hariçteki Doğu Türkistan teşkilatlarından olan Dünya Uygur Kurultayı‘nın Amerika merkezli çalışmaları, Amerika’nın da meseleye, kendi menfaatleri açısından bakmalarını beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte, tarihin tozlu raflarında yerini almış olan Komünizme karşı mücadelede Amerikan hariciyesi de Doğu Türkistan ile alakalı birçok araştırmalar yapmış ve halen daha da yapmaktadır. Rusya’da yapılan çalışmalar da yine emperyalist bakış açısıyla kaleme alınmıştır. Bu çalışmaların ilmiliği ise Çin’in devlet yönetimindeki ketumluğu yüzünden hep aksak kalmıştır. Üçüncü açı olan Çin’de Doğu Türkistan çalışmaları ise tarihin her devrinde olduğu gibi, günümüzde de taraflıdır. Zikretmiş olduğumuz çalışmaların hiçbirisinde Çin arşivlerinin kullanılamaması bilginin doğruluk ve yanlışlığını ortaya koymadaki en büyük engel olarak durmaktadır. Çin resmi kaynakları ve Çinli araştırmacıların yaptığı çalışmaların ekseriyetle taraflı olduğunu ise bütün dünya bilmektedir. Bu durumun en bariz örneğini bizzat doktora çalışmalarımız sırasında yaşadık. Çin, Rus, Moğol, Avrupalı ve Türkiyeli akademisyenlerin çalışmalarını da kullandığımız doktora tezimizde hiçbir Çin arşiv belgesine ulaşamamamız, konuyu çalışanlar için en büyük engel durumundadır. Çin yönetiminin normalleşmesi beraberinde Çin arşivlerini de araştırmacılar tarafından kullanılabilecek bir duruma getirebilecektir. Bu ise bilginin doğruluğunu teyit etmeyi sağlayacaktır.

Y. D. D.: Doğu Türkistan’ın yakın tarihindeki tek kahraman Osman Batur değil. Fetheddin Mahsum, Hoca Niyaz Hacı, Sabit Damollam vb. gibi pek çok mücahid var. Bu hürriyet mücahidleri ilgili ilmî çalışmalar ne düzeydedir?

Ömer Kul: Doğu Türkistan’ın yakın tarihindeki tek kahramanının Osman Batur olduğunu söylemek, ata yurdunda can ve mallarını ülkesi, milleti ve dini adına feda etmiş veya harice “vatan için vatandan ayrılmak” zorunda kalmış olanlara büyük bir haksızlık olacaktır. Hüseyin Baybeççe kardeşleri, Hoca Niyaz Hacım‘ı, Sabit Damollam‘ı, Kasım Can Hacım’ı Mahmud Muhiti kardeşleri, Alihan Töre Saguni‘yi, Hadıvan Hatice Hanım‘ı, Üç Efendim (Dr. Mesut Sabri Baykozi, Mehmed Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin)‘i, Nurgocay, Süleyman, Fatih ve Gani Baturları, Esim ve Iris Hanları, Hüseyin Teyci ve göç kafilelerinde yararlılıkları görülen herkesi, bununla birlikte buraya yazmakla sığdıramayacağımız nice kahramanları saygı ile yad etmek ahde vefa borcumuzdur. Bu mümtaz şahsiyetler içerisinde ise Osman Batur’un yeri ayrıdır. Maalesef yukarıda simlerini saydığımız şahısların çok azı hakkında ilmi çalışmalar yapılmıştır. Mesela 1944 Hükümeti Cumhurbaşkanı Alihan Töre Sagunu hakkında Bakü devlet üniversitesinde bir doktora çalışması yapılmıştır. Hatıralarını iki cilt olarak yayınladığımız İsa Yusuf Alptekin hakkında Kahire Üniversitesinde bir doktora çalışması yapılmıştır. Türkiye’de bu şahıslardan Mehmet Emin Buğra, Dr. Mesut Sabri Baykozi ve İsa Yusuf Alptekin hakkında sadece birer yüksek lisans çalışması, Sabit Damollam hakkında da bir doktora çalışması yapılmıştır. Bunun dışında akademik anlamda yapılan çalışmalardan İklil Kurban‘ın Yüksek lisans ve doktora çalışması ise enteresan olduğu kadar yanlış birçok bilgiyi de uhdesinde bulundurmaktadır. Hadıvan Hatice Hanım ve Hüseyin Teyci Alkanbayoğlu hakkında yazdığımız iki makaleyi de burada zikretmek gerekir. Bu bağlamda bilhassa Batı Türkistan ile alakalı birçok çalışması Türkiye’de de yayınlanmış olan Dr. Baymirza Hayit‘in çalışmaları kayda değerdir. Bu çalışmaların Doğu Türkistan ile alakalı bölümleri ise iyi kritik edildikten sonra kullanılmalıdır. Denilebilir ki, bırakın Doğu Türkistan ile alakalı mümtaz şahsiyetlerin mücadelelerini ihtiva eden çalışmaların yapılmış olması, halen daha ilmi düzeyde yakın dönem Doğu Türkistan siyasi tarihi objektif olarak kaleme alınmış değildir.

