MODERN CAHİLLİK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
03 Şubat 2012

 

MODERN CAHİLLİK

 

Zamanımızı “Bilgi Çağı” olarak niteleyenler başlığımızı garip karşılayabilirler. Lakin biz diğer bütün konular için ortaya koyduğumuz bakış açımızı yani “solmaz, pörsümez yeni” zaviyesinden bakma geleneğimizi bu konuda da sürdüreceğiz.

“Kur’an’ın, İslâm dışı toplumların ve kişilerin tutum, davranış, yaşantı ve kurdukları sistemi tanımlamak için, özellikle kullandığı kavram “Cahiliyye“dir. Râgıb el-İsfehânî el-Müfredat adlı çok önemli eserinde, bu kelimeye üç anlam veriyor: “1. Nefsin ilimden boş olması, 2. Gerçeğin dışında bir şeye inanmak, 3. İtikat doğru olsun eğri olsun, gerekenin ve hak olanın dışında eylemde bulunmak.” Kelimenin kökü olan (ce he le) fiiline baktığımız zamanda, sözlüklerde “fıkır fıkır kaynamak, gücendirmek, kaba davranmak, bilmemek, tanımamak“ şeklinde karşılandığını görürüz.

Bütün cahiliyyelerde ortak yanlar vardır. Bunların temellerini tanımak, bir bakıma kendimizi daha iyi tanımamıza yarar. Gecenin, biraz da gündüzün kıymetini bilmemize sebep olması gibi. Cahiliyyelerin hepsinde ortak davranış biçimi şudur: Arzu ve istekler alabildiğine tahrik ve teşvik edilir. Bunu sağlamak için tüm maddî- manevî imkânlar seferber edilir. Bunlara karşı ölçülü olma disiplini getiren İslam’a karşı topyekûn savaş açılır.

Yüce Rabbimiz bilgisizlerin ruh yapılarını bütün çıplaklığı ile anlatıyor: “Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar. Sadece tahminde bulunurlar. / Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Doğru yolu bulanları da en iyi O bilir. (En’âm suresi, 116–117. ayetler)”

Cahiliyyelerin bir başka özelliği de “sapıklık damarlarının kabarması”dır. Nerede soylu bir hareket var, cahiliyye savunucuları “onu daha doğmadan boğmak” isterler. Gafiller de onların dümen suyuna kapılırlar. Kendilerinden olanları dışlarlar. Böylece nice yeteneklerimiz hizmet veremeden harcanmışlardır.

Câhiliyyelerin bir başka özelliği de, toplumu kozmopolit hale getirmek için Allah’ın haram kıldığı şeyleri “helal” saymalarıdır. Kim ki bu karmakarışık yaşayışı candan benimserse, bilsin ki, o tam cahildir… Bunlardan ayrı olarak: Lût aleyhisselamın kavminin kadınlar yerine şehvetle erkeklere varması, Yusuf aleyhisselamın kardeşlerinin büyük bir kıskançlıkla onu kuyuya bırakmaları veya kadınların veya erkeklerin gayrimeşru ilişki çağrılarına uymak; giyimde, süste, açılmada-saçılmada ve ziynet yerlerini göstermede üstünlük vehmine kapılmak, böyle sokağa çıkmak ve bununla övünmek vb. Kur’an’da hep cahil davranışları olarak geçer. (Neml suresi 55. ayet, Yusuf suresi 33 ve 89. ayetler, Ahzab suresi, 33. ayet ve benzeri diğer ayetler). Bu tür yaşayışı normal gören “câhilî mantık” toplumda nâmusunu yitirmiş kadınlara “hayat kadınları” diye âdeta onları mâsum görüyor, gösteriyor. Basın her gün bu tiplerin boy boy resimli haberlerini veriyor.

Câhiliyyelerin bir başka ortak yanı da, “hayatı çok sevmek” olduğudur. Böyle kimselere ölümden bahsedemezsiniz. Moralleri sıfır olur. Çünkü hayattan umdukları ve bekledikleri normal ömürle gerçekleşmeyecek kadar çokluğu. Bu nasipsizler, en yakınlarının cenazelerinde “korkuluklar gibi” kenarda dikilirler. Kur’anımız bu tipleri bizlere bakınız nasıl tanıtıyor: “And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan; hatta Allah’ a eşkoşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Halbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah onların yaptıklarını görür. (Bakara suresi, 96. ayet)”

Bütün cahiliyyelerin bir başka ortak yönü de, “günahları savunmadaki damarlarının kabarmaları”dır. Nitekim Kur’an da bu zaafları açıkça anlatılır: “İnkâr edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde; Allah, Peygamberine ve inananların gönüllerine sekine (huzur ve güven) indirdi. Onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar bu söze lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir. (Feth suresi, 26. ayet)” Bu, kötülüğü şiddetle savunmak, her zaman karşılaşılan bir hastalıktır.

Tüm cahiliyyelerin karşısında hâliyle İslâm vardır. Bundan dolayı hepsi Dinimize amansız düşmandırlar. Müslümanlarla ilgili haberlerin çoğu yalandır. Bile bile bu yola başvurmaları onların ne çapta “cahil damarlarının kabardığını” gösterir. Fakat paniğe kapılmamak gerek. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve seçilmiş ashabı nice işkenceler, çileler çektiler. Yılmadılar. Her bir kaya gibi dimdik durdular. Onları izleyen hayırlı nesiller de kendi çaplarında mücadele ettiler; bizim de yapmamız gereken budur.

Konumuzu, Yüce Rabbimizin bizi uyaran şu buyruğuyla bitirmek isterim: “Sen af yolunu tut. İyiliği emret. Cahillerden de yüz çevir. (A’râf Suresi, 199. ayet)” Cahillik derece derecedir. Bazıların tedavisi olur. Bu maksatla onlarla görüşmek yararlıdır. Fakat onmaz türünden cahillik de vardır. Onlara yaklaşmak, Kur’an’ın benzetmesiyle, “ateşe dokunmak” gibidir. İşte bundan bilinçli olarak uzaklaşmak bir iman borcudur. Zaten, yakınlaşmak hiçbir fayda vermez. Bu, denenmiştir.

Rabbimiz, tüm Müslümanları, her türlü cahillikten, modern veya ilkel cahiliyyeden muhafaza eylesin; bunların görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen şerlerinden korusun. Âmin.

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Nisan 2010, 5. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.