Kur’an Süslemeleri ve Sembolizm

Oleh: Haydar Murad Hepsev
01 Şubat 2012

 

Kur’an Süslemeleri ve Sembolizm*

 

Ebubekir Siraceddin**

… Kur’an-ı Kerimlerin süslemelerinde (tezyin, tezyinat / tezhib) kullanılan sembollerin birden fazla anlam işlev taşıdığı bilinmelidir. Sanatçının eserinin güncel ve geçerli olması için irtibatlı olmak zorunda olduğu 3 ana veçhe vardır: a) Nüzul olan vahiy gücü olarak Kuran, b) Fanide bakinin gizemli gerçeği olarak Kuran, c) Yeniden yüceliğe erdirici (bütünleştirici) bir güç olarak Kuran. Ağaç, dünyevi bir misal olarak bu hususlardan son ikisinin sembolüdür; fakat ağaçta inişin işaret edilmesi şeklinde tefsir edilebilecek bir ayet bulunmaktadır: “Şayet yeryüzündeki her ağaç kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha katılsa, Allah’ın kelimeleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz ki Allah azizdir (güç ve iktidar sahibidir, hakîmdir (ilim ve hikmet sahibidir). Lokman Suresi, 27. Ayet” Buradaki misalde ağaca olumlu olmayan bir rol verilmekte ama bu bağlamda kullanılmasının belirli bir maksadı bulunmaktadır. Bu ayet, genel olarak bize dünyevi nesnelerin sembolize ettiklerinin yanında bir hiç olduklarını anlatır ama aynı zamanda ağacın kalemle yazmanın ilahi amaca hizmet ettiği için yüce bir sembol olduğunu kaçınılmaz bir şekilde ifade eder. Kur’an’ın 68. suresi olan Kalem Suresi, peygambere inen ilk ayetlerde (Alak Suresi, 1–5. ayetlerde) bildirildiği gibi takdirin (kaderin) yazıldığı İlahi Kalemin (1) adını almıştır. Vahye bakan yönüyle, palmet (hurma yaprağı) deseninin resmettiği aracın da bu olduğu söylenebilir. Bu Kalem, en az refiki Levh-i Mahfuz (Korunmuş Levha) kadar, vahiy doğrultusunda olduğu için bir anlam değişikliği oluşturmaz ve dolayısıyla aslında onunla özdeştir. Bu basitçe iki yönlü olma sorunudur ve palmetin tarafsız ufkiliği (yataylığı) her ikisine de tatbikine elverir.

Palmetin üzerinde bulunduğu ve çerçevelediği marjinin(kenar) benzer şekilde birden fazla anlamı vardır. Onun dışadönüklüğü, içten (gizlenmiş olandan) dışa dönük olan vahyin aşağı doğru hareketine işaret eder. Fakat palmet kenarının, sayfanın ana kısmının dışında kaldığını söylemek ancak bir ifade biçimidir ve bu kenarın ötesinin de olduğunu söylemek mümkündür. Bütünleştirme hamlesi için göz önünde bulundurmamız gereken, kenarın dışa dönüklüğü değil öteliği yani aşkınlığıdır. Ağaçtan bahseden ayet onun cennetteki dallarından da bahseder. Kenardaki palmet bu sanatın elverdiği ölçüde konuyu neredeyse doğrudan açıklamaktadır. Başka bir deyişle, Kur’an’ın gözle ya da sesli olarak güzelce okunması en sonunda nihayetinde sonsuzluk sahiline çarpan bir dalgaya benzer sınırsız bir devinimin zahiri başlangıç noktasıdır. Bu sahil, süslemelerin akışının (palmette, yapraklarda, arabesk akışında) yönelmiş olduğu kenar tarafından işaret edilen sonsuz sahildir.