Y. D. D.: Osman Batur’un silahlı mücadelesini ve Çinlilerin Doğu Türkistan siyasetini araştırdınız. Günümüzle mukayese ettiğinizde ne düşünüyorsunuz? Mesela bugün Afganistan-Pakistan sınırlarında vücut ve çalışma imkânı bulan Türkistan İslam Partisi’nin eylemleri ve tesirleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Ömer Kul: 1941–1951 yıllarında Doğu Türkistan milli mücadelesini her yönüyle araştırmış bir akademisyen olarak şunu ifade etmeliyim ki, Doğu Türkistan meselesinin zikrettiğimiz tarihler arasında bulunduğu nokta ile günümüzde gelmiş olduğu nokta arasında dağlar kadar, lakin menfi yönde, fark bulunmaktadır. Aradaki farkları kısaca şu şekilde ifade etmek mümkündür: Zikrettiğimiz dönemde göndere çekilebilen bir Doğu Türkistan bayrağı vardı. Sayıları az da olsa bir Doğu Türkistan milli ordusu bulunmaktaydı. Nüfusun % 90′ından fazlası Müslüman-Türk’tü. Çalışmalarımda “Milli Cephe” olarak adlandırdığım, başında Dr. Mesut Sabri Baykozi‘nin bulunduğu, Genel Sekreterliğini İsa Yusuf Alptekin’in yaptığı, Mehmet Emin Buğra, Osman Batur, Hadıvan Hatice Hanım ve birçok vatanperverin desteklediği bir hükümet işbaşındaydı. Altay Neşriyat evinde Erk Gazetesi çıkarılmaktaydı ve klişe olarak her sayısında “Yurdumuz Türkistan, Dinimiz İslam ve Irkımız Türk” yazmaktaydı. Okullarda ana dillerini öğrenebilen çocuklar vardı ve camilere serbestçe girebilmek için Komünist partisine üye olmak zorunluluğu yoktu. Kadınlara kürtaj uygulanmıyordu ve genç kızlar, başlarına neler geleceği belirsin yerlere gönderilmiyordu. Bugün ise bizler Doğu Türkistan’da ne kadar Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Moğol, Şibo veya Çinli’nin yaşadığına dair objektif bir bilgiye sahip değiliz. İşsizlik, Çinli göçmen getirme, topraksız halkın sayısının ne kadar olduğu ise maalesef bilinmemektedir. Öz vatanında yabancı olmak herhalde en fazla Doğu Türkistanlıları ifade etmede kullanılabilecek bir terimdir.

