MEHMED AKİF İLE İLGİLİ BİLİNMEYEN BİR OLAY ve YENİ BİR BELGE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
07 Ocak 2012

 

MEHMED AKİF İLE İLGİLİ

BİLİNMEYEN BİR OLAY ve YENİ BİR BELGE

 

Vefa duygusunun eksikliğinden midir veya başka bir sebebi var mı, milletimiz için çok önemli büyüklerimizi yeterince değerlendiremiyoruz, tanıyıp tanıtamıyoruz. Hayatları, sanatları ve eserleri hakkında doğru dürüst yaşamöyküleri (biyografi/monografi) ortaya koyamıyoruz. Piyasada dolaşan kimi yaşamöyküleri ise hatıra türünden pek farklı olmayan veya hamaset taslayan ya da tekrarın tekrarcısı olan kitaplar…

Yaşamöyküleri önemlidir; eski ile yeni arasında bir köprü vazifesi görür. Tarihi şahsiyetlerin gerçek kimliklerini ortaya koyar; hayatları ile eserleri, eserleri ile devirleri arasındaki bağlantının kurulmasını sağlar. Politik veya psikolojik sebeplerle devrinde fazlaca büyütülmüş olan, ya da tam aksine hakkı verilmemiş kişilerin tam değerlerinin verilmesini temin eder. Tabii bu amaçların gerçekleşmesi için bu tür eserlerin ilmi usullere uygun bir şekilde belgelere dayanması ve nesnel (objektif) olması gerekir. (1) İncelenen kişinin hayatı ile ilgili bütün belgelere, eserlerinin devrindeki etkisini ortaya çıkaran birinci kaynaklara ulaşılmalıdır. Yorumdan önce belge ve bulgular gelmelidir ki doğru eleştiri ve yanlışsız karşılaştırma mümkün olabilsin.
* * *

Denilebilecektir ki Mehmed Akif hakkında birçok kitap ve makale yayımlanmıştır ve yayımlanmaya da devam etmektedir. Evet, doğrudur; lakin Akif’in hayatını belgelere dayanarak eksiksiz ortaya koyan, eserini net bir biçimde değerlendiren, eserinin kaynaklarını ve etkilendiği şahıs/eserleri kanıtlarıyla açıklayan, devrine ve sonrasına yaptığı etkiyi belgelerle meydana çıkaran bir çalışma hâlâ yapılmamıştır. Akif hakkındaki kitapların çoğu hamasetten öteye geçemiyor. Gerçi bu tür kitapların (İstiklal Marşımızın şairinin herkesçe tanınması ve sevilmesinde) elbette faydası vardır fakat kesinlikle yeterli değildir.

Kanaatimce Akif hakkında yazılan en iyi yaşamöyküsü –hâlâ- Mithat Cemal Kuntay’ınkidir. Kendisi de iyi bir şair olan Mithat Cemal, somut belgelerden yararlanan (msl. Akif’in Baytar Mektebi’ndeki notlarının tıpkıbasımı bu kitapta yer almıştır.), Akif’in hayatını kendi hatıralarından yararlansa da aydınlatıcı bir biçimde anlatan, şairin eserini oldukça iyi değerlendiren iyi bir kitap yazmıştır (Mithat Cemal, Mehmet Akif, İstanbul 1939). Eşref Edip (Fergan)’ın Mehmed Akif Hayatı ve Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları (İstanbul 1938) ve M.Emin Erişirgil’in (2) Mehmet Akif, İslamcı bir Şairin Romanı (Ankara 1956) kitapları da yazarlarının Akif’i bizzat tanımış olmalarından ötürü kıymetlidir ve şairimiz için yapılacak bir çalışmaya temel oluşturabilir. Ayrıca 30 seneden fazla memuriyet yapmış ve birçok önemli görevlerde bulunmuş olan Mehmed Akif’in hayatının arşivlere (bilhassa Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ne) girilmeden; Mısır’da (ve Berlin’de vb) geçirdiği senelerin izi sürülmeden yazılabileceği kanaatinde değilim.
* * *

Mehmed Akif’in hayatıyla ilgili bir belgeyi, onun için yazılacak iyi bir yaşamöyküsüne yardımcı olmak maksadıyla sunmak istiyorum. Akif, Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi’nde öğrenci iken, Sabah Gazetesi’nin (3) 2 Zilhicce 1309 (28 Haziran 1892) tarihli ve 1204 numaralı nüshasının 2–3. sayfalarında yayınlanan bir konuşma yapmıştır.

