KÜFRE KARŞI NET TAVRIMIZ VAR MI?

Oleh: Haydar Murad Hepsev
22 Mart 2012

 

KÜFRE KARŞI NET TAVRIMIZ VAR MI?

 

Allah’a ve Resulüne inanmayanların Müslümanlara karşı belli bir tavrı vardır. Onlar İslâm’ı düşman bilirler; İslam’ın ve müslümanların yok edilmesi veya mümkün olduğu kadar geriletilmesi için ellerinden geleni yaparlar. Küfrün bütün gruplarının ortak hedefi, İslâm’ı yeryüzünde hükümsüz bırakmaktan başka bir şey değildir ve bunda bir şüphe de yoktur.

Lakin biz Müslümanların küfre, şirke, nifaka, fesada, fıska, fücura karşı net hedeflerimiz, net tavırlarımız, net ilkelerimiz var mıdır? Bu soruya, göğsümüzü gere gere cevap veremiyoruz. Tam ve net cevap veremeyişimizin ardında Kur’an ve Sünneti yerince bilmeyişimiz vardır. Bu ise büyük bir hatadır. Her zaman ve her yerde yapılacak ilk iş, Kur’an ve Sünnete dönmek, sarılmak, sımsıkı yapışmaktır. Öğrenmeye, anlamaya çalışmak, hayatımıza tatbik etmektir. Kur’an’dan bir ayet ile aydınlanarak konumuzu anlaşılır kılmaya çalışalım:

“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihâd et ve onlara karşı çetin ol… (Tevbe suresi, 73. ayet)” İşte tam, net, kesin ve doğru tavır.

Bütün inkârcıları içine alıyor, bu ayeti kerime. Başlıkta “karşı tavır” kelimeleri var, bunları özellikle seçtik. Çünkü kâfirlerin bizim hakkımızda “tavırları” vardır; onların tavrı niyette ya da kalplerinde kalmamıştır; fiilî olarak Müslümanlar aleyhine tavır ve hatta güç göstermişler ve göstermektedirler. “Putlara tapmayınız, Bir ve Tek olan Allah’a kulluk ediniz” çağrısından sonra İslam’a ve tabii ki müslümanlara “kesin tavır” koymuşlardır. İşte bu kesin tavra karşı Müslümanlar da kendilerini savunmuşlardır; bu savunmanın başlangıcı ve en hafifi “karşı tavır” almak olmuştur. Yukarıdaki ayet-i kerime bizi kesin bir biçimde uyarıyor. Küfre karşı kesin bir tavır almamızı istiyor.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da Efendimiz sallâllâhu aleyhi vesellem bize en güzel örnektir. Şu gerçek herkesçe bilinir: Efendimiz şahsıyla ilgili bütün düşmanlıkları hoş görmüştür; şahsıyla ilgili hiçbir şeye öfkelenmemiş, kızmamış ve bu tür olaylarda son derece yumuşak huyla hareket etmiştir. Ama Allah’ın dini bahis konusu olunca, o son derece yumuşak Peygamber “çetin bir tavır sahibi” olmuştur.

Ashabın da aynı tavır içinde olduklarını yine yüce kitabımız Kur’an’dan anlıyoruz: “Muhammed, Allah’ın Resulüdür. O’nunla beraber olanlar, inkârcılara karşı şiddetli, birbirlerine merhametlidirler… (Fetih suresi, 29. ayet)” İşte tam, net, kesin ve doğru bir tavır… Ashabın hayatı bu kesin tavrın örnekleriyle doludur. İnsan, zaman zaman onları okumalı, gerçek Müslümanlığın ne demek olduğunu onlardan öğrenmelidir.
***