Kusursuzluğa ve sonsuzluğa işaret eden ve ağaçla(2) yakından ilişkili olan diğer bir sembol de, parlatılmış güneştir. Kur’an-ı Kerim, kendisini tekrar tekrar nur (3) veya ışıkla parlayan olarak tanımlar; Kur’an süsleme geleneğinin birçok döneminde, çevresi ışıklı veya taraklı daireler içine çizilen ayet numaralarının örnekleri bulunmaktadır. Şemseler (bir tezyinat terimi olan şemse, Arapçada güneş anlamına gelmektedir; şemse yıldız süslemelerinde de yer alır), bazen ayetleri ayıran gülceler (rozet) yerine de kullanılır ve gülceler çoğunlukla altınla parlatılır. Işık sembolü bazen Sure palmetlerinin(alınlıklarının) içinde (güneşin eşyaları kuşatması gibi direkt olarak ağaçla bir araya getirilir; ya da palmetin kendisi yuvarlağıyla beraber dışa dönük olarak çerçevelenip ışıklandırılarak ağaçla birleştirilir. Aynı kombinasyonun farklı biçimleri de vardır. Vahiy sadece öteki dünyadan bir ışığın yansıması olmayıp aynı zamanda rehberlik yönüyle öteki dünyaya da ışık tuttuğu için iki yönlü olma hakkında şimdiye kadar söylenenler burada da geçerlidir. Ayrıca bu ters yönden bütünleştirici ışık, öteye işaret eden her şey tarafından benzer şekilde tasvir edilen ruhun manevi arzusundan ayrıştırılamaz.

Sayfanın ana kısmını çevreleyen bir çerçeve olarak işlev gören ve palmet desenleri, yuvarlak madalyonlar ve başka kenar desenleri ile dolu arabeskler (girişik bezeme) ağaçla birçok yönden ilintilidir. Ağaçtan ziyade sarmaşığa benzeyen arabesk, doğası itibarıyla eğilimin açık bir göstergesi olmasına rağmen belirli bir yola işaret etmez ve bu, onun Kur’an süslemesindeki ana işlevlerinden biridir. Aynı zamanda tanımlanamazlığı sayesinde kendisinde gizemli ve şekil ötesi bir görünüş oluşturur. O aynı zamanda ağaç gibi canlı bir varlık olup yazının fonu olduğunda, canlı dünyanın araçları olarak harflerin etkisini arttırmaya hizmet eder. Dahası bir ritim tasviri olarak, özellikle küçük palmetlerde aynı desenleri düzenli aralıklarla sürekli tekrarlayarak, bize söylendiği gibi, sadece dünyada değil kâinatın bütün tabakalarındaki ritmik Kur’an tilavetini gösterir. (5)

Bu bağlamda belirli sayıların ve onların geometrik karşılıklarının sembolizminden de bahsetmek gerekir. Dokuz ve üç, daire ve üçgen gibi, cennetin dünyada kabul görmüş sembolleridir ve bunların dünyevi mütemmimleri dört sayısı, kare veya dikdörtgendir. Kur’an metninin dikdörtgensi dizimi, bu şekilde, vahiy tarafından nüfuz edilen yeryüzüne işaret eder. Birçok dönemde dikdörtgenin dışına ya da zirvesine iliştirilmiş yarım daire şeklinde veya üçgen biçiminde döngülerin örneklerini görürüz. Her iki durumda da yalnızca belirtilen metnin ilahi boyutu olabilir. Bunların mimari karşılıkları iki kubbeli Doğu camilerinin yarım kubbeleri ve onların Mağrib’deki piramit biçimindeki muadilleridir.

Geleneğin kurucularının, kesin bir etki ve sonuç talep etmelerine rağmen neden daha belirgin yöntemler kullanmadıkları sorulabilir. Örneğin ışık tesiri verebilmek için süslemeleri ve metni bazen kırmızı genellikle siyah, kahverengi ve mavi, antene benzeyen zarif alemler yerine neden geniş altın ışıklarla çevrelememişlerdir? Bunun cevabı, sadece müzehhibin sesini Kuran’dan daha fazla yükseltmek istememesi değil, aynı zamanda özellikle hayal gücünün olgunlaşmamış bir şekilde kristalleşmesine sebep olacak bu şekil bir açıklıktan ve bunun sonucunda ruhun istenen yönde daha derine nüfuz etmesine devamına engel olmaktan kaçınmalarıdır. Işığın daha belirginleştirilmesi kesinlikle denenmiştir ve benzer şekilde müzehhibin palmetleri doğal ağaç dallarıyla değiştirdiği onuncu /on altıncı yy. bir Kur’an tezyin stili(6) mevcuttur. Bununla birlikte böyle denemeler sadece sanatçının -körü körüne veya değil- taklit mecburiyetinde olduğu stilize geleneksel sembollerin ince ve hadsiz gücünün daha fazla takdirine yol açmıştır.