Bu soru ile bağlantılı olarak sorduğunuz Türkistan İslam Partisi’nin eylemleri ile alakalı olarak şunu ifade etmeliyim ki; İslam’ın terörizmle yan yana getirilmesinden büyük rahatsızlık duymaktayım. İslam’ın temelinde insan varsa ve bir kişinin canına kastedenin aslında bütün insanlığa kastettiğine inanıyorsak, bu hareket tarzını tasvip etmediğimi belirtmeliyim. Bununla birlikte hâlihazırda silahlı bir mücadele ile Doğu Türkistan’ın hürriyetine kavuşabileceği ümidinde değilim. Aslında burada yapılması gereken meselenin silahsız yöntemlerle gündeme getirilmesi olmalıdır. Hatırdan çıkarılmaması gereken örnek de 1975 yılında dünya kamuoyunun gündemine gelen ve 1997 yılında bağımsızlığına kavuşan Doğu Timor olmalıdır. Doğu Türkistan meselesinin çözümü noktasında BM gibi teşkilatların da hiçbir netice vermeyeceğini düşünüyorum. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın da, Doğu Türkistan meselesinin çözümü noktasında vebal altında olduğunu ifade etmeliyim. Canına, malına, namusuna, milli değerlerine ve dinine uzanan eli, bölge halkının kırmak istemesi kadar doğal bir sonuç göremiyorum ve bu bağlamda, yaptıkları yanlışları anlayışla karşılamaktayım. Bölge insanına naçizane tavsiyem, menfaatlerini sekteye uğratacak hal ve hareketler yerine sistemli, düzeyli ve dünya kamuoyunu da arkalarına alabilecekleri hareketlerin içerisinde olmalarıdır. Şunu da ifade etmeliyim ki, Filistin meselesini dünya gündeminde yer almasını sağlayan siyasilerimizin, aynı hassasiyeti Doğu Türkistan meselesinde de göstermesi insanlık onuru ve şerefi için elzemdir. Yapılması gereken, içinde bulunduğumuz geçiş döneminde, en azından, 1982 Çin anayasasında belirlenen azınlık haklarının fiiliyata geçirilmesini sağlamak olmalıdır.

Y. D. D.: Eserinizi ortaya koyarken ülkemize göç eden Doğu Türkistanlı kardeşlerimizden de yararlanmışsınız. Onları yakından tanıyan bir kişi olarak bu kardeşlerimizi şimdiki durumu ve Doğu Türkistan davasına katkıları hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Ömer Kul: Bu sorunuzun ilk kısmı olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin şimdiki durumu hakkındaki kanaatim, menfi olsa da, genel hatlarıyla durumlarının iyi olduğu yönündedir. Artık Anadolulu kardeşleri ile bütünleşmiş, devletini benimsemiş, sosyal hayata intibak etmiş bir toplulukla iç içe yaşamaktayız. Bizden olmuşlar ve toplumun geneli nasılsa bu kardeşlerimizde onlardan birileri gibi hayatlarını devam ettirmektedir. Sorunuzun ikinci kısmı ile alakalı olarak ise şunu söyleyebilirim. Hür, demokratik, sosyal ve bağımsız bir devletin nimetlerinden istifade ile Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz de, başta İstanbul olmak üzere Ankara, Kayseri, Niğde, Manisa ve Tokat’ta teşkilatlar kurmuş ve bunlarla sivil toplum örgütleri olarak faaliyet göstermektedirler. Ancak kurulan bu teşkilatların Doğu Türkistan davasına ne derece katkılarının olduğu ise tartışmalıdır. Teşkilatların Doğu Türkistan meselesinin iç ve dış kamuoyu oluşturulmasında, meselenin kamuoyunda devamlı surette canlı tutulmasında ve dava adına birlik ve beraberliğin sağlanmasında büyük eksiklikleri bulunmaktadır. Maalesef hiçbir teşkilatın, Doğu Türkistan meselesinde, takip edebileceği 5, 10, 20 veya 50 yıllık stratejik planları bulunmamaktadır. Halen daha izlenecek siyasi yol haritası da çıkarılmamıştır. Dahası hemşeriler arasındaki tesanüt ise gün geçtikçe artarak devam etmektedir. Geçmişte Tayvan’a gidenler ve gitmeyenler, Tayvan’dan maddi yardım alanlar ve almayanlar olarak birbirine düşürülen topluluk, bugünde Çin’e gidenler ve gitmeyenler, Çin ile ticaret yapanlar ve yapmayanlar şeklinde, aralarına derin ayrılıkların sokulduğu bir mecraya sürüklenmektedir. Maalesef birleştirici olmaktan öte, kişi merkezli yapılan çalışmalar, ortak aklı da yok etmekte, senenin belirli günlerinde geçmişi yâd etmekten öteye gitmeyen toplantılar tertip edilmektedir.

