MİLLETİMİZE ve AK PARTİ’YE AÇIK MEKTUP (2)

Oleh: Haydar Murad Hepsev
08 Aralık 2015

(7 HAZİRAN ve 1 KASIM SEÇİMLERİ DEĞERLENDİRMESİ ve)

MİLLETİMİZE ve AK PARTİ’YE AÇIK MEKTUP (2) 

 

(09.06.2015’te Feysbuktaki Yüce Devlet Dergisi ve Yayınevi sayfamızda) 7 Haziran seçimleri üzerine yazdığımız değerlendirmeyi bir okuyalım:

“Fâ’il-i haqîqî Allah Teâlâ’dır. Bu seçim sonucu da bir mekr-i İlâhî’dir. Müminlere düşen gayret, sabr u sebât ve duadır.

Evet, maalesef müminler üzülmüş; kâfir ve münafıklar sevinmiştir, ilk görünüşe göre; lakin bu durum yeni fetihlere gebedir. Bu meyanda;

a) Milletimiz yani İslam milleti, yeni bir lider kazanmıştır. Ahmed Davudoğlu, rüşdünü ispatlamış ve bir ümid ışığı yakmıştır.

b) Şimdiye kadar hep tek başına iktidar olan parti, yenilgimsi bir gaalibiyetle gerçek ve kalıcı bir siyasi harekete (partiye) dönüşme fırsatı yakalamıştır.

c) Yenilgimsi durumun, uyanışa ve gayrete vesile olmasını temenni ediyoruz ki büyük ihtimalle böyle olacaktır. Halkımız, elindeki nimetin kadrini, ne yazık ki, bilememektedir. Şimdi Hanya-Konya anlaşılmıştır.

d) % 5′lik “diğer” diliminde yer alan kardeşlerimiz, bu seçim sonucuyla, yeni ve sağlam kararlar almaya, bir anlamda, mecbur kalacaklardır.
***

Yenilgimsi durumun başlıca müsebbibi, gaflet ve rehavettir. C. Başkanlığı seçiminde % 55, bu seçimde % 45 beklenirken, düşük oy oranı gelmesindeki büyük bir sebep de yazlığa, köye, tarlaya-tapana gitmeyi tercih eden kardeşlerimizdir. “Nasıl olsa kazanır” çürütücü duygusudur.
***

Paralel yapının, neme nem büyük bir ihanet olduğu, bu seçimle, bir kez ve bir kat daha tebeyyün etmiştir. Müslümanları bırakıp solcuları, ırkçıları desteklemeleri; küfür milletinin emirlerini yerine getirmeleri vb vs vd, tarih boyunca yaşanmış en büyük ihanet şebekesi olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur. Bu yapıya saf-dilane gönül veren kardeşlerimizin uyanıp hakka-hakikate dönmeleri için dualar ediyoruz.
***

Bir kısım akl-ı evveller diyorlar ki bu seçimde “Başkanlık sistemi” de oylanmış ve kaybetmiştir. Bu sözü söyleyebilecek zekânın ancak CMYLMZ’da olduğunu düşünürdüm ama yanılmışım. Bu seçim sonucunda oluşan garabet vaziyet, parlamenter sistemin çöküşünü alenen ortaya koymuştur. % 41 oy alan birinci parti, hükümet kuramamaktadır. Başkanlık sisteminin gerekliliğine bundan büyük delil olamaz. Yâ uli-l-ebsâr…
***

Bizler, yani müslümanlar, Hazret-i Yûsuf aleyhisselam gibi, genellikle kendi kardeşlerimizden çekiyoruz. Dindar/muhafazakâr/ehl-i şeriat ve tarikat kardeşlerimizin, şu veya bu sebeplerle, şer koalisyonlarında yer almasına çok üzülüyoruz. MHP-BBP-SP ve Paralel Yapıdaki saf/temiz/masum kardeşlerimiz için zaten üzülüyorduk. Bu seçimde buna ilaveten bir de Diriliş Işığı Bağlantısızlar Hareketini yani Üstad Sezai Bey’i görmek bizi kahretti.