Tezyinatın bütün amacının metnin yüksek ve derin boyutunu anımsatmak olduğu da akılda tutulmalıdır. Evrende gizlenmiş kitap ile vahyedilmiş Kur’an arasındaki ilişki; ihtişam ile güzellik, küçülme ile genişleme arasındaki ilişkidir. Bununla birlikte çelişkili gibi görünse de gizlenmiş kitabı bize hatırlatmak için var olan süsleme, metnin güzelliğiyle ilişkili etraflı bir ihtişam işlevine sahiptir. Bu, süsleme en güzel halindeyken ve metin özellikle muhteşem bir şekilde yazıldığında bile geçerlidir. (7)
_____________________

* Martin Lings’in The Quranic Art of Calligraphy and Illumination (Kurani Sanatlar Olarak Hüsn-i Hatt ve Tezyinat), Londra 1976, s. 74–75) kitabından “Kur’an Süslemeleri ve Sembolizm” başlığını vererek yaptığımız bu çevirinin amacı, okurlarımız ve aydınlarımıza medeniyetimizin en önemli sanatlarından olan tezhibin (ya da daha doğru bir tanımlamayla tezyinatın) derinliğini hatırlatmaktır.

Metnin Türkçeye aktarımında zorlandığımızı itiraf etmek zorundayız; çünkü kendisi de bir şair olan Martin Lings’in beliğ ifadelerini Türkçeye aktarmak çok zor, hem de tezyinat gibi uzmanlık gerektiren bir konunun yabancı dilden Türkçeye çevrilmesinde büyük güçlükler var. İlk olarak 1976’da yayımlanan, 1978 ve 1987’de yeni baskıları yapılan bu eserin, Ebubekir Siraceddin’in diğer kitapları birden fazla tercüme edilmişken, neden çevril(e)miş olduğunu böylece anlamış bulunmaktayız.

Vesile ile şunu da söylemek isteriz ki son 30 yılda hüsn-i hatt ve tezhib ülkemizde yeniden rağbet buldu ve yaygınlaştı. Bu, elbette sevindiricidir çünkü bu sanatlar medeniyetimizin en öz sanatlarıdır. Lakin işin teorik, tarihi ve entelektüel boyutu, yaygınlaşmasıyla doğru orantılı değildir. Üniversitelerimiz ve aydınlarımız da bu konuda üstlerine düşeni yapmamaktadırlar. Bu, Martin Lings’in bu sanatlarla ilgili iki kitabının da hâlâ Türkçeye çevrilmemiş olmasından anlaşılmıyor mu?..

** Ebubekir Siraceddin (Martin Lings; 1909–2005): Türkçe okurlarının Hz. Muhammed’in Hayatı adlı eseriyle tanıyıp sevdikleri yazar, Oxford Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı okudu. Yirmi beş yaşlarındayken dünya dinlerini incelemeye başladı. 1938′de tanıştığı Kuzey Afrika’lı müslümanlar vasıtasıyla Şeyh Ahmed Alevî eş-Şazelî’nin müritleriyle buluştu. Müslüman oldu ve Ebubekir Siraceddin adını aldı. Lings, 1939 yılında Kahire’ye gitti ve Arapçayı öğrenerek burada 10 yıldan fazla kaldı.1944′te evlendi. Kahire Üniversitesi’nde, özellikle Shakespeare üzerine on iki yıl ders verdi. 1948′de tekrar İngiltere’ye döndü. Londra Üniversitesi’nden Arap dili diploması aldı. 1955 yılından itibaren İngiliz Müzesi doğu elyazmalarının (özellikle Arapça) tasnifinde bulundu. Eserleri belli başlı birçok dile çevrilmiş ve büyük ilgi toplamıştır. Aynı zamanda bir şair olan Lings’in iki de şiir kitabı vardır.

