KİRAZ KUŞU ZİYAFETİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
25 Şubat 2013

 

KİRAZ KUŞU ZİYAFETİ

 

James Maxwell ANDERSON*

 

Şahıs Kadrosu:

Pompignan Dükü: Ev sahibi.

La Harpe: Fransız Devrimi’nin düşünce önderi. (Jean François dela Harpe, 1739–1803; şair, oyun yazarı, eleştirmen)

André Chénier: şair. (André de Chénier, 1762–1834, İstanbul doğumlu; şair ve siyaset adamı. İyi bir eğitim aldı; Fransa’nın Londra elçiliğinde kâtip olarak çalıştı. İhtilal öncesinde Fransa’ya döndü, 89’lar Derneği’nin öncülerinden oldu. Şiirleriyle devrimin aksayan yönlerini eleştirdi ve bazı hadiselerden sonra şüpheli sayılınca kaçtı, ama yakalanıp hapishaneye atıldı ve giyotinle idam edildi. Ünlü bir kişiydi lakin şiiri ölümünden sonra tanınmaya başladı; romantiklerin öncülerinden sayılır.)

Théroigne: André Chénier’nin sevgilisi.

Philippe d’Orleans: Fransız tahtının veliahtı.

Lafayette: Amerikan Devrimi’nin kahramanı. (Motier dela Fayette, 1757–1834, siyaset adamı ve asker. Fransız İhtilali’nin en önemli şahsiyetlerinden biridir. ABD’yi kuranlara askeri bakımdan birçok kez yardımları olmuştur ve tuğgenerallik unvanını orada kazanmıştır.)

Beaumarchais: Piyes yazarı. (Pierre Augustin Caron de Beaumarchais, 1732–1799, yazar ve siyaset adamı. Bir saatçinin oğludur ve maşalı saati icat etmiştir. ABD’nin bağımsızlığı için ayaklananlara para ve silah sağlamıştır. Fransız Devrimi’nde Terör Yönetimi sırasında şüpheli göründüğünden memleketi dışında bulunmak zorunda kaldı. Sevil Berberi ve Figaro’nun Düğünü en meşhur eserleridir.)

Düşes de Gramont: Kibar sınıftan bir kadın.

Matmazel Vergniaud de Sombreuil: Bir salon kadını.

General Custine: Kralın hizmetinde bir subay. (Adam Philippe Custine, 1740–1793, asker ve siyaset adamı. Amerika savaşındaki büyük başarıları üzerine general olmuştur. İhtilal mahkemesi tarafından düşman hesabına casusluk yapmakla suçlanmış ve idam edilmiştir.)

Teğmen Custine: Generalin oğlu.

Desmoulins: Editör (Camille Desmoulins, 1760–1794, yazar ve siyaset adamı. Kolejde Robespierre’in arkadaşıydı; eserleriyle devrimin yaklaştığını haber vermiş; konuşmaları ve yayınlarıyla büyük etki oluşturmuş, sonunda idam edilmiştir.)

Champfort: Bir misafir. (Nicolas Sébastian Roch de Cahampfort, 1741–1794, oyun ve deneme yazarı. Halktandı ama iyi bir öğrenim görmüştü. İhtilalin aşırılıklarıyla savaştı; hapisten kurtulmak için intihar etti.)

Condorcet: Bir misafir (Marie Jean de Caritat Condorcet, 1743–1794; filozof, matematikçi ve siyaset adamı. Matematikte daha 16 yaşındayken kendini tanıtmıştır. Fransız Akademisine seçilmiş ve Ansiklopedi’nin yayınlanmasına katılmıştır. İhtilalde etkin olan, hapishanede intihar eden bu filozof kendisinden sonrakileri de etkilemiştir. )

Bailly: Bir Misafir. (Jean Sylvain de Bailly, 1736–1793; ilim ve siyaset adamı. Edebiyat ve astronomide uzmandı. Paris belediye başkanlığını yapmış; kraliçeyi savunduğundan idam edilmiştir.)

Malesherbes: Bir misafir.

Roucher: Bir misafir.

Bir şef ve iki hizmetçi.

***

 

1789’da bir gün, bir grup yazar, sanatkâr ve aydın, bazı soylularla beraber Paris’e aşağı yukarı20 km. uzaklıktaki Pompignan Dükü’nün evinde büyük bir yemek masasının etrafında oturmuşlardı. Toplanmalarına vesile olan hadise, Kiraz Kuşu Ziyafeti’ydi. Hepsi de Louis adını almış olan son üç kralın saltanatları boyunca Pompignan ailesi, her yıl bu ziyafeti düzenliyordu. Aile arasında doğup bir nevi tören halini alan bu hususi ve harikulade kiraz kuşu yemeğini sunma âdeti, ailenin en candan ve tanınmış dostlarını yılda bir kere bir araya getirirdi.

