KOMPLO TATBİKATI (Abdulkadir Es Sufi’den)

Oleh: Haydar Murad Hepsev
02 Nisan 2012

 

KOMPLO TATBİKATI*

 

Abdulkadir Es Sufi **

 

Komplo teorisi, halk arasında, özel bir psikoz belirtisi olarak görülmektedir. Bütün olayları gizli bir dünya hâkimiyeti şeması içinde erişilemez kuruluşlar aracılığıyla birbirine bağlayan gizli bir güç sisteminin olduğu önermesine paralel olarak ulus devletlerin görünür yapılarının, uluslar arası organizasyonların ve devlet bürokrasilerinin dünyayı yönetmedikleri önermesi, bir şahsı şüphesiz paranoyak bir fantezinin kurbanı kılar. Bu olağandışı çılgınlığın çekici yönü ise akla yatkın olmasa da modern toplumun bazı hayati noktalarına temas etmesidir. Neredeyse bütün Amerikan ve Avrupa bankalarının Yahudi ailelerinin ellerinde olduğu bilgisinden onların dünya hâkimiyeti peşinde koştuğunu çıkarmak tehlikeli bir adımdır. İlk kurgu doğru, ikincisi fantezidir. Siyonist fanteziyi sakatlayan (ve buz gibi bir gerçek olan) Çinliler hiç bahse konu edilmez.

Çıkış noktamıza -komplo teorisinin rasyonel bir zihne itici gelmesi- geri dönerek modern toplumun en rahatsız ve tedirgin edici*** yönü olan modern devletin doğasına, hâlihazırdaki durumuna, programlanma şekline ve devletlerarası dinamiklere bir göz atalım. Modern hayatın en önemli kuralı toplumsal sistem ne kadar inşa edilmiş, yapılandırılmış ve karmaşıklaştırılmış ise hür hareket eden bireyin onu o derece kontrol edip manipüle edebilir olmasıdır.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir Alman tarihçi Nazi Almanya’sının (III. Reich) gücünün ve zayıflığının, devletin karmaşık ve detaylı yapıları ile diktatör Adolf Hitler’in rol ve şahsiyeti arasında bir ayrıklık olduğunu fark ettikten sonra totalitarizmi anlamanın kritik bir eşiği aşılmıştır. Hitler’in adeta Nazi rejimiyle bir bağlantısı yoktu. Muhakkak ki rahatsız edici olan O’nun esas prensip olduğunun ifade edilmesinden ziyade bunun zımnen kabulü idi. O’nun total kontrolünün baskın öğesi kendine özgü “ötekiliği” idi. Bu güç modeli, Stalin’in soykırım çağında da uygulandığında geçerliliği teyit edildi.

Bununla birlikte, totaliter devletin demokratik devletin karşıtı olarak algılanması siyasi modelliklerin modern tasavvurundaki en büyük yanılgıdır. Bu sistemi anlama konusunda kesin bir başarısızlıktır. Tanım itibarıyla her modern devlet totaliterdir.

Gelişmemiş bir üçüncü dünya devleti; karmaşık, kuşatıcı ve birbiriyle bağlantılı yargı, polis, emniyet, vergi ve yönetim bürokrasisi tarafından desteklenmeyen ilkel bir bilgilendirme sistemine sahip bir devlettir. Bu devlet, bu ilk aşama başarıldığında, diğer ülke liderleriyle müzakere edebilecek birine ihtiyaç duyar ve devlet yöneticilerinin kararları haricinde herhangi karar verme süreci vuku bulmaz; meclisler müzakere için değil onay için vardır.

Monarşik yönetim ve aristokratik kısıtlamalar tarafından bireyin korunması ve cinnetin engellenmesi için inşa edilen organların kalıntılarının tamamı, bin yılın başlangıcında New York’taki iki gökdelenin yıkılmasını müteakip demokrasilerdeki zorlama ve ivedi yasalar tarafından bir kenara atıldı. Yok, edilen monarşik Avrupa geçmişinden tevarüs edilen bakiye adalet geleneğinin ikiz kulelerin tahrip edilmesinden sonra ortadan kaldırıldığı anlayışına varmak için Komplo klanının paranoyak görüşlerine boyun eğmek yersiz. Bu olay aynı zamanda “Politik değişim öngörülmeyen olaylardan faydalanır.” şeklindeki Thukyidides(1) doktrinini teyit etmekte. Sonuç olarak dünya genelinde devlet liderlerinin her birini kendi nüfuz bölgesinde diktatör olarak kutsama benzeşmesi bulunmaktadır.