Şimdi çok daha net ve kesin bir başka tavrı öğrenmek için yine yüce kitabımıza dönelim: “Allah’a ve Âhiret gününe iman eden hiçbir topluluğun; babaları, oğulları, kardeşleri ve kendi soyları olsalar bile Allah’a ve Resulüne düşman olan kimselere sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allah, onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruhla desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; onlar orada ebedî kalıcılardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbidir ( fırkasıdır, taraftarıdır). İyi bilin ki Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Mücadele suresi, 22. ayet)” Bu ibret verici tavır üzerinde durmak lazımdır. Çünkü bu ayette övülen müminler, yani Allah’a ve ahiret gününe imanı kuvvetli insanlar; Allah ve resulünün düşmanlarını asla sevmezler ve bunlarla asla dost olmazlar. Hatta Allah ve resulüne düşmanlık eden bu kimseler kendi öz babaları, öz çocukları, öz kardeşleri ve akrabaları olabilir; bu yakın akrabalığa rağmen onlara karşı tam, net ve kesin bir tavır koymaktan asla çekinmezler. Çünkü tam ve derin bir imanla dopdoludurlar.

Bu ayeti önümüze koyalım ve kendimizi bir düşünelim. Böyle bir hal vaki olduğunda bizim tavrımız acaba ne olur? Allah’tan ve Resulünden yana mı oluruz? Yoksa…
***

Peygamber efendimizin ve ashab-ı kirâmın radiyallahu anhüm yolunu titizlikle izleyenlerden biri de İmâm-ı Rabbanî kuddise sirruh hazretleridir. Mektûbat adlı eseri bize doğru yolu gösteriyor, şimdi oradan bir alıntı yapacağız: “Allah sevgisi ve O’nun Resulünün sevgisi, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarına düşmanlık beslemeden mümkün olmaz. Amellerden hiçbir amel yoktur ki, Hakkın rızasının kazanılması için kâfirlerden uzaklaşmaktan (teberrîden) daha faziletli olsun. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın küfür ve kâfirlere zatî bir düşmanlığı vardır. İslâm hükümlerinin bütünüyle, küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden bir kimse de müşriktir. Hâlbuki küfürden kaçınmak, şirk şaibelerinden sakınmak Tevhid’dir… Bu, Allah ve Resulullah düşmanlarıyla düşüp kalkmak ve onlara yaklaşmak, cinayetlerin en büyüdüğüdür. Bu düşmanlarla dost olmanın en küçük zararı şunlardır: Şer’î hüküm ve kaideleri uygulama ve yürütme gücünün zayıflaması; onlarla dostluk engeli dolayısıyla, onlara ait kaide ve merasimlerin yayılması. Bu zarar da gerçekten çok büyüktür. Zira Allah ve Resulünün düşmanlarıyla dostluk, Allah ve Resulüne düşman olmaya varır. Mekke döneminde, Müslümanlar son derece zayıf oldukları halde, kâfirlerden razı olmadılar. (1/266. mektuptan özetlenmiştir.)”
***

İnkâr edenler dediler ki “Bu Kur’an’ı dinlemeyin; baskın çıkmak için okunurken yaygara yapın; belki bastırırsınız” dediler. (Fussilet suresi, 26. ayet)”

Rabbimiz bu ayetle onların tavır ve tutumlarından birini, belki de en önemlisini bize öğretiyor. Küfür cephesinin elebaşlarına karşı, daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü onlar hem sapıtıyorlar hem de sapıttırıyorlar. Onları “iman, ilim ve ihlâsla” teşhis etmek ve onlarla “iman, ilim ve ihlâsla” ile mücadele etmek gerekir. Bunlardan birisi biraz eksik olsa netice almak mümkün olmaz.
***

Zamanımız müslümanlarının manevî bakımdan da muhtaç olduğu eylemlerin en önemlilerinden biri de küfre, şirke, fıska, fücura, fitneye karşı net ve kesin bir tavır almaktır. Çünkü doğru ve bilinçli bir şekilde tavır alamayış, dejenerasyona yol açmaktadır. Küfre karşı doğru dürüst bir tavır alamamak, iman zayıflığının göstergesidir. İman zayıflığı da, Allah korusun, bu yüce nimetin elimizden çıkmasına sebep olur.

Ey Rabbimiz! Bize iman, imanda sabır ve sebat ver. Allah ve Resulünü sevmeyi ve her şeyden üstün tutmayı nasip eyle. Allah ve Resulünün düşmanlarının karşısında da net ve haysiyetli bir şekilde durmamız için bize yardım eyle. Âmin.

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Ekim 2009, 2. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.