Bu gösterişli ve ünlü yemek henüz sunulmamıştı. Fakat misafirler içki ve mezelerden atıştırıp iştahlarını açmaya başlamışlardı bile.

Pompignan: Bu büyük günde dostlarım, şöyle olmalı her şey: Yılda beş mevsim birden olmalı, L harfi sekiz ayak, haftada 10 gün, maaş günü olmalı her gün. Kuruş liraya eşit olmalı; yarım taç, taca eşit, bir metre kilometreye, kadın da erkeğe. Kral Marie Antoinette olmalı, Marie Antoinette ise Kral. (Masada bir kahkaha tufanı kopar.)

Beaumarchais: Daha da fazlası.

Champfort: Daha fazlası ama mucize de olmamalı. (Gülmeler devam eder, bununla birlikte misafirler kendi aralarında konuşmaktadırlar.)

Düşes de Gramont: Beyler, hep böyle yapıyorsunuz. Bir nükteyle yalnız kendinizi güldürüyorsunuz ve biz zavallı kadınlara ne söylendiğini merak etmek kalıyor.

Condorcet: Bağışlayın bizi madam, lakin dinlemediğiniz zannediliyordu bu kez.

Düşes: Dinlemiyormuşum; nedenmiş o?

Condorcet: Yanaklarınızı kurtarmak için madam, utanıp da yüzü çabucak kızarıverenlerin sanatkârane bir eda olmadan yüzleri asla kızartılmamalıdır korkusuyla. Yapma bir şekilde, yani nefesini tutarak veya şahdamarına bastırarak kızaranları da engellemek endişesiyle…

Matmazel de Sombreuil: Fakat yıllardan beri gerçek bir skandal duymamış bulunmaktayım. Yüzümün kızarma özelliği uygulamadan tamamen kalktı diyebilirim.

Pompignan: Kiraz Kuşu Ziyafeti’nde, azizem, biz, erkeklerin laubali, kadınların da tedbirli olmalarını bekleriz. Fakat bizim ağzı bozukluğumuz sizin ihtiyatlılığınızdan ileri giderse, tabii ki böyle olacak, o vakit kelimeleri apansız kahkahalarla örtüveririz.

Düşes: Güzel, lakin yakın gelecekte kadınlar erkeklere eşit olacak; öyle değil mi, Vergniaud?

Matmazel de Sombreuil: Eşit ve hatta üstün onlardan…

Pompignan: Fakat şurası muhakkak ki eşitlik, iş günaha yani şeytanlığa gelince bozulacak; yanlış düşünmüyorum ya?

Düşes: Evet, günahta onlardan ileri, erkeklerin de zaten bildiği gibi. Ansiklopediciler(1)  de aynısını söylüyorlar. Kadınlar, günahkârlıkta tabiatlarından gelen bir dehaya sahiptirler, hâlbuki erkekler doğal olarak ahlaklı hatta yumuşak ve halim selim yaradılıştalar. On Emir’e sıkıca sarılırlar, suda boğulan bir adamın eşyalarına sımsıkı yapıştığı gibi.

Matmazel de Sombreuil: Evet, erkekler –iyi huylu yaratıklar- tatlı yemeklerin sağladığı imkânlar sayesinde çalışacak duruma gelip de sonra ruhça ve bedence zayıf düşen mahlûklar.

Philippe d’Orleans: Hepimiz değil.

Matmazel de Sombreuil: Askerler hariç, fakat geri kalanın hepsi.

Philippe: Sanatkârlar da değil.

Matmazel de Sombreuil: Sizi onaylıyorum, askerler ve sanatkârlar da değil.

Champfort: Lakin burada bu gece hepimiz asker ve sanatkârız.

Matmazel de Sombreuil: Ve fakat bu gece aranızda bulunanlardan kiminle evlenmişizdir? Hayır, hayır biz kadınlar mesleğine göre tercihe şayan erkeği çok iyi biliriz. Rue Vaugriard’da kürk işiyle meşgul, dazlak ve yaşlı; Versay’da bir malikânesi ve şehirde bir evi bulunan banker… Evet, bütün bunlar bizi madde tapınağının tatlı rüşvetini almaya atılmamız için yeter ve artar bile…

Pompignan: Fakat yeniçağda bütün bunlar yok olacaktır, matmazel, özgürlük ve gerçeğin ışığıyla hepsi kaybolacaktır. Bu parlak ve muhteşem gün ağarışında evliliğe teslim olmak bulunmayacaktır. Ve erkek bukağılarını çıkarıp atacaktır. **

Düşes: Böylece ben de devrimin bilgeliğinden bütünüyle şüphe etmeye başlayabilirim.