Bir defa bu kavrandı mı hemen ardından Führer Prensibi’ni(2) takip eden modern liderin, devletin lideri olarak Bilderberg burjuvazisi ve dünya hâkimiyeti fantezisi gibi büyük bir uluslar arası komplo ve meydan okumayla karşı karşıya olduğu paranoyasına maruz kalmasının mümkün olduğu anlaşılmalıdır. Onun şahsi psikozu kesintisiz bir şekilde hayali bir düşmana karşı harekete geçecektir (çünkü modern devletlerde engelleme mekanizması bulunmamaktadır). Ve onun yanıtı, nihayetinde savaş, soykırım, işkence, toplama kampı ve hunharca yok etmeyi (liquidation) (3) yasallaştıran anlaşılamaz derecede karmaşık kanunlar ve protokollerle müttefik, baskıcı ve müstebit bir teknolojinin gücünü harekete geçirmek olacaktır.

Amerikan ve İngiliz liderlerinin tetiklenmiş paranoyası, bu paranoyanın doğası gereği onların medeni ve akil öğütler almalarını engellemekte. Onlar güvenliklerini kamusal ve normal olduğu için medeni yollarla değil fakat polis güçleri ile sağlamaya yönlendirilmişler.

Hâlihazırda eski demokratik devletin Stalinizasyonuna şahit oluyoruz.

Bir NKVD (eski KGB) yönergesine göre, tutuklanmış birisiyle ilişkili olmak bir şahsın sırası geldiğinde tutuklanması için yeterli delil teşkil etmekteydi. Mesela önde gelen siyasi lider Andrei Khromov’un tutuklanmasına Malenkov tarafından Stalin’e gönderilen “Bu şahıs kesinlikle Iakovlev’in (10 gün önce tutuklanan tarım komiserinin) yakınıdır çünkü yakın zamanda Iakovlev ona görev vermişti” notu etkili olmuştur. 24 saat sonra Khromov tutuklanmıştır.

Diğer bir Stalinist doktrin, istenmeyen unsurların belirlenmesi ve yok edilmesi için fişleme idi. Zorunlu kimlik kartları basımı, şehirli nüfusu polis kontrolüne almak için önemli bir eşik olarak kabul edilmiştir.

Diğer bir doktrin hapishaneler çok kalabalıklaşınca tevkif merkezlerini boşaltmak için insanları gemi-hapishanelerle taşıma ve gizli yerlere nakil idi. İntiharlar da işe yarıyordu.

Rus gizli polisine göre terörist organizasyonların büyük bir komplosu devleti tehdit etmekte idi. Rapor “bu yurtdışı destekli terörist unsurlar, işsiz ve umutsuz olan gençleri terörist eylemlere, sınaî sabotaja, biyolojik ve kimyasal silahların kullanılmasına iştirak etmek üzere bünyelerine dâhil ediyorlar” diyor.

1935’de polisin, aralarında bulunduğu iddia edilen istenmeyen unsurları yok etmesi için 8.300 aile ve 41.000 insan zorla Kiev’den tehcir edildi.

2009’da Zerdari’nin Swat Vadisi’nden değil 1935’teki Stalin’in Kiev’inden bahsediyoruz.

1930’lu yılların başındaki mecburi kıtlık, 1937’nin Büyük Terör soykırımı için bir ön senaryo idi. İnsan mahsulü olan bu kıtlık milyonların ölümüyle sonuçlanan istenmeyenlerin temizlenmesine giden yolu açmıştır.

New York’taki iki binanın yıkılması, Pakistan’ın programlanmış tahribiyle birlikte tarihte egemen devlet doktrininin sonunu getiren iki işgalin yanı sıra Amerika ve Avrupa’da kitlelerin Stalinizasyonuna sebep oldu.

Faşist İspanyol Generali Mola’nın ordusu, 4 yürüyüş kolu ile Madrid’e yürürken cumhuriyetçilerden oluşan 5. kolun şehirde saklı olduğu söylemi ile anahtar bir siyasal kavram ortaya koydu. Stalin, 3 Mart 1937’de merkez komiteye hitabında, Rusya’nın yıkıcılardan oluşan bir beşinci kol tarafından istila edildiği fikrini ileri sürdü. Stalin, Rusya’nın programlanmış arındırılmasına yönelik yaklaşan kitle katliamı için gerekçesini ortaya koyuyordu. Bu konuşmasında ayrıca dinin (papazların, katedrallerin, imamların ve camilerin) aktif bir tehdit olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini beyan etti. Bu, şehirli nüfusu kontrol etmek (köleleştirmek) için insanlara karşı olan yıkıcı bir siyasal kişiliğin (heyula) olması gerektiği anlamına geliyordu. Böylece baskıcı sayılabilecek tüm eylem ve kanunlar, insanların terörizmden korunması için gerekli addedilmeliydi. Kimlik kartı sistemi NKVD’nin her vatandaşı “izlenenden elenene” bir yelpaze üzerinde sınıflandırmasına imkân verdi.