Y. D. D.: Ülkemizde, doğusu ve batısı ile Türkistan’ın önemi, maalesef, yeterince kavranamadı; sizce bunun sebepleri nelerdir?

Ömer Kul: Tespitinize üzülerek katıldığımı öncelikle belirtmeliyim. Bu durumun sebeplerini ise kısaca şu şekilde ifade etmek mümkündür. Bilhassa 1917 Bolşevik devrimi sonrasında Sovyet Rusya’nın, benzer şekilde 1911 sonrası Çin’in Doğu Türkistan politikaları bölge ile bağımızı kopardı. Aradan geçen uzun yıllar boyunca, 1932 yılında Mustafa Kemal’in ikaz etmesine rağmen, bölge ile alakalı olarak hiçbir hazırlık yapmayan hariciye çalışanlarımız bu duruma gelinmesinde başrolü oynadı. Bir asra yakın komünizm belasıyla dili, dini ve milliyeti unutturulmaya çalışılan Türkistan halkı, 1991 sonrası sudan çıkmış balık misali sahipsizdi. Dönemin tek bağımsız Türk devleti olan bizlerin ise bu konuda ne yetişmiş hariciyesi, ne akademisyeni ne de bir devlet politikası vardı. Bölge halkı ile irtibat sağlayacak yayınlar da ülkede bazı duyarlı insan ve gruplar dışında pek de itibar edilmez bir hal almıştı. Dahası bu tür yayınlara ırkçı/faşist gözüyle bakılması ortak bir kamuoyu oluşmasının önündeki en büyük engeldi. Doğu Türkistan’ın durumu ise daha da vahimdir. Orada halen özgürlük, din, milliyet ve dil kelimelerini kullanmak ölüm sebebi sayılmaktadır. Milli Eğitim ders kitaplarında bile Türkistan tarihinin yakın dönemi yok denecek kadar azdır. Bu kadar uzun süre bir coğrafya, bir halk veya bölge ile bağınızı kesmeniz bundan başka bir sonuç ortaya çıkaramazdı. Sevindirici olan ise tabuların yıkılmaya başladığını görmektir. Geleceğe ümitle baktığımı, bununla birlikte yapılanların yapılması gerekenler yanında devede kulak mesabesinde olduğunu belirtmeliyim. Durumumuzu “daha yolun başındayız” demekten öte “henüz yola çıkmadıkla” ifade etmek yerinde olacaktır.

Y. D. D.: Siyasilere, aydınlara, gençliğe, sivil toplum örgütlerine Türkistan’ın önemini göstermek için neler yapılabilir?

Ömer Kul: Ortaokul ve lise yıllarımda “Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan”a ilgi ve alakanın nereden kaynaklandığı hep merak ederdim. Tarih, bana bu ilginin kaynağını öğretmişti. Her Avrupalı, Helenizm’e bir hayranlık duymakta ve kendi geçmişini Helenler’e bağlamak istemekteydi. Türkistan’ın kadim Türk yurdu olması Türk dili, kimliği ve kültürü açısından önemini ortaya koymaktadır. İlk yazılı eserler ve kültürümüzü oluşturan şahsiyetlerin Türkistan coğrafyasında yetiştiği bugün için bilinen gerçeklerdendir. Kaşgarlı Mahmut‘un Divân’ı, Yusuf Has Hacib‘in Kutadgu Bilig’i, Ali Şir Nevai‘nin Muhakemtü’l-Lugateyn’ı Türkistan menşelidir. Burada Uygur Türklerini ayrı bir yere koymak gerekir. Tarih bize Uygur Türklerinin hem Türk tarihi ve medeniyeti hem de Türkistan coğrafyasının ehemmiyetini ortaya koymak açısından birçok veri göstermektedir. Neresinden bakılırsa bakılsın Türkistan; “Uluğ Yurt Türkistan” deyimi ile ifade edilebilecek hazinelerle doludur. Tarih bize aynı zamanda Türkistan’ın mana ve ehemmiyetini de öğretti. Türklerin atayurdu olan bu coğrafya aynı zamanda büyük İslam âlimlerinin de beşiği idi. Mesela: İmam-ı Buharî (meşhur hadis âlimi), Ali ibni Sina (tıp ve felsefenin önemli şahsiyeti), Farabî (meşhur filozof), Tirmizî (meşhur hadis âlimi), El-Bîrûnî (matematik ve astronomi âlimi), Harezmî (cebir ilminin kurucusu), Serahsî (meşhur İslam hukukçusu), Uluğ Bey (meşhur astronom, âlim ve hükümdar) bunlardan bazılarıdır. Bugün ise yeraltı ve yer üstü kaynakları, stratejik önemi, 300 milyon civarında nüfusu ile bizim hinterlandımız ve geçmişimizin izlerini taşıyan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Her nereden bakarsak bakalım bize geçmişimizi hatırlatan bu coğrafyanın önemini toplumun her kesimine başlangıç itibariyle tarihini öğretmek gerekir. Aslında bölge halkının bilhassa 1552 tarihinde Kazan Hanlığı‘nın Ruslar tarafından ilhakıyla başlayan ve günümüze kadar gelen sürede çektiği zulümler, ibretle okunup dersler alınacak hadiselerle doludur. Aslında bizi biz yapan değerleri her baktığımız yerde görebileceğimiz bu coğrafyayı siyasiler, aydınlar, ülke gençliği, sivil toplum örgütleri öğrenmeli ve öğretmelidir.