La Harpe: Ne demek yani, olumsuzlukların bulunduğu hal üzre devam etmesini mi istiyorsunuz?

Malesherbes: Bulundukları hal üzre devam etmeyecekler. Zamanın emin adımlarla yürümesiyle insanoğlu daha akıllı olabilecek. Bilgeliğini devlete ve kurumlara tam olarak uygulayabilecek.

Matmazel de Sombreuil: Lakin evlilik devletine değil!

Pompignan: Evlenmek, din ve kanun koymak, hatta takvimi bile değiştirmek, çarpım tablosunu da yenilemek hatta. Böylece bir adamın cebindekiyle yaşamasına gerekli olan miktar eşit olabilecek.

Théroigne: (Chénier’nin yanındadır ve etrafındakiler alçak ses tonuyla konuşmaya devam etmektedirler.) Şu ciddi ve donuk, konuşmaya katılmayan ve üniforma gibi bir elbisesi olan adam kimdir?

Chénier: Théroigne, soylu bir portreye mi tutuldun, yoksa? Boşuna çaba harcama hiçbir kadının erkeği değildir o; şimdi sen kendini tamamen fikre bırakmalısın. Markiz de Lafayette, yenidünyadaki bir devrimin kahramanıdır. Washington’un bir arkadaşıdır, özel hayatında bir aziz gibi temizdir ve kendi karısına aşıktır; baştan çıkacak biri de değil.

Théroigne: Peki, şu soldaki, göğsü nişanlarla kaplı, bronz tenli asilzade…

Chénier: Yükseklerden uçuyorsun bir tanem. Doğrusu imkânsızlar hakkında şaşmaz bir içgüdün var. O, Fransız tahtının veliahdı, Prens Philippe d’Orleans’tır.

Théroigne: Öyle miii?

Chénier: Başka?

Théroigne: Evet, şu hazırcevap, nüktedan ve uzun boylu adam kimdir?

Chénier: Prensin sağındaki mi?

Théroigne: Evet.

Chénier: Beaumarchais, piyes yazarı, Figaro’nun müellifi. Bu arkadaş aslında Amerika devrimi sayesinde kâğıt üzerinde büyük para kazandı, fakat ücretini henüz ödemediler. Şimdi de buradaki devrimden servet yapmayı umuyor.

Théroigne: Doğrusu çok yakışıklı bir adam.

Chénier: Evet, şeytan en yakın dostunuz sizin. Başkaları hakkında böyle konuşmak bizi zaten yeterince mutsuz etmiyor mu?

Théroigne: Usandığın anlaşılıyor benden.

Chénier: Geleceği görüyorsun galiba.

Théroigne: Benden bıktığın zaman, gözünün yükseklerde olması alçaklarda dolaşmasından daha iyi bir tercih olacaktır, Chénier.

Chénier: Ümit vermekte fazla dürüstsün, teşvikte fazla samimi.

Théroigne: Sevgili André, seni gerçekten çok seviyorum ve seni terk etmeyeceğim. Sen bir iş yapacaksın ve bunda ayağını basacağın ilk basamak sağlam olmalıdır.

Chénier: Bir üst basamak daha iyidir.

Théroigne: Mümkün olursa bir yükseğini düşün sen.

Chénier: Bu durumda, tatlım, seni gayet iyi anlıyorum. Birçok güzel kadının yüksek mevkilere başarılı âşıklarının omuzlarında tırmandıklarını çokça görmüşümdür. Lakin hepsi de terfilerinden önce planlarını bana hissettirmeyi başardılar. Bu da bir devrimdir aslında.

Théroigne: Samimiyetlerindendir ya da belki bir yöntem olarak kabul etmek gerekir.

Chénier: Yöntem dünya kadar eski, kadınların bazıları içinse en mükemmeli.

General Custine: (yüksek sesle) İşe bak, Mösyö Condorcet! Dediklerimin hepsi çıkıyor, fakat karışıklık dayanılmaz bir hal almaya başladı. Bu gece şehrin dış kapısında, arabaları durduran bir kalabalık vardı; halkın eskiden beri bir espri olarak kabul ettiği “Kahrolsun Kral” sloganını söylüyorlar, yalnızca bağırıp eğleniyorlardı. Zararsız insanlardı, nükte yetenekleri de yüksekti bence; lakin “Kahrolsun Kral” lafında fazlaca ısrarcıydılar.