Evet ve elbette, Ak Parti, idealimiz ve gönlümüzdeki siyasi hareket (parti) değildir. [Çok büyük hataları da vardır. Bu hatalar için, 2011'de onları hatta sert bir şekilde eleştirmiştik: (http://www.yucedevlet.com/milletimize-ve-ak-partiye-acik-mektup.html)] Bizim hiçbir zaman, elhamdulillah, siyasilerden bir beklentimiz de olmadı, inşaellah olmayacak da. Onun için gönül rahatlığıyla diyoruz ki hâl-i hâzırdaki en iyi siyasi hareket, Ak Parti’dir. Bütün küffârın onların aleyhinde oluşu, bu sözümüze en büyük delil değil midir, yâ uli-l-elbâb…
***

Mevcut tablo, erken genel seçimi gerektirmektedir. Şunu söylemek kehanet olmayacaktır: Üç parti+Paralel yapı+Küresel şer koalisyonu, yeni bir seçim yapılmaması için ellerinden gelen bütün gayreti gösterecekler ve bir araya gelmesi mümkün olmayan güruhları birleştirmek için, şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar sergileyeceklerdir.
***

Mesele sadece, partili siyasetten ibaret değildir. Müslüman, her hal ü kârda Din-i Mübine hizmet etmeye devam eder, etmelidir, mecburdur. Geçmiş 13 yıldaki büyük gelişmeler, olması gerekenlerin % 1′i dahi değildir. Onun için, elimizden gelen her alanda, yüreğimizden gelen aşk ve heyecanla gayrete devam etmeye, bir gün öncesinden daha fazla muhtaç olduğumuzu, âcizane, hatırlatmak istiyoruz.
***

Şunu da ekleyelim: Partili siyaset ve mevcut çalışmaları yeterli görseydik Yüce Devlet Sitemizi kurmaz, Dergimizi çıkarmaz, kitap yazmaz, risk almaz yani ayağa kalkmazdık.

Elhamdülillah ki Yüce Devlet var. Böyle kritik zamanlarda biz de yeniden hatırlıyor ve yeniden elhamdulillah diyoruz. Ama az ama çok, ama kör ama topal, ama cılız ama kısık, ama öyle ama böyle; iyi ki Yüce Devletimiz var, elhamdülillah, eş-şukru lillah.

Çünkü o bir kalkıştır.
Çünkü o bir eylemdir.
Çünkü o bir gayrettir.

Çünkü Yüce Devlet’tir, yani ki büyük bir nimettir.

***

(Seçimden hemen önce) 25 Ekim 2015’te, yine aynı yerde yayınladığımız uyarılara da bir göz atalım:

“Kardeşlerim,

Milletim,

Dostlarım;

1 Kasım seçimleri, 7 Hazirandakinden çok daha önemli…

Ve iş artık sadece siyaset değil; İman-küfr, Haq-bâtıl, Hilal-haç savaşının bir süreğidir…

Kardeşlerim, müslüman kardeşlerim, mü’min kardeşlerim; dikkatli olunuz, uyanık olunuz, âgâh olunuz…

Sakın, şu veya bu sebeple şer cephesinde yer almayınız…

Ehl-i iman, ehl-i sünnet, ehl-i tasavvuf kardeşlerim; aman yanlış yapmayınız, yanlış yerlere sakın oy vermeyiniz…

Sakın gaflete düşüp sandığa gitmemezlik etmeyiniz…”

secim 2015

1 Kasım Hakkında (Seçim gecesi yazıp feysbukta paylaştıklarımız)

Mü’minler-müslümanlar sevinmiş, kâfirler münafiqlar üzülmüştür, seçimin bu şekilde neticelenmesiyle; elhamdulillah, eş-şukru lillah…

Türkiye içindeki ve dışındaki Müslümanların 7 Haziran gecesiyle başlayan kederi sona ermiştir, elhamdülillah.

Zafer de maglûbiyet de ancak fâ’il-i haqîqî olan Allah Teâlâ’dandır. Hamd, şükr, tesbih, zikr ile her dâim onu analım ve her dâim tevbe-istigfar edelim.