1. Poducetniki; bireyler pasif potansiyel tehlike diye kaydedilirler.
2. Anketa; şüpheli direkt olarak tehlikeli kabul edilir.
3. Delo-formuliar; kişiye dosya tahsis edilir.
4. Kompromat; kişinin hareketleri(bir gruba dâhil olmak) illegal addedilir.
5. Agenturnoie- Delo; kişiye muhtemel bir tutuklama için dosya düzenlenir.

15 Temmuz 1937’de Sibirya NKVD’sinin başı Mironov, Moskova’dan dönerken şöyle bir beyanda bulundu: “Gerekli olduğunu düşündüğünüz müddetçe şüphelileri hapiste tutabilirsiniz. Tutuklamanın limiti yok. Ayrıntılara inme noktasında kendinizi mecbur hissetmeyin. Çok geçmeden yeni ilişkiler ve sızacağımız yeni gruplar ortaya çıkaracağız. Gizli örgütlerin yeni şebekelerini ortaya çıkarmalısınız. Sizin işiniz meseleyi sonlandırmak ve tasnif etmek değil, aksine bizi nihai karşılaşmaya yönlendirmek için siz meseleyi ortaya çıkarmalısınız, olayı oluşuna bırakın.”

Bu maksatla NKVD, ROVS (Umumi Rus Birliği) adlı bir organizasyon kurdu. Bu birliğin biri sosyalist diğeri monarşist olan iki anti-komünist organizasyonun birliğini temsil ettiği iddia edildi.

1 Ocak 1938’de Yoldaş Iejov ve Yoldaş Stalin NKVD’ nin istatistiksel saymanlık bölümünden aşağıdaki raporu aldılar [Çok gizli-Operasyon 00447’nin gidişatı hakkında (soykırıma izin veren)].

1 Ocak 1938’de bu operasyonun icrası kapsamında 555.641 kişi tutuklandı. Ayrıca kotalar haricinde 22.108 kişi, NKVD Novossibirsk ve Altay bölgeleri tarafından karşı devrimci ROVS’ a üye olmaktan tutuklandı.

ROVS’ a bağlılıktan mahkûm edilenler arasında birinci kategoride(idam)18,530 kişi, ikinci kategoride (çalışma kampı-Gulag) 3,578 kişi bulunmakta idi.

Yüz binler idam edildi ve gerçekte var olmayan bir organizasyonla ilgili olmaktan dolayı Gulaglar (çalışma kampı) on binler ile doldu. (4)

Aslında El-Kaide diye bir şey mevcut değil. Komünizme muhalif türlü gruplar olduğu gibi kapitalizme de muhalif türlü gruplar var. Bin Ladin’e gelince –iddia etmiyoruz- ama aşağıdaki hususlara dikkat edin:

1. Bin Ladin, kariyerine CIA ajanı olarak başladı.
2. Dr Turabi onu Clinton’a önerdi (Clinton bu öneriyi reddetti).
3. Fransız istihbaratı ve tıbbi sağduyu, onun ölü olduğunu teyit ediyor.
4. Ölü ama hala mesajlar yayınlıyor ama hiç kimse onu görmedi. Canlı, o vakit işe yaramaz hale getirildi.
***

Büyük Britanya İç işleri bakanlığı verilerine göre 11 Eylül 2001’den 31 Mart 2008’e kadar:

Terörizm kanunu gereğince tutuklamaların sayısı: 1471

Terörist saldırılar dolayısı ile suçlu bulunanların sayısı:102

İşlem yapılmadan salıverilenlerin sayısı:819

2007 den 2008 e kadar:

Suçlanan 12 kişiden 10’u, 4 yıldan az cezaya çarptırıldı ve 2’si beraat etti.

Suçlanan 7 kişiden 1’i, 10 yıldan az cezaya çarptırıldı ve 6’sı beraat etti

Suçlanan 3 kişiden 2’si, 20 yıldan az cezaya çarptırıldı 1’i beraat etti.