Beaumarchais: Peki, General, size de “Kahrolsun Kral” dedirttiler mi?

General Custine: Evet, söyledim gerçekten; yoksa arabamı geldiğim yere geri döndüreceklerdi.

Düşes: Olağanüstü diye ben buna derim.

General Custine: Öyle mi dersiniz? Fabrikatör arkadaşım Revillon kendi evinde muhasara edildi, bir işçi bir günde 16 kuruşla geçinebilir dediği için.

Pompignan: Muhasara mı, ne zaman?

General Custine: Dün. Bunu söylemekle aptallık etti, bunda şüphe yok; lakin bir insan düşündüğünü söyleyebilmeli. Ve bir adamın arabası kendisinin olmalı. Ayrıca özel mülkiyete kimse karışmamalı.

Pompignan: Ve bu tip meselelerle polis daha yakından ilgilenmeli.

General Custine: Aslında gerçek bir terör beklemiyorum. Biz Fransızlar kibar, itaatli ve barışçı insanlarızdır. Fakat şimdilerde düzen diye bir şey arama. Hükümet, işçilerin aklına geleni yapmalarını nerdeyse tasvip ediyor.

Lafayette: Açıkça konuşmak gerekirse, efendiler, fakir halkın ücretleri düşük değilmiş gibi vergileri de çok ağır. Karışıklığın büyük kısmı da sizin arazi ve mülklerinizden vergi vermeyi reddetmenizden kaynaklanıyor.

Pompignan: Haydi canım sende. Fransa’nın bütün soyluları ellerindeki her şeyi verseler bile hükümetin yarıyıllık giderlerini bile karşılayamazlar.

Beaumarchais: Bütçe açığı her şeyi yutacak seviyede, insanların aklını karıştıran da bu. Her sene bütçede denge kurmayı vaat ediyoruz, fakat bu açık her yıl gittikçe büyüyor.

Pompignan: Hükümet, elindeki parayı kolayca böyle her yere dağıtıverirse bütçede denge nasıl kurulur? Para, su gibi sağa sola saçılıyor.

Lafayette: Peki, siz payınıza düşeni yerine getiriyor musunuz?

Pompignan: Evet, hatta daha fazlasını. Başkaları elleri üzerinde dururken ben yalnızca şapkama dayanıyorum. (gülüşmeler) Hizmetçiler, servis nerde! (Ellerini çırpar.) Sofra takımlarını değiştirmede bir gecikme olduğu görülüyor.

Hizmetkâr: Özür dilerim, mösyö.

Pompignan: Neden servis yapılmıyor hâlâ? Dedelerimin Pompignan’a yerleşmesinden beri iki servis arasında kesinlikle ara olmamıştır.

Hizmetkâr: Mösyö, eğer açıklamama izin verirseniz, hizmetkârlarla oduncular arasında bir tartışma olduğunu haber vermek zorundayım.

Pompignan: Peki, anlat bakalım, neden bize kadar yansıyor bu hadise?

Hizmetkâr: Mösyö, kiraz kuşlarının güzelce pişirilip kızartılmaları, harareti yüksek bir fırın ister. Bu da mevsimlik kuru odunla mümkün olur. Fakat bugün oduncular yaş odun getirdiler ve daha iyisini de getirmeyeceklerini söylediler. Bizim şef de işte bu yüzden onlarla tartışıyordu.

Pompignan: Ben anlamam. Açıklamaların da can sıkıyor zaten; arkadaşlarımsa iyice acıkmış durumdalar. Yemeği hemen hazırlayın ve biran önce buraya getirin.

Hizmetkâr: Baş üstüne, mösyö.

Pompignan: Eğer tartışma devam ederse mutfağa gelip hepinizle hesaplaşacağım.

Hizmetkâr: Baş üstüne, mösyö. (Odadan çıkar.)

Pompignan: Can sıkıcı hadiseler; insanı böyle zor durumda bırakırlar. Fakat unutalım bunları, misafirler ve âşıklar! Şerefinize… (Herkes kadehlerini kaldırır.) Devrimin ve Philippe d’Orleans cenaplarının şerefine içiyorum. Prens’in şerefine, tacın varisi ve devrimin aziz yoldaşına… (“Prense” diyerek kadehlerini içerler.)