***

Kısa değerlendirmeler:

a) Allah teala, çalışana verir. Son güne kadar gayret ve çabalarını sürdüren A. Davudoğlu ve Ak p. bu çalışmalarının semeresini aldı.

b) Başbakan, balkon konuşmasıyla birleştirici-bütünleştirici bilgeliğini bir kere daha nazara verdi. Liderliğini bir kez daha ispat etti, milletin ruhuna su serpti.

c) Yeni bin yılın Salahaddîn(ler)inin önü tamamen açıldı; inşâellah, elhamdulillah…

d) Ak Parti’nin ezici seçim gaalibiyetiyle; Gezi kalkışmasıyla başlayan, 17-25 Aralık paralel yapı isyanı ve pkk’nin azgın tasallutlarıyla devam eden Darbe süreci bitmiştir; elhamdulillah.

e) Paralel yapı, artık, buharlaşma sürecine girmiştir.

f) Sp’yle ittifaq yapılmaması son derece isabetli olmuştur.

g) Mhp ve Bbp’yle sandıkta koalisyon yapılmıştır.

***

Bunlardan sonra deriz ki;

Ak Parti şunları yapmalı ve milletimiz de bunlara dikkat etmelidir:

1. 4. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başlayan gafletin 7 Haziran’da da devam etmesi, memleket ve devlete, çok büyük zarar vermiştir. Bu, kaybolan beş aydan çok daha büyüktür. (7 Haziran’daki % 84′lük katılımın 1 Kasım’da % 86′ya çıkması seçmendeki gafletin delilidir.) 7 Haziran, hepimize unutulmayacak dersler verdi.

Bu iki yönlü bir gaflettir. Parti kadroları, 13 senede girdikleri her seçimi kazanmanın rehavetine düştüler; sonucun hüsran olmasına ramak kaldı. “Nasıl olsa kazanır” diye oy vermeye değil de tatile, tarlaya, gezmeye gitmenin faturasını, şu kadar şehid-gaaziyle, yıkılan ev ve işyerleriyle, yakılan/yok edilen yatırımlarla millet olarak hep beraber ödemedik mi…

Onun için, sadece seçim dönemlerinde değil her daim gayrete/çalışmaya devam edilmelidir. Sadece lider ve etrafındaki kadronun çalışması da yetmez; herkesin taşın altına elini koyması gerekir.

7 Haziranın öncesi ve sonrası, hiçbir zaman unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.

2. Evet, 1 Kasım seçimlerinde % 49,5 oy alınmıştır. Lakin bu oran yeterli değildir (Nitekim Anayasayı referanduma götürecek sayı dahi elde edilememiştir.) Anadolu ve Rumeli’de sağın alacağı nihai oy, bu oranın çok üstündedir; % 60, hatta % 70 oy almak mümkündür. Bunun elde edilmesi için gayrete hemen başlanılmalıdır. (Şunu hatırlatalım ki Demokrat Parti, 1950’de %52,7, 1954’te %57,5 oy almıştır. 2007’deki Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi referandumunda % 68.95 oy oranına erişilmiştir.)

a) Dindar Kürtlerin oyunun bir kısmı hem 1 Haziran hem de 7 Kasım’da kaybedilmiştir; bunun sebepleri hemen analiz edilmeli, bu kardeşlerimizin gönlü yeniden kazanılmalıdır.

Bunun ilk şartı pkk terörünün kökünün kazınmasıdır, kamu otoritesinin tam olarak yeniden tesis edilmesidir. İkincisi de “Milli Birlik ve Kardeşlik” sürecine daha tutarlı bir şekilde devam edilmesidir.

Bu sürecin başarılı olması için, eli kanlı terör örgütünün maşası olan partinin dış güdümlü elemanları asla muhatap alınmamalıdır. Muhatap, millettir; bin yıllık kardeşlerimiz olan Kürtlerdir. (“İslam kardeşliği” noktasına geldiği için İmralı ile görüşme yapılabilir, yalnız bu kişinin 30.000 kişinin kaatili olduğu unutulmayıp konumunun fazla abartılmasına izin verilmemelidir.)