Hiç kimse 20 yılı aşan bir suçla suçlanmadı. Başlıca suçlar terörist amaçlı yazı yazmak, yasaklanmış örgütlere üyelik ve para toplamaktı. Bunların tümü terörizm kanunu 2000(ANI) kapsamındaki suçlardı.

Sıvı kimyasal patlayıcı kullanarak, uçakların tahrip edileceği suikastla ilgili 3 kişinin suçlu olduğuna hüküm verilerek sonuçlanan yakın zamandaki dava ciddi şüpheler uyandırıyor. Suçlu bulunan 3 kişi bu bombaları tasarlayabilecek bilgiye sahip olmamaları dolayısıyla hiç de ikna edici değil. Söz konusu şahısların düşük bir eğitim ve zekâya sahip oldukları anlaşılıyor. Ajan provokatör (kışkırtıcı ajan) olan kayıp bir suikastçının da Pakistan’da olma ihtimali yüksek görülüyor. Böyle bir araç kullanılarak havaya uçurulan temsili bir uçağın sürekli televizyonda gösterilmesi, bunun yüksek ihtimalle düzmece bir dava olduğunu ortaya koyuyor. Burada beraat etmiş yeni bir İngiliz Müslüman gerçek hedef olabilir ve operasyonun tamamı genç Britanyalıları İslam’a girmekten alıkoymak için yapılan şişirme bir teşebbüse benziyor. Eğer durum hakikaten böyle ise, onun suçsuzluğu mahkemece kanıtlanmıştır.

Anti-terörizm, hâlihazırda büyüyen bir endüstri. Çok yatırım yapılan ve beceriksiz Güvenlik Servisi; çok çalışan, az maaşlı ve az yatırım yapılan Polis Gücünün fonlarını sömürüyor. Tüm bunlar nihai çöküşün kenarına gelmiş bir ülkeye işaret ediyor. Ne gariptir ki, bu köhne ülkeyi yeniden canlandırabilecek sadece Müslüman nüfus. Ne yazık ki bu yarı milliyetçi faşizmi, dikkatleri yönetimdeki kabiliyetsizliğinden başka yöne çekmek için rezil bir hükümet teşvik ediyor.

“Aşırı sağ faşist değildir” diyen yerel İşçi Partisi milletvekili bir cümlede öyle üç kritik hata yapıyor ki…

Geriye sadece yalancılar kaldığında kime inanacağız?

 

* “Conspiracy Practice” yazısı http://www.shaykhabdalqadir.com sitesinde 13.09.2009 tarihinde yayımlanmıştır. “Practice” tatbikat, uygulama; pratik; egzersiz, idman vb. anlamlarına gelir. Konumuza en çok yakışan mana “tatbikat” olduğu için bu kelimeyi tercih ettik.
** Şeyh Abdülkadir es-Sufi’nin hayatı, hareketi ve eserleri için http://www.yucedevlet.com/abdulkadir-es-sufi-ian-dallas.html linkine bakınız.
*** “disturb” karıştırmak, altüst etmek; taciz etmek; tedirgin etmek, endişelendirmek; müteessir etmek, üzmek, telaşa düşürmek anlamlarına gelir.

 

(1) M.Ö. 460 – 400 arasında yaşayan ünlü Yunanlı tarihçi.
(2) “Führer ilkesi” veya “lider ilkesi”, Hitler’in şahsen hukukun dışında ve üzerinde olduğunu; bağımsız kanun koyma yetkisi olduğunu; hatta başka herhangi bir merciin her türlü karar, kural, kanun veya yönetmeliğini (mahkeme kararları dâhil) şahsen değiştirebileceğini içeren ilke.
(3) Fırınlarda yakma, gaz odası vb.
(4) “Gulag” Rusça “Glavnoye Upravleniye ispravitelno-trudovyh Lagerey”in kısaltması olup “Islah Edici Çalışma Kampları İdaresi Başkanlığı” anlamına gelir ve Rus toplama kamplarının resmi ismidir. Nobel ödüllü yazar Aleksander Soljenitsin’in bu çalışma kamplarını anlatan “Gulag Takımadaları” isimli yayınlandığında büyük yankı uyandırmış bir kitabı bulunmaktadır.

 

(A. Ragıp AKAY tarafından tercüme edilen bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nin 15 Şubat 2010 tarihli 4. sayısında yayınlanmıştır.)

Etiketler: , ,

Kategori: Tercümeler | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.