Philippe: Jestinize teşekkür ederim; layık olmadığım halde kabul etmeme müsaade ediniz, sevgili dostlarım, cevabım cidden memnuniyet olacaktır. Kralımız Louis ki Fransa’da onun kadar adil, asil, akıllı ve muhabbetli olarak hüküm sürmemiştir; ne mutlu bize ki reformu memnuniyetle alkışlayan, ricaları alçakgönüllülükle karşılayan ve bütün sınıfların dertlerini anlayan bir kralımız var. Adil haşmetmeablarının saltanatlarının bana fırsat kalmadan sürüp gitmesini dilerim. Lakin eğer üzerime düşerse, hiçbir şey eskisi gibi sürüp gitmeyecektir. Hükümeti ve meclisleri toplayacağım ve Fransa’da yeni bir hava, yeni bir hayat oluşturacağım. Bakanlarımı dikkatle seçeceğim. İnsan idrak ve aklının bütün kapasiteleri, ruhun özgürlüğü yoluyla yerli yerini bulmalı ve uygulanmalıdır. Jan Jak Ruso bize özgürlüğün dinini vermiştir; başarmak ve tamamlamak da bize düşer. Ve ancak halkın mutluluğu için hükümet edilecektir. Ve hatta odunculara dahi kulak verilmeli, şikâyetleri bize ulaşmalı. (Bazıları alkışlar.)

Düşes: Bu gece oduncuları dinleyelim lütfen.

Pompignan: Evet, dinleyelim ve görelim.

Philippe: Fakat dostlarım, alay kastıyla olmasın bu. Oduncular toprağın adamıdırlar, işleri eski ve kutsaldır. Hayatları tabiatla iç içedir, kendi kanunları içinde bilgiye ve tecrübeye dayanmaktadır. Masum, adalet mekanizmaları bozulmamış doğal bir medeniyetle sürdürürler işlerini. Ruso’nun kutsal kitabının özünü, ahlak ve fazileti ifade eder sade hayatları.

Bailly: Oduncuları çağıralım her şeye rağmen ve cidden güvenelim onlara.

Pompignan: (diğer bir hizmetkâra:) Bize bir oduncu bul ve getir buraya.

Hizmetkâr: Buraya mı, mösyö?

Pompignan: Buraya elbette.

Hizmetkâr: Fakat mösyö, onu yıkamak gerekecektir.

Pompignan: Hayır, yıkamadan getirin, buraya.

Hizmetkâr: Fakat mösyö, ya gelmek istemezse?

Pompignan: Getir onu ve daha fazla konuşma. (Hizmetkâr odadan çıkar.)

Düşes: Kiraz kuşu kızartmasından o da tatmalı.

Pompignan: Mutlaka. Bizler de tabii, eğer mutfak kavgası bittiyse.

Düşes: Şapkamı saygıyla oduncunun önünde çıkaracağım ben.

Chénier: Fakat bu alayın ta kendisi olur, madam.

Pompignan: Evet, istihzanın ta kendisi olur.

Lafayette: Doğruyu söyledi ev sahibi. Prense şaka yaparken, devrimin ruhuyla oynamış oluyorsunuz. Ve prens meclisleri toplamaktan bahsederken alevler fırlıyordu sözlerinin altından. Alaycılık ise kadim insafsızlık ve eski haksızlığı tütsülemiş oluyordu. Konuşuyor ve gülüyorsunuz ama size diyorum ki ben, yeni bir dünyanın eşiğinde bulunuyoruz, yani hepimiz. Kanun önünde bütün insanların sanki Tanrı önündeymişçesine eşit olduğu bir dünyanın. Diyorum ki sınıf ve güç elbiseleri paçavra haline geldiği zaman ve insanların içindeki İlahi ışık ortaya çıktığında, tanıyıp bildiğimiz dünya bulunmayacak artık. Ayrıcalıkların ve açgözlülüklerin dünyası olmayacak. Akıl ve gerçek hâkim olacak! Gülmeyin, hayır; kabiliyetlerinizi alaya ayarlamayın. Bireysel kalite ve genel menfaat, ciddi ve ağırbaşlı olmayı bekler. Efendiler, paklayın ve arıtın kendinizi, bu ruh ve ideale göre ayarlayın geleceğinizi. Çabuklaştırın adımlarınızı, rüyanızda bile görmeniz mümkün olmayan yoldaşlığa, dünyayı adil yapacak kardeşliğe; kırarak zincirleri, parçalayarak kötülükleri!

Pompignan: Ah, Lafayette, ah. Utandırdın bizi şaşırttın hepimizi.

Beaumarchais: Zincir yok, hapishanede; öyle mi? İnsan ne isterse yapacak, öyle mi?

