KONUŞAN EV, DUYMAYAN İNSAN

Oleh: Haydar Murad Hepsev
09 Nisan 2012

 

KONUŞAN EV, DUYMAYAN İNSAN

 

Divan-ı Kebir (Büyük Divan), Hz. Mevlana’nın önemli kitabı Mesnevi’nin tamamlayıcısı sayılan diğer büyük eseridir. Aruzun 24 değişik bahrindeki vezinlerle söylenmiş 24 ayrı divanın bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş, hacimce büyük bir eser olduğundan Divan-ı Kebir denilmiştir. Kitaptaki şiirlerin çoğunluğu sanki Şems-i Tebrizi’nin ağzından söylenmiş gibidir, mahlas yerinde çoğunlukla onun ismi geçer, bu yüzden ayrıca Divan-ı Şems-i Tebrizi diye de adlandırılmıştır.

Rubailer daha büyük bir oranda yer alır, Divan-ı Kebir’de. Hz. Mevlana (o zamana kadar daha çok tefekkürün ifade vasıtası olarak kullanılan) rubai nazım şeklindeki eserlerinde, aşkın coşkunluğunu anlatmış; rubai türüne bir nevi küçük gazel havası vermiştir. Gazellerindeyse cezbeli ve dalgalı, duygulu ve heyecanlı ruh hallerini derin bir tasavvuf neşvesiyle terennüm etmiştir. Bunu yaparken o mürşidane ve hakimane edası her adımda sezilmektedir. Mesnevi ile karşılaştırıldığında, Divan-ı Kebir’de tasavvufun coşku (vecd) tarafına, Mesnevi’deyse irfan tarafına ağırlık verildiği söylenebilir. Lakin ikisi de, Mevlana Celaleddin Rumi (kuddise sirruh) hazretlerinin manevi deryasının doğusu ve batısı gibidirler; iki ayrı yön gibidirler lakin birbirinden ayrılamazlar.

Aşağıda bugünkü dille ifadeye çalıştığımız gazeli en çok bilinenlerden biridir, bugün bile taptazedir; bugünkü halimizi ne muazzam bir yetkinlikle ortaya sermektedir.

 

GAZEL

niçin uyanmıyor neden bir kimse bile bu kafile halkından?
ömür yüklerini hâlbuki ecel hırsızı götürmeye gelmişken.
neden uyanmıyorsun hırsızın hakkından niçin gelmiyorsun,
neden kızıyorsun üstelik haber verenlere haydudun yaklaştığından?
suyun üstüne nakış çizmez boşuna söylemez onlar,
mübarektir onlar haberdar eden öğüt veren yol gösteren.

adamın biri evine şöyle derdi, konuşurdu her gün
yıkılma sakın ey hane bana söylemeden haber vermeden;
bir gece ansızın lakin çöktü ev adamın başına,
n’oldu sana ey hane nerede senin sözün, ne yaptın?
demedim miydi sana ben bir haber ver bana
çoluk çocuğumu kurtarayım kaçayım buradan,
söylemedin ey hane bir kere bile, hakkım vardı sende
yıkıldın üstüme birden, inlettin beni öldürdün.

dile geldi hane cevap verdi tane tane konuştu:
gece gündüz nice zaman ihtar ettim söyledim sana ben
yaklaştı sonum benim vakit geldi gidiyorum ben,
gücüm kuvvetim kalmadı, yarık ve çatlak doldu her yanım.
kızmıştın bana oysa çamur tıkamıştın ağızlarıma
söyletmemiştin beni hırsla, güya onarmıştın sen
bırakmadın ki konuşayım bildireyim sana
ey mimarların büyüğü ağız açtığım her yeri tıkadın.

vücudun evindir senin ey hasta, öğren bunu iyice
dertler duvardaki çatlağındır, zahmetler yarıkların,
samanlı çamura benzer türlü haplar rengarenk ilaçlar,
aldatırsın kendini kapadım sanırsın yarıkları, oyalanırsın
açtığında ağzını vücudun gidiciyim ben diye
doktor gelir ilaçla sıvar, doldurur içini ağzının,
başındaki bu ağrı ölüm şarabının humarıdır
menekşe şurubu ve nar şerbeti aciz kalır tedaviden,
gerçeği örtmüş olursun ancak bir süre saklamış
lakin neyi gizleyeceksin sırların hepsini bilenden.

iç şarabını sakınmanın, yönel hakkın ilacına
sür tövbe merhemini, bağışlanmak dile yaratandan
tut nabzını gönlünün, kalbini yokla, gözet kendini:
yararlı bir şey var mı kabında hayırlı bir eserin?
sığın rabbine, ölmezlik suyunun sahibi olayım dersen
tavsiyem şudur sana bir nefes bile ayrılma ondan.

derse sana bir kimse ne gereği var istemenin
de ki ona sen, istenmeyi odur isteyen.
mürid ne demektir diyorsun, mürid isteyendir
muradına erendir avı olup avlayanın,

istemeseydi beni eğer talip olmasaydı bana
nedir o halde, sararan yüzüm, didârı görememekten
gamzesi onun aşk okuyla vurmasaydı beni
nedendir kalbimdeki kan, gözümde kanlı yaşlar nereden?

güz baharın mürididir sararıp âh çeken,
erişmez mi sevdiğine, efendisine baharların,
baharı özleyip de hazân bile diriliyorken
hak müridinin işi ne, arasında ölülerin?
bahçeye bir bak da gör bitkilerin ahvalini
çiçek açıyor meyve veriyor tohumu iyi olan.

sen de bürün bahar gibi öğütlerin yeşil kisvesine
dostum sakin ol hamûş* artık hâl dilin görünsün.

şems-i tebrizinin cemalinin hürmetine
sun bize aşk şarabından, ey ihsanı bol yüce rabbim…

*Hamûş, “suskun, sessiz” anlamına gelir. Hz. Mevlana’nın mahlasıdır; onun büyük tevazuunun bir göstergesidir.

 

/// Bu nazmen tercüme, Haydar Murad Hepsev’in Şiir Bilgisi (Mayıs 1992, Farsça aslıyla birlikte s.18–25) kitabında yayınlanmış; 22 Mart 2008’de yucedevlet.com’a eklenmiş, (Aralık 2011′de sitemiz yeniden yapılandırılmadan önce) 1445 kere okunmuştur.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.