Bilindiği gibi, Mehmed Akif, Mülkiye Mektebi’nin dördüncü sınıfına devam ederken babasının vefatı ve evlerin de yanması üzerine, o sıralarda yeni açılan ve mezunlarına hemen memurluk verileceği söylenen Mülkiye (Halkalı) Baytar Mektebi’ne girmek mecburiyetinde kalmıştı. Birinci senenin sonunda, İlm-i Emraz-ı Umumiye (Genel Hastalıklar İlmi) imtihanlarına başlanılacağı sırada okulun müdürü Mehmed Ali Bey ve Akif birer konuşma yaparlar ve bunlar o zamanki Sabah Gazetesi’nde3 yayınlanır. Akif’in müdürden sonra konuşma yapmasının sebebi, birinci sömestrde bütün derslerden en yüksek notları almış olmasıdır (Bu notların tıpkıbasımı, İstanbul Pendik Bakteriyoloji Enstitüsü koleksiyonlarından alınarak Mithat Cemal’in eserinde kuşe kâğıda ayrıbasım halinde yer almış ama bunlara sayfa numarası verilmemiştir; dört sayfalık ayrı basım 176–177 sayfaların arasında bulunmaktadır.) Bu olay Akif’in hayatı ve şahsiyetiyle ilgili olarak iki açıdan önem taşır: Birincisi, okulun daha ilk döneminde Akif’in birinci olmasıdır; ikincisi, bundan ötürü okulda yaptığı konuşmanın bir gazetede yayınlanmış bulunmasıdır. Genç Akif’in kişiliği üzerinde mutlaka derin bir etki bırakmış olması gereken bu olaydan, ne hikmetse, kaynaklar bahsetmemişlerdir.

Belge hakkında yapılacak ilk tespit müdürün hitabesinin dil bakımından sadeliği ve kestirmeliğine karşın genç Akif’in konuşmasının daha ağdalı ve tumturaklı oluşudur. (Şairimiz bu sıralar 18–19 yaşındadır.)

Gazetedeki haberin ve Akif’in konuşmasının bugünkü harflere aktarımı aşağıdaki gibidir (Okuyucularımızın daha iyi anlayabilmeleri için bugünkü dile sadeleştirilmiş hali de verilmiştir) :

