KURUMLAŞMIŞ ÇAĞDAŞ KÖLELİK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
20 Nisan 2012

 

KURUMLAŞMIŞ ÇAĞDAŞ KÖLELİK

 

Çağımızda değişik bir kölelik devri yaşıyoruz. Bu, öyle bir kölelik ki bizler onun bağlısı olmakla övünüyoruz. Ona hiç laf dokundurmuyoruz. Kendi öz değerlerimiz gibi koruyoruz. Onun büsbütün elden çıkmaması için de, hatta onu kurumlaştırıyoruz. Bunu elden çıkarmamak için, eskilerimizin “can düşmanı” dedikleri kimselerle, kuruluşlarla, uluslarla “can dostu” olabiliyoruz; bunun devamı için her türlü tavize razıyız. İşte biz Anadolu Müslümanları, maalesef, böyle bir çağdaş kölelik içindeyiz, ama bunun farkında değiliz.

Önce Kitab’ımızdan bir uyarıyla uyanalım. Rabbimiz buyuruyor ki; “Yoksa hâlâ mı cahiliyet devrinin hükmünü aramadalar? Artık kesin olarak îmân eden bir toplum için, Allah’tan daha iyi, (daha doğru, daha güzel) kim hüküm verebilir? (Mâide suresi, 50. ayet)” İşte bize bir balyoz! Ama duyabilene, anlayabilene… Lakin bu ilahi buyruğun kesinkes muhatabıyız. Allah’ım bize gerçek iman ve derin bilgi ver, âmin.

Çağdaş kölelik, her yönünden yakalamış, hem de bütün insanları. Ondan ancak imanı güçlü olanlar kurtulabilir. Eğer imanda zayıflık varsa, kölelikten kurtuluş mümkün olmaz. Bunlar büyük dram yaşarlar. Özlerine döndüklerinde, İslam onları sorgular ve yargılar; ondan uzaklaştıklarında bu köleliğe hizmet ederler, yani ikili kimlik taşırlar. Hâlbuki İslâm nettir, kendisine bağlı olanın ikili oynamasına tahammülü yoktur; iman bakımından buna “nifak” der.
“Münafıklar hiç şüphe yok ki ateşin en alt tabakasındadırlar ve kesin olarak onlara bir yardım edici de bulamazsın. (Nisâ suresi, 145. ayet)” Yani ikili oynayanlara “cehennemin en alt tabakasını” layık görür. Bunu bilen Müslüman, her bakımdan titiz davranır.

Çağdaş köle, her şeye “benim aklım, benim malım ve benim yeteneklerim” gözlüğü ile bakar. Hâlbuki eski köleler daha insaflıydı, diyorlardı ki “Eğer onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneş’i ve Ay’ı kim hizmetinize âmade kıldı?” diye sorsanız elbette ki “Allah” diyeceklerdir; öyleyse ne diye, ona kulluktan dönüp uydurma şeylere kapılıyorlar? Allah rızkı, kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar; şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Eğer onlara “Gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan elbette ki “Allah’tır!” diyeceklerdir; de ki (öyleyse) hamd ancak Allah’a mahsustur; fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler. (Ankebût suresi; 61, 62, 63. ayetler)”
Şimdikiler daha zavallı, bu idrakte bile değiller. Hatta çağdaş kölelik her yönden kurumlaşmış ve bir kale gibi kendini korumaya almıştır. Kavramlarıyla ve bu kavramların somutlaşmış hali olan kurumlarıyla, köleliği koruma altına almıştır. “Demokrasi” demiştir, “laiklik” demiştir, “çağdaş değerler” demiştir, “uygar olmak” demiştir, “insan hakları” demiştir, “Birleşmiş Milletler sistemi” demiştir, bunların arkasına saklanmış ve böylece kendini kurumlaştırmış, hatta vazgeçilmez bir duruma koymuştur.
Şimdi de bu “kurumlaşan çağdaş kölelikten” nasıl kurtuluruz? Bunu birkaç yönüyle anlatmaya çalışalım:

1. Öncelikle ”şüphesiz ve sarsılmaz bir iman” sahibi olmalıyız. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize “Hangi amel daha üstündür?”diye sorulduğunda verilen cevaba dikkat kesiliniz: “Asla şüphe edilmeyen iman. İçinde şahsi menfaat karışmayan cihad. Kabul olunan Hac’dır. (Sünen-ün-Neseî, İman ve Şartları, 547. sayfa; terc. Ahmet M. Büyükçınar, İstanbul 1981)” İmanımızın burada belirtilen yörüngeye oturması lazımdır. Yoksa imanımız gider, anlayamayız bile. Çağdaş kölelik kurumları mensuplarına kapılmak, mümini imanından etmese de “şüpheli bir iman atmosferine” sokabilir.

Bir örnek verelim: Uzun zaman televizyon seyreden bir kişi, mutlaka tecdid-i iman etmelidir, çünkü özellikle bazı kanallar direkt olarak imana saldırıyorlar. Reklamda, mesela, “Mucizeleri kadınlar yaratır” deniyor. Bu sözü bilinçsizce söyleyen kişinin imanı tehlikeye girer, küfr-i cehlî yani bilgisizlikten ötürü olan küfür de küfürdür ve sahibin imanını alıp gider, Allah Teala hazretleri hepimizi korusun, âmin.

2. Modern cahiliyenin bütün oyunlarını bozacak “bir irfan duygusu“na sahip olmak zorundayız. Mana ağırlıklı irfan sahibi olmalıyız. Bu, çok önemlidir. Bir insan bilgili, kültürlü olabilir, ama bu her şeyi çözmez. Lakin irfan onu aşan bir olgudur. İrfan sahibi olmak demek, boyuna okumak demek değildir. Okuyup çok düşünmek; okunan şeyleri bir ana fikre bağlamak, gönle indirmek; ana kitabımıza göre okunanları değerlendirmek ve hayata geçirmek demektir.

3. Bir de modern cahiliyeyi kavram ve kuruluşlarıyla tanımak zorundayız; “neyi getirmek istiyorlar, neyi götürmek diliyorlar”, araştırmak ve bilmek durumundayız. Bu hale nasıl geldik, bu halden nasıl kurtuluruz; iyice anlamalıyız. Yoksa işlerimiz boşa gider, hatta bizi kendi çizgilerine çekerler.

Ne yapmalıyız: Cevap tek ve nettir. Biz Müslümanız; İslam’ın emir ve gereklerine ilim ve irfanla, ihlâs ve samimiyetle, uymalıyız. Çağdaş kölelikten kurtulmanın tek yolu budur.

Rabbimiz bizi her türlü esaretten ve bilhassa “kurumlaşmış çağdaş kölelikten” korusun, âmin.

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Temmuz 2011, 9. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler:

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.