MİRAS

Oleh: Haydar Murad Hepsev
18 Şubat 2012

 

MİRAS

Araziler kalır zengin adamın oğluna,
Tuğlalar, taş ve altın yığınları
Ve ona yumuşak beyaz eller miras kalır
Ve soğuktan korkan nazik bir ten
Ama bir elbise eskisini de giyemeyen…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Güçbelâ sahiplenmek kalır insana.

Endişeler kalır zengin adamın oğluna:
Banka iflas eder, fabrika yanabilir,
Çünkü bir nefeste patlar su kabarcıkları;
Ve narin beyaz eller zorlukla çalışabilen
Bir yaşamak ki birden dönebilen…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Güçbelâ sahiplenmek kalır insana.

Sıkıntı ve arzular kalır zengin adamın oğluna,
Zil çalar midesi nefis yemeklere,
Doygun bir kalple solumalarını duyar
Kahverengi elleriyle çıplak emektarların
Ve rahat koltuğunda bezginlikler…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Güçbelâ sahiplenmek kalır insana.

Miras diye aldığı nedir bir fakirin?
Yiğit kaslar ve kirişli bir kalp,
Kuvvetli bir beden ve mukavim bir ruh;
İki elin hükümdarı kendi gücünü icra eder
Yarayışlı iş ve hünerlerde…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Bir hükümdar cesaret edebilir ona.

Miras diye aldığı nedir bir fakirin?
Mütevazı şeylerle yetinen arzular,
Karar verir hakkında uğraşının yararlılığı,
Çalışma baharlarından bir mücadele,
Bir kalp ki işçi şarkılarında…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Bir hükümdar cesaret edebilir ona.

Miras diye aldığı nedir bir fakirin?
Fakirlikte öğrenilmiş bir tahammül,
Cesaret, dertlere karşı, dayanmak için;
Halden anlamak lazım muhakkak
Ki kapısını kutlulamalı mahrum kalmışlığına…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Bir hükümdar cesaret edebilir ona.

Zengin kişinin oğlu! Bir uğraş vardır,
Ki her seviyeden üstün durumda:
Yardımseverlik leke sürmez sana,
Lakin ağarmış, yumuşak beyaz eller,
Topraklarından en bereketli üründür sana…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Sahiplenmek değer zengin olmaya.

Ey fakir adamın oğlu! Utanma halinden:
Daha kötü usançlar vardır seninkinden,
Zengin ve büyüksün işinin başında;
Işıklı bir ruh sağlar çalışmak,
Ve ıtırlı bereketli olur dinlenmek…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Varlığı değer yoksulluğa.

İkisi de, adam boyu başakların varisi,
Yeryüzünde nihayet eşittirler:
Hepsi, aynı aziz Tanrının kulları…
İspatlayın asilliği ulu mirasınıza
Dopdolu geçmişinizin kanıtlarıyla…
Bir miras, öyle gelir ki bana,
Hayatı doldurur sahiplenmek ona.

THE HERITAGE

The rich man’s son inherits lands
And piles of brick and stone, and gold,
And he inherits soft white hands
And tender flesh that fears the cold,
Nor dares to wear a garment old;
A heritage; it seems to me,
One scarce would wish to hold in fee.

The rich man’s son inherist cares;
The bank may break, the factory burn,
A breath may burst his buble shares,
And soft white hands could hardly earn
A living that would serve his turn;
A heritage; it seems to me,
One scarce would wish to hold in fee.

The rich man’s son inherits wants,
His stomach craves for dainty fare;
With sated heart, he hears the pants
Of toiling hinds with brown arms bare,
And wearies in his easy–chair;
A heritage; it seems to me,
One scarce would wish to hold in fee.

What doth the poor man’s son inherit?
Stout muscles and a sinewy heart,
A hardy frame, a hardier spirit;
King of two hands, he does his part
In every useful toil and art;
A heritage; it seems to me,
A king might wish to hold in fee.

What doth the poor man’s son inherit?
Wishes o’erjoyed with humle things,
A rank adjudged by toil-won merit,
Content that from employment springs,
A heart that in his labor sings;
A heritage; it seems to me,
A king might wish to hold in fee.

What doth the poor man’s son inherit?
A patience learned of being poor,
Courage, if sorrow come, to bear it;
A fellow–feeling that is sure
To make the outcast bless his door;
A heritage; it seems to me,
A king might wish to hold in fee.

O rich man’s son! there is a toil,
That with all other level stands;
Large charity doth never soil,
But only whiten, soft white hands,
This is the best crop from thy lands;
A heritage; it seems to me,
Worth being rich to hold in fee.

O poor man’s son! scorn not thy state;
There is worse weariness than thine.
In merely being rich and great:
Toil only gives the soul to shine,
And makes rest fragrant and bening;
A heritage; it seems to me,
Worth being rich to hould in fee.

Both, heirst to some six feet of sod,
Are equal in the earth at last;
Both, children of the same dear God.
Prove title to your heirship vast
By record of a well–filled past;
A heritage; it seems to me,
Well worth a life hold in fee.

JAMES RUSSELL LOWELL

Şair, eleştirmen ve diplomat olan Lowell (1819 – 1891), zengin ve aristokrat bir ailenin çocuğuydu. Harvard Üniversitesi’nde hukuk tahsil etmiş, kısa bir süre mesleğini icra ettikten sonra edebi çalışmalarına ağırlık vermiş, mezun olduğu üniversitede edebiyat profesörlüğü yapmıştır. Atlantic Monthly ve North American Review adlı dergilerin yönetmenliğini üstlenmiş ve ABD’nin İspanya ve İngiltere elçiliklerinde bulunmuştur.

Birçok yazı ve şiirlerinde köleliğin kaldırılmasını savunmuş, Amerika’nın Meksika ile yaptığı savaşı şiddetle eleştirmiştir. En önemli eserlerini otuzundan önce verdi. Eserlerinden ferdin kendisine karşı olan sorumluluğu büyük önem kazanır. Nesirleri de oldukça başarılıdır. Çağında, ABD edebiyatının en önemli ve etkileyici şahsiyetlerinden birisiydi.

Eserlerinden Bazıları : (ŞİİR) A Year’s Life (Bir Yılın Hayatı), Poems I-II (Şiirler), Vision of Sir Launfal (Sir Launfal’ın Hayali), Fabl for Critics (Eleştirmenler için Fabl), Catedral (Katedral), Three Memorial Poems (Üç Andaç Şiir); (NESİR) Biglow Papers (Biglow, Çalışmaları), Among my Books (Kitaplarımın Arasında), My Study Windows (Çalışma Pencerelerim).

 

*Bu yazı, Diriliş Dergisi’nde (6 Nisan 1990, sayı 90, s.11) ve Haydar M.urad Hepsev’in Şiir Bilgisi (Mayıs 1992, s.39–43) kitabında yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.