“Dünkü nüshamızda beyân olunduğu vechile asr-ı güzîn-i Hilâfetpenâhî’nin mehâsin-disârından olan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nin Kısm-ı Baytârisi birinci sene talebesinin Emrâz-ı Umûmiye dersleri imtihânına bâ-irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî huzûru lâzım gelen mümeyyizler tarafından evvelki cumartesi günü icrâ olunmuş ve imtihâna bed’edildiği sırada mekteb-i mezkûr müdîr-i fetânet-semîri İzzetlû Mehmed Ali Bey Efendi tarafından sûreti âtîde münderic nutk-ı belîg îrâd edilip hitâmında talebeden Akif Efendi dahi rüfekâsına hitâben zîrdeki makâleyi kırâ’at eylemişdir. Mümeyyiz bey ve efendiler imtihânın sûret-i mükemmelede icrâsıyla şâkirdân efendilerin bir senelik müktesebât-ı ilmiyelerinin cidden şâyân-ı takdîr görüldüğünü makâm-ı teşekkürde beyân eyledikten sonra cümle tarafından hâmi-i ulûm ve ma’rifet olan Şevketlû Pâdişâhımız Efendimiz hazretlerinin tezâyüd-i eyyâm-ı ömr ü ikbâl-i cenâb-ı Hilâfet-penâhîleri ed’iye-i hayriyesi yek-dil ü yek-zebân olarak ref’-i bârgâh-ı ehadiyet kılınmıştır.”
(Müdür Mehmed Ali Bey’in konuşması konumuzla ilgili olmadığından buraya alınmamıştır.)
……………….
Şâkirdân-ı fetânet-nişândan Mehmed Âkif Efendi’nin nutku:
Muhterem Refîklerim!
Şeref-i intisâbıyla bahtiyâr olduğumuz şu silk-i celîl-i Baytâriye’nin uluvv-i kadr ü mâhiyyeti hakkında uzun uzadıya serd-i makâlâta hâcet görmüyorum. Çünki her birimiz o fennin lezâ’iz-i tahsîliyle şîrîn-mezâk olduğumuz cihetle bu husûsdaki beyânâtım bî-lüzûm derecesine tenezzül eder. Bâb-ı vâlâ-yı maârifin umûma küşâde, vesâ’it-i ta’allümün ez-her-cihet mükemmel ve âmâde bulunduğu şu zaman-ı saâdet-nişân-ı terakkîde arzû-mendân-ı i’tilâ dâimâ iktisâb-ı muvaffakıyetle hâ’iz-i fahr ü mübâhât olmaktadırlar. Asrımızda bir ferd yoktur ki sarf-ı nakdiye-i gayret eylediği halde heveskâr-ı visâli olduğu şâhid-i fazl u ilme destres ü mülâkî olamasın. İşte nezd-i şâhânelerinde tebâbet-i baytariyenin elzemiyet ve ehemmiyeti ma’lum ve müsellem bulunan Pâdişâh-ı dil-âgâh efendimizin evlâd-ı vatana bir lutf-ı cemîl-i Şehriyârîleri bulunan şu Dârülfünûn-ı feyz-nümûnu bâlâda serd eylemiş olduğum müddeâlara bir bürhân-ı celîl-i kâfî olmak üzre irâ’e ederim. Bu günkü günde dahi tebâbetin esası ve teşhîs-i marazın medâr-ı a’lâsı bulunan “İlm-i Emrâz-ı Umûmiyye-i Hayvanât-ı Ehliyye” dersine bir seneden beri bezl eylediğimiz mesâî ve gayretin semeresini iktitâfa mazhariyetle ayrıca kâm-yâb oluyoruz. İmtihânımıza lutfen ve tenezzülen teşrîf ile bizleri tesrîr ve taltîf buyuran mümeyyizîn-i kirâm hazretlerine, müdîr-i hamiyyet-şi’âr ve mu’allim-i zî-iktidâr efendilerimize merreten ba’de uhrâ teşekkürleri takdîm eder ve ‘Cenâb-ı Hakk hâmi-i ilm ü hüner, Şehenşâh-ı maârif-perver efendimiz hazretlerinin ömr ü iclâl-i şehriyârîlerini rûz-efzûn buyursun’ du’â-yı vâcib-ül-edâsıyla hatm-i makâl eylerim. (Pâdişâhım çok yaşa)”