Lafayette: Suçlu aranırsa eğer bizler olacağız muhakkak; haddinden fazla ayrıcalık sahibi olan bizler. İnsanlar aslında iyiliğin emrindedirler eğer bozulmamışlarsa. Adalet ve merhamettir doğal arzusu hepimizin, içgüdümüz budur bizim.

Beaumarchais: Fakat bütün insanlar böyle değil! Bahsettiğiniz kendinizdir sizin.

Lafayette: Yanılıyorsunuz, hepsi böyledir. Fakat bir kısım insanlar başkalarının sırtından geçinirler, bütün hünerleri zekâ ve yaratıcılığı sömürmektir, doğuştan ya da sonradan parazit olmuşlardır. Sen ve ben gibi dostum, kendi odunumuzu kesenlerden ve kiraz kuşunu pişirenlerden iyiliği öğrenmemiz gerekecek.

Düşes: Bir anda anlayıverdim, öğrendim şu anda; insanların melekler gibi yeryüzü cennetinde güven içinde nasıl yaşayabileceklerini.

Düşes: Bir anda anlayıverdim, öğrendim şu anda; insanların melekler gibi yeryüzü cennetinde güven içinde nasıl yaşayabileceklerini.

Lafayette: Suçu getiren nedir, suçluları doğuran? Yiyecek bir dilim ekmeği bulamamak, ayakkabısız çocuklar, bazılarının lüksü için alınan vergiler… Dostlarım, ağlarken başkaları, gözyaşlarını içlerine akıtırken çok rahat yaşıyorduk biz. Üç kelime söyleyin de değişsin, farklı olsun her şey. Haykırın özgürlük, eşitlik, kardeşlik diye. Hür olunca insan olunur, kurtulur hayvanlıktan akıl sahibi olan; huzur getirir barışı sevip de insanlık onuru taşıyan.

Pompignan: O da aynısını söylüyor dost Ruso?

Malesherbes: Çok güzel söyledin, ümitliyim ben, bekliyorum gerçekleşmesini.

La Harpe: Evet, ümitli olalım, bekleyelim gerçekleşmesini.

Chénier: İzin varsa bir kelime de ben ekleyeceğim.

Pompignan: Bırakalım şair de konuşsun, söyle Chénier.

Chénier: Yaşar ve ölür bir millet; takip eder, kendi yolunu ve ölür. Bilinen ve var olan sonunda arkasında bıraktığıdır. Diğer insanların bilgisine sunduklarıdır. Müzik, resim ve şiir hikâyemizi anlatır, hiçbir şey kalmadığında arşiv kayıtlarından başka. Özgür toplum şarkısını söyler, alın terine değer verilirken. Rüyasını maddeye nakşeder, renkler ve desenlerle. Ve sonra hayranlık uyandırır asırlarca herkese. Gerçekleşmesini görelim bu rüyanın; Fransız halkı için özgür olalım, hür yapalım insanları.

Pompignan: Hakikat olsun bu da. Ümitliyim, gerçekleşecek sonunda.

Düşes: Ben de.

Beaumarchais: Fakat Lafayette, nasıl olacak dünya devrim gerçek olursa? Nedir faydaları, nasıl elde edilecek meyveleri? Nasıl yaşayacak insanlar?

Lafayette: Güleceksin söylediğime, Beaumarchais. Senin için bu mali bir isyandır ve gülersin sen buna. Hiçbir kral veya kapitalist, hiçbir asilzade veya ordu olmayacak, bulunmayacak bunlar. İnsanoğlu kendi barışını kendi koruyacak. Severek ülkesini Fransa’nın her vatandaşı, bu yeni günde, titreyecek toprağının her karışına; mısırını öğütecek, diktiğini giyecek, ocağını kendisi tüttürecek odununu kendisi taşıyarak. Ve akşam çöktüğünde dönerken sade ve basit hanesine, tatlı bir yorgunluk olacak üzerinde. Beri yanda karısı gün boyunca yün eğirmiş ve bez dokumuştur. Çocuklarıysa daha ışıklı ve parlak bir geleceğe yönelmiştir. Akşam mütevazı sofralarına oturduklarında kazanıp hazırladıkları yemeklerini yerken, bütün aileler küçük cennetlerini kurmuş olacaklar, evet, sadece kendi cennetlerini. Utanç ya da kıskançlık veya doymazlık bulunmadan. Devrimin nimetleri işte bunlardır, dostum.

Beaumarchais: Âdem ve Havva’nın hayatı gibi, hakiki cennette.

Lafayette: Evet, öyle diyorsan öyle olsun, Âdem ve Havva gibi.