Birçok kitabı birden fazla olarak Türkçeye çevrilen Ebubekir Siraceddin, çağımızın en önemli aydınlarındandır. Buna rağmen, derinliği ve görüşlerinin önemiyle ülkemizde yeteri kadar etki oluşturmadığını görmekteyiz. Bunda (Hz. Muhammed’in Hayatı adıyla çevrilen kitabı hariç) başarılı olmayan çeviriler kadar, bu derin aydının çağımıza çözüm olarak sunduğu görüşlerinin yeteri kadar açıklanmamasının da payı vardır. Biz şimdilik onu yeniden gündeme getirmek ve eserlerinin isimlerini yeniden saymakla yetinelim: Kesinliğin Kitabı: Tasavvuf Kuramında İnanç, Bilgelik ve Bilinç (The Book of Certainty: The Sufi Doctrine of Faith, Wisdom and Gnosi; 1952), Antik İnançlar ve Modern Hurafeler (Ancient Beliefs and Modern Superstitions; 1964), Müjdeler ve Diğer Şiirler (The Heralds and Other Poems; 1970), Tasavvuf Nedir? (What is Sufism?; 1975), Kurani Sanatlar Olarak Hüsn-i Hatt ve Tezyinat (The Quranic Art of Calligraphy and Illumination; 1976), Hz. Muhammed’in Hayatı (Muhammad: His Life Based on the Earliest Sources; 1983), Onbirinci Saat: Gelenek ve Haberler Işığında Modern Dünyanın Ruhsal Bunalımları (The Eleventh Hour: the Spiritual Crisis of the Modern World in the Light of Tradition and Prophecy;1987), Sembol ve Asıl: Varoluşun Manası Üzerine Bir Çalışma (Symbol & Archetype: A Study of the Meaning of Existence; 1991, 2006), Yirminci Yüzyılda Bir Veli: Şeyh Ahmed Alavi, Ruhsal Mirası ve Vasiyeti (A Sufi saint of the twentieth century : Shaikh Ahmad al-Alawi , his spiritual heritage and legacy;1993), Shakespeare’in Kutsal Sanatı (Sacred Art of Shakespeare;1998), Yaratılıştan Bugüne Kadar: Mekke (Mecca: From Before Genesis Until Now; 2004), Kur’an Hattının İhtişamı ve Tezyinat (Splendors of Qur’an Calligraphy And Illumination; 2005), Ruha Dönüş: Soru ve Yanıtlar (A Return to the Spirit: Questions and Answers; 2005), Sufi Şiirleri: Bir Ortaçağ Antolojisi (Sufi Poems: A Mediaeval Anthology; 2005).

(1) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: ‘Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Levhayı yarattı ve kaleme “Yaz!” dedi. “Ne yazayım?” Kıyamete kadar olacaklar hakkındaki bilgimi yaz.” Kalem kendisine buyurulanı yazdı.’ Burada düşünülecek üç boyut vardır. Kuran insan bilgisi itibarıyla Allah’ın öz bilgisinden değil yaratılıştan bahseden ve levhada yazanı özetleyen uyarlanmış bir formdur. Yukarıda alıntılanmış ayette “Allah’ın sözleri” en yüksek seviyedeki kutsal bilgiye işaret eder. Bununla birlikte insana açıklanmış olan doktrin yani Kuran (levha değil) Allah’ın mahlûk olmayan sözünden az olmayacak şekilde gizemli her şeyi içerir. Bu görünürdeki çelişkiye daha sonra tekrar değineceğiz.

(2) Bu ilişki için bkz. Rene Guenon, The Symbolism of the Cross ve Martin Lings, The Sword od Gnosis’de “Old Lithuanian Songs”

(3) “Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. ( Nisa Suresi, 174. ayet)” ve “Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık (Şura Suresi,52. ayet).

(4) Bu parlak palmetler, Kur’an’ın bir parçası olduğu kutsal ışığın sembolü olan lambayı besleyen başka bir Kur’ani ağacı akla getirmektedir. Doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir (XXIV,35).

(5) Kur’an meleklerin ayetleri terennümünden bahseder (Saffat Suresi,3. ayet). Daha geniş bir yorum için bkz. Rene Guenon “The Sword of Gnosis”’de “The Language of the Birds”

(6) Dublin Chester Beatty kütüphanesi’ndeki 1522 tarihli nüsha. Bkz. A.J. Arberry The Koran Illuminated (Müzehheb Kur’an), Dublin 1967, 47. levha.

(7) Bu, geçerliliğini yitirdiğinde çürümenin başladığı söylenebilir.

 

* Ahmed Ragıp AKAY tarafından tercüme edilen bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Kasım 2009, 3. sayı) yayınlanmış; 29 Aralık 2009’da yucedevlet.com’a eklenmiş, (Aralık 2011′de sitemiz yeniden yapılandırılmadan önce) 2753 kere okunmuştur.

 

Etiketler: , , ,

Kategori: Hüsn-i Hatt / Tezhib | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.