Belgenin bugünkü dille sadeleştirilmiş hali:
“Dünkü sayımızda yazıldığı gibi Padişahımızın seçkin devrinin güzel eserlerinden olan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nin Baytarlık Bölümü birinci sene öğrencilerinin Genel Hastalıklar dersleri sınavları, Padişahın iradesiyle bulunması gereken gözetmen öğretmenler tarafından evvelki cumartesi günü yapılmış ve sınava başlandığı sırada bu okulun müdürü Mehmed Ali Bey tarafından aşağıya alınan bir konuşma yapıldıktan sonra da öğrencilerden Akif Efendi de arkadaşlarına hitaben aşağıdaki yazıyı okumuştur. Gözetmenler, sınavın mükemmel bir surette yapılmasıyla öğrencilerin bir senelik bilimsel çalışmalarının cidden takdire layık görüldüğünü teşekkür makamında söyledikten sonra ilmin koruyucusu Padişah hazretlerinin ömür ve başarılarının artması için yapılan dua, tek dil ve tek yürek olarak Allah’ın huzuruna yükselmiştir.
…………………………..
“Öğrencilerden Mehmed Akif Efendi’nin konuşması:
Muhterem arkadaşlarım!
Girmekle mutlu olduğumuz şu Baytarlık mesleğinin nicelik ve değerinin yüceliği hakkında uzun uzadıya konuşma yapmaya gerek görmüyorum. Çünkü her birimiz o bilimin tahsilinden zevk aldığımız için bu konudaki sözlerim gereksizlik derekesine iner. Bilimin yüce kapılarının herkese açık, öğretimin her bakımdan mükemmel olduğu şu ilerleme devrinde yükselmek isteyenler her zaman başarılarıyla övünebilmektedirler. Çünkü çağımızda hiçbir kimse yoktur ki gayret gösterdiği halde kavuşmaya heves eylediği bilim ve erdeme ulaşamasın. İşte hükümdarca yüksek görüşüne göre Baytarlık mesleğine büyük önem verdiği bilinen Padişah efendimizin vatan evladına bir lütfu bulunan şu Üniversite’yi, yukarıda söylediğim sözlere yeteri derecede delil olarak gösteririm. Bu günde de, baytarlığın esası ve hastalıkların teşhisinin aracı bulunan “Ehil Hayvanların Genel Hastalıkları İlmi” dersine bir seneden beri yaptığımız mesai ve çalışmanın meyvelerini devşirmekle ayrıca mutlu oluyoruz. İmtihanımıza teşrif ile bizleri onurlandıran mümeyyizlerimize (gözetmen), müdür ve öğretmen efendilerimize tekrar tekrar teşekkürleri takdim eder ve ‘Cenab-ı Hak ilmin koruyucusu Padişah efendimiz hazretlerinin ömürlerini uzatsın’ duasıyla konuşmamı sonlandırırım. (Pâdişâhım çok yaşa)”

____________________________________________

(1) Kanaatimce bu konuda örnek alınması gereken en yetkin eser, merhum Prof.Dr. Kaya BİLGEGİL’in Ziya Paşa Üzerine Bir Araştırma (Atatürk Üniv.yay., Ankara 1979) başlıklı eseridir. Bilgegil, bu eserinde, Ziya Paşa ile ilgili olarak onun hayatını geçirip görev yaptığı yerlere ulaşmış; İstanbul, Londra, Paris ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bilgileri tek tek bulmuş, değerlendirmiş ve son derece yetkin çalışma yapmıştır.

(2) Mehmet Emin Erişirgil (1891-1965), Mehmed Akif’in Orman ve Ziraat Nezareti Baytar Dairesi’nde çalışırken yanında katiplik yapmıştır. O sırada aynı zamanda öğrenci olan Erişirgil, bir sebeple haksız olarak işten çıkarılır; bunun üzerine bu olayı protesto eden Akif istifa eder ve bu haksızlık giderilince işine tekrar geri döner. Erişirgil’in Akif’le ilgili kitabı, ilk elden bilgiler vermesi bakımından elbette değerlidir.

(3) 1876-1922 yılları arasında yayınlanan Sabah Gazetesi’nin ilk sahibi Papadopulos Efendi, baş yazarı da Şemseddin Sami idi. Daha sonra yönetimi ve imtiyaz sahipliği Mihran Efendi’ye geçti; bu sıradaki baş yazarı Diran Kelekyan’dı. 1919’da Ali Kemal tarafından çıkarılan Peyam Gazetesi ile birleşerek Peyâm-ı Sabah başlığıyla çıkmaya başladı. Bu gazetede Ahmet Mithat Efendi, Ahmed Rasim, Halid Ziya (Uşaklıgil), Yahya Kemal (Beyatlı), Hüseyin Cahit (Yalçın), Hüseyin Rahmi (Gürpınar) gibi meşhur edebiyatçılarımız da yazmışlardır.

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (16 Ekim 1995, s.8–9) ve yeniden ele alınarak Tarih-Düşünce Dergisi’nde (Ağustos 2003, s.44–46) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Üstadlarımız | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.