Beaumarchais: Bu kez yılan, Kabil ve ölüm bulunmayacak, değil mi?

La Harpe: Yeteri kadar ölüm oldu zaten.

Beaumarchais: Bir şey mi dedin,La Harpe?

La Harpe: Sanmıyorum, hayır. Bir şey mi dedim?

Beaumarchais: “Yeteri kadar ölüm oldu zaten” gibi bir şeyler duydum senden.

La Harpe: Gerçekten söyledim mi? Öyleyse gerisinin söylenmemiş olması yeğdir.

Beaumarchais: Sakin ve suskunLa Harpe. Bir şeyler söylemeyecek misin sen de?

Düşes: Gerisinin söylenmemesi neden, biz o kadar sizi dinlemek istiyorken?

La Harpe: Genellikle çok şüpheci ve tereddütlü konuşurum, lakin gelirse dilime işte o kelime değişirim derinden. Umduğunuz devrimi görmek için yaşayacaklarınızı kelime kelime duyacaksınız dilimden. Dinlemek isteyin şimdilik bakalım, gerisi o kadar eğlenceli değil.

Condorcet: Söyle o zaman.

Beaumarchais: Haydi çıkar ağzından.

La Harpe: Tekrar ediyorum size, görüp idrak edeceksiniz bu devrimi, fakat gerçekten istiyor musunuz hepinizin başına neler geleceğini?

Condorcet: Biliyor musunuz?

La Harpe: Evet, bildiğimi zannediyorum.

Beaumarchais: Hey, bir kâhin! Ağustos böceği ve yabani bal getirin, aramızda bir peygamber bulunmakta.

La Harpe: Bugünlerde derin bir ıstırap içindeydim sanki delirmiş gibiydim. Hiç kimse memnun olmaz elbette böyle bir halden. Tıraş takımımı arıyorken gördüm birden nasıl öleceğimi o sabah.

Beaumarchais: İyi bir ölüm müydü, sakin ve rahat?

La Harpe: Hayır, değildi.

Condorcet: Fakat nasıl, yani ne biçimde. Bir kâhin daha açıklayıcı olmalı.

La Harpe: Bu kadarı yeter, o hal üzerimde yine bu gece. Masanın etrafında bana bakanların, hepinizin ölümlerini görüyorum çehrelerinizde.

Condorcet: Herkes ölecek bir gün. Ne biçimde öleceğim ben? Çok şiddetli veya çok hafif? Perhizden ya da gut hastalığından?

La Harpe: Öleceksin Mösyö de Condorcet; hapishanede bir hücrede taşların üzerinde. Öleceksin, cellâdın elinden kurtulmak için sürekli yanında taşıyacağın zehirle. Şu anda o cellât işbaşında değil, hayır, fakat kafa uçurmak için yeni bir mekanizma bulunacak, cellâdı kurtaracak yorulmaktan. Taşıyor olacaksın zehri, kurtulmak için ondan.

Matmazel de Sombreuil: Eyvah!

Pompignan: Yeter artık! Bu aptalca konuşma sürmesin daha fazla.

Düşes: Ne söylemek istiyor bu adam?

Beaumarchais: Delidir o. Eskiden iyi bir adamdı, sakin ve huzurlu. Fakat uzun zaman suskun kalan yalnızlar gibi delirmiş o.

Condorcet: Daha nitelikli ve ilgi çekici bir hikâye uydurabilirdin. Lakin müsaade et de romantik düşüneyim biraz. Bırak da bir hanımı kurtarmak için ölmüş bulunayım. Nedir suçum benim?

La Harpe: Suçun beraber oturmak olacak yemek masasında Philippe d’Orleans’la.

Philippe: Beraber oturuyor işte şimdi benimle, hepimiz beraberiz bu yemekte, öyle zannediyorum. Suç mu yani şimdi bu?

La Harpe: Olacak…

Philippe: Kime karşı yani?

La Harpe: Devrime karşı.

Beaumarchais: Lakin Philippe’imiz devrimin dostudur ve hepimiz onunla aynı sofradayız.

La Harpe: Evet, yeter bu, ölmesi için bir kimsenin.

Beaumarchais: Bırak bunları. Lakin dedin ki d’Orleans’la bir masada oturmak, adamakıllı bir suç olacak. Neden?

La Harpe: Hepsi suç olacak; aristokrat olmak, hatta onlardan biriyle konuşmak, korumak onları; büyük hatalardır bunlar, devlete karşı olmak, aleyhine kitap yazmak, savaşta kaybetmek, fazla para kazanmak, ipek elbise giymek, arabası olmak, şan ve şöhret sahibi olmak. Ve sonunda bu suçlar için ceza: Ölüm…

Condorcet: Ne alakası var bütün bunların devrimle ya da akla göre yönetmekle?