Y. D. D.: Afrika ülkeleri için hükümet tarafından Ankara Üniversitesi bünyesinde AÇAUM (Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi) kuruldu. Türkistan için bu tür çalışmalar ne durumdadır?

Ömer Kul: Başbakanlığa bağlı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı” halen daha faaliyetlerine devam etmektedir. Bununla birlikte işlevini yerine getirip getirmediği veya nasıl bir yapılanma içerisinde olduğu ve hedeflerinin neler olduğuna dair net bilgilere sahip değilim. Teşkilatın yeniliği, kadrosunun yeterli olup olmadığı ve hedefleri noktasında kamuoyunun da yeterli bilgi sahibi olduğu kanaatinde değilim. Bununla birlikte TİKA’nın da bu anlamda faaliyetlerde bulunduğunu biliyorum. Bu nevi teşkilatların vizyon sahibi kurumlar olmasını sağlamaya öncelik verilmelidir. Türkistan’la ilgisi bulunan devletlerle ilişkilerin sosyal, ekonomik, siyasi, stratejik ve eğitim yönleriyle değerlendirileceği bir konuma getirilmesi her devlet için kazançlı bir durum ortaya çıkaracaktır.

Y. D. D.: Doğu Türkistan tarihini ve kahramanlarını, işgalci Çinlilerin zulümlerini öğrenmek isteyenlere sizin kitabınızdan başka hangi eserleri tavsiye etmemizi önerirsiniz.

Ömer Kul: Bu manada sınırlı sayıda eserin olduğunu ifade etmeliyim. Doğu Türkistan için: 1. Baturlar: Doğu Türkistan Milli Mücadele tarihi (1930-1949), Yayınlayan Ömer Kul, Berikan yay., Ankara; 2. İsa Yusuf Alptekin’in Milli Mücadele Hatıraları I-II, Yayınlayan Ömer Kul, Berikan yay., Ankara; 3. Mehmet Emin Buğra, Şarki Türkistan Tarihi, (Uygur Türkçesinde).

Batı Türkistan için: 1. Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarihi, TTK Yay., Ankara; 2. Baymirza Hayit, Ruslara Karşı Basmacılar Hareketi, BKY Yay., İstanbul; 3. Ahad Andican, Cedidizm’den Günümüze Hariçte Türkistan Mücadelesi, I-II, İstanbul.” eserlerini ilgilenenlerin okumasını tavsiye edebilirim.

Y. D. D.: Vakit ayırıp bu önemli konuda bizleri ve okurlarımızı aydınlattığınız için teşekkür ederiz.

 

/// Abdurrahman HACIMELEK tarafından yapılan bu mülakat, Yüce Devlet Dergisi’nde (5 Aralık 2011, 10. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Kitap Tanıtımı | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.