Bu sorunun temel sebebi, ırkçılıktır; hem Türk hem de Kürt ırkçılığıdır. Irkçılık da dinimizden, medeniyetimizden uzaklaşıldığı için doğmuştur. İlim ve irfan ocaklarımız olan medrese ve dergâhların yeniden köklü bir şekilde tesisi ve yaygınlaştırılmasına azami önem verilmelidir. Irkçılığı körükleyen (maalesef hâlâ devam eden ayırımcılık, sosyo-ekonomik dengesizlikler vb.) uygulamalar da en kısa zamanda bertaraf edilmelidir.

b) Özellikle iç Anadolu’da ehl-i sünnet, ehl-i tarikat kardeşlerimizin nasıl olup da başka partilere oy verdiği iyice araştırılmalı, buna göre davranılmalı; bu kardeşlerimiz de büyük birliğe dâhil edilmelidir.

Bunun için de millete hizmet edebilecek (msl. Süleyman Soylu gibi) kişileri kazanmaya çalışmak gereklidir. (Tescilli solcuların gönlü kazanılamaz. E. Kürkçü, bakan yapılmıştır da ne elde edilmiştir. Bu delikten bir daha ısırılmayacağımızı ümit ediyoruz.)

3. Haziran yenilgisinin başlıca sebeplerinden biri yolsuzluk suçlamasının tutmuş olmasıdır. Maalesef bu, suçlamanın ötesindedir. (Yukarıda bahsi geçen 2011’deki yazımızda, bu konuda ciddi uyarılar yapmıştık.)

Evet, bir partiye herkes gelebilir. Evet, hem de iktidar partisine her niyetten insanlar gelir. Maddi menfaatlerini her şeyin üstünde tutanlar, her partinin, her iktidar partisinin tam kalbine kadar girebilirler ve onlar her devrin adamıdırlar.

Lakin işte liderliğin önemi burada bir kez daha açığa çıkıyor. Bunların hissedilmesi, fark edilmesi ve ustalıkla bertaraf edilmesi, liderin en önemli işlerinden biridir. (700 bin TL’lik saat takabilen bir bakana, en azından gerekli uyarının yapılması gerekmez miydi…)

Yolsuzluk, hiç affedilmeyecek, milletimizin de hiç affetmeyeceği azim bir hatadır. (İski yolsuzluğunun açığa çıkmasından sonra, Chp’nin İstanbul belediyesini bir daha kazanamaması, asla unutulmamalıdır.) Onun için bundan sonra yolsuzluğa bulaşanlar acımadan adaletin önüne atılmalıdır.

4. Ehliyet-liyakat ölçüsü, her daim baş üstünde tutulmalıdır. Devletin, partinin her kademesinde, hele Bakanlar kurulunun teşekkülünde, yalnız bu ölçü dikkate alınmalıdır. Bölge dengesi gözetmek adına, kabiliyetsizlere koltuk ihsan edilmemelidir. Evet, bir sürçmekle atın ayağı kesilmez, lakin başarısızlığı tebeyyün etmiş bir kişiye, bir saat bile katlanılmamalıdır. Başarılı olup da azgın basının çok eleştirdiği kişiler (msl. Recep Akdağ) mutlaka görevde tutulmalıdır. Eşini dostunu, hısım ve akrabasını, haksız yere gözetmeye çalışanlara asla fırsat verilmemelidir.

5. Hayati önem arz eden hususlardan biri de gençliktir, gençliğin 1400 yıllık din-medeniyet değerlerine göre sağlam bir şekilde yetiştirilmesidir.

Ak P., Gezi kalkışmasına kadar, kendi gençlik kollarıyla yetinme eğilimindeydi. Bunun hatalı olduğunu anladı, ondan sonra daha genel, daha gerçekçi, daha tutarlı adımlar atmaya başladı. Bu adımları görüyor ve takdir ediyoruz. Lakin yeterli kabul etmiyoruz, edemiyoruz çünkü gençliğimizin hali ortadadır. Bu ehemm konu acilen ve öncelikle bir kere daha ele alınmalıdır.

Gençliğin ehl-i sünnete göre, dindar, yüksek ahlaklı, millet ve medeniyetimizin bayraktarlığını yapabilme bilincine sahip olarak her biri dava adamı olacak şekilde yetiştirilmesi gerekir. Her biri birer fikir ve şuur kahramanı olan Mehmed Âkif, Bediüzzaman, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç üstadların tanıtılması, sevdirilmesi ve düşüncelerinin aşılanması için, ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

Yaşayan irfan büyüklerimizin ziyaret edilmesi doğrudur, güzeldir, iyidir. İnsanımıza verilen en direkt mesajdır, lakin yeterli değildir. Gençliğimizin bu zatlarla daha sağlam bir şekilde irtibat kurması için gereken alt yapılar bir an önce oluşturulmalıdır. Cemevleri almış başını gidiyorken bu konuda adım atılması gerekmez mi…

6. Milletimizin gerçek medyası hâlâ kurulamamıştır. Evet, Menderes ve Özal zamanlarına göre bu alanda daha iyi durumdayız. İyiye iyi, kötüye kötü diyebilen yazılı-görsel basın-yayın organları var; TRT, eskiye göre daha iyi konumda. Lakin kalite açısından asla yeterli değildir. Basın-yayın organları, güncel olayları çok iyi aktarmak; aynı zamanda çok iyi yorumlamak zorundadır. Yorumlamak ise tarih, coğrafya, sosyoloji, psikoloji vb. bilmeyi gerektirir. Dünyayı çok iyi bilmek, tanımak ve takip etmeyi gerektirir. Ülke, devlet ve milletin menfaatlerine samimiyetle hizmet etmeyi gerektirir.

Hükümetin icraatlarını övmek, paralel yapıya ve kökü dışarda olan medyaya karşı mücadele vermek; sağ-muhafazakâr iddialı basın-yayın organlarında, maalesef, yeterli görülüyor. Asla yeterli değildir. Bunlar, kendilerini baştan ayağa kadar yeniden ele almalı ve düzeltmelidirler. Hükümet de milletimizin gerçek medyasının, tam anlamıyla kurulması için gereken desteği vermelidir.

7. Ne yapılırsa yapılsın memnun olmayan ama sesi de fazla çıkan bir güruh var, ülkemizde. Ellerinde halen çok etkili medya organları da var. Bunların çıkardığı yaygaralara bakarak asla geri veya ileri adım atılmamalıdır, hiçbir zaman; doğru ne ise o yapılmalıdır. Gezi kalkışmasında vb., bunların neler yaptıkları hiçbir zaman unutulmamalıdır. O kesimin seçim başarısından sonra, göreceli yumuşamasına asla aldanılmamalı, ihtiyat ve tedbiri, bir an bile olsa elden bırakmamalıdır. Özellikle yeni Anayasa yapımında ve Başkanlık sistemi tartışmalarında, bu azgın azınlığa asla kulak verilmemelidir.

Paralel yapı ihanet şebekesiyle olan mücadele, hatta pkk ile sürdürülenden daha mühimdir. Çünkü bu yapı, münafıklığın günümüzdeki en büyük temsilcisidir. Bu mücadelede epey mesafe alındı, ama tamamen çökertilinceye kadar asla durmamak lazımdır.

***

Çok uzun zamandır, kendimizi tuttuk; eleştirmemek için, uyarmak için, doğruları söylemek için. Durum çok kritik idi. Zaman, uygun değildi. Zaaf zamanı konuşmayı, hainlikle bir tuttuk (konuşanları da not ettik, unutmadık.) Lakin bundan sonra kendimizi tutmak için bir sebep göremiyoruz. Elbette yerinde ve zamanında, elbette usturuplu olarak uyarılarımızı, eleştirilerimizi esirgemeyeceğiz; Haq rızası için, millet-memleket-devletin iyiliği için.

***

Evet, iktidara gelen parti herkese hizmet etmelidir. Lakin dinimize, medeniyetinize, dünyanın her yerindeki kardeşlerimize hizmet etmek; her şeyden önceliklidir. Maddi medeniyet sahasında hizmet edilecektir, lakin unutulmamalıdır ki manen kuvvetli olmadan madden güçlü olmak mümkün değildir.

İslam’a hizmeti en önde tutarsak, bütün dünya ayağımıza gelir. Yoksa biz gideriz, dünyanın ayağına, hem de hor ve hakir olarak. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Şundan kaç sene önce 70 sente muhtaç olup kendimizi perişan etmedik mi..

8.11.2015

Haydar HEPSEV

Yüce Devlet Hâdimi

 

NOT: 8.11.2015 günü eklediğimiz bu yazı, bilinmeyen sebepten sitemizden silinmiş ve yeniden eklenmiştir.

 

Kategori: Açık Mektuplar | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.