La Harpe: Kesinlikle sana söylediğim gibidir her şey. Akıl, gerçek ve felsefe adına derim ki insanlığın özgürlüğü için sonuç budur. Gerçekte hükümet ve saltanat aklın bir parçası gibi var olacak ve hatta Fransa’nın her yerinde aklın tapınakları olacak, başka mabetlere yer kalmayacak. Ama hoşgörü ve merhamet adına insanlar çıldıracak; kesilecek nice kişiler, sokak ortasında; yazmak ve okumak suç olacak. Küçücük sebepler insanlara ölüm getirecek ve temyizi de olmayacak.

Champfort: Aziz ve sevgili dostum, bilmek isterdim, ya ben nasıl öleceğim.

La Harpe: Sen mi Mösyö de Champfort? Sen damarlarını keseceksin usturayla hücrende yalnızken; canını vermek, çok zaman alacak.

Champfort: Devrimi yaparsak eğer elbette dostlarımla beraber olacağız. Liderlerinden biri de ben olacağım. Buna rağmen neler söylüyorsun sen. Yaptıklarım unutulmayacak, en muhataralı zamanlarda bile.

La Harpe: Unutulacak.

Malesherbes: Ya ben? Kaderim nedir benim? Söyle bana,La Harpe?

Bailly: Ya benimki?

Desmoulins: Benimkini de söyle lütfen.

Roucher: Ben de rica ediyorum.

La Harpe: Devrim kendi çocuklarını yiyecek ve kendisini büyütüp geliştirenleri. Sen Malesherbes, hükümeti değiştirmek elinden geleni ardına koymayan sen, darağacında can vereceksin. Sen Mösyö Bailly, insan haklarını canla başla savunan sen, darağacındasın. Sen, Desmoulins, insan haklarını yazan ve her yerde anlatan sen, aynı akıbet bekliyor seni. Mösyö Roucher, darağacındasın sen de.

Roucher: Hey, bana bakınız, düşmanların istilasına mı uğrayacağız yoksa barbar seli mi gelecek üzerimize?

La Harpe: Hayır, dediğim gibi, felsefe ve akıl ile yönetileceksiniz. İdarecileriniz filozoflar olacak ve onlar da sizin söylediklerinizin aynısını söyleyecek, bütün insanların eşit olduğu dünyayı savunacaklar. Ama bunun için siz ve çocuklarınız ölüme gönderileceksiniz. Kesmekten yoruluncaya kadar çalışacak cellâtlar ve nehirlere atacaklar sizi elleriniz arkadan bağlı olarak. Mezbahaya dönecek bütün ülke.

Pompignan: Unuttun ev sahibiniLa Harpe! Ateşte mi yoksa suda mı ölümüm benim, tek başına ya da insanlar arasında.

La Harpe: Hiçbir şey söyleyemiyorum.

Pompignan: Neden,La Harpe, neden?

La Harpe: Yüzünde hiçbir şey yok bu gece, hiçbir şey göremiyorum senin için.

Pompignan: Herhangi bir gelecek de mi, hiç mi?

La Harpe: Hiçbir şey göremiyorum senin için, ama dur bir dakika; genç öleceksin sen.

Pompignan: Tanrım! Acele etmeliyim o zaman.

Beaumarchais: Olağanüstü kehanetler bunlar… Geleceğim bulunmuyor mu benim de acaba?

La Harpe: Sen İngiltere’ye kaçacaksın. Ama önce bir çadırda gizlenmek zorunda kalacaksın ve sonra bir kuyuda. Ve en acayibi Hıristiyanlığa döneceksin, mucize filan olmadan.

Champfort: Ferahladım sonunda ben. Biz öleceksek eğer, bir yanda Beaumarchais Hıristiyanlığa dönerken; bu demektir ki biz ölümsüz olacağız, o hayatta bir ölüyken.

Düşes: Biz zavallı kadınlaraysa devrimlerde fazla iş düşmez. Şanslıyızdır kimse bizi fazla sıkıntıya sokmaz, düşüncelerimizi sormaz bizim.

La Harpe: Bu kez cinsiyetiniz sizi kurtarmayacak. Hayır, ne yaşınız ne güzelliğiniz ve ne de gençliğiniz yetişecek imdadınıza; istemekle olmaz bu zaten. Evlilikten bahsettiniz az önce. Yeni, yepyeni bir nikâh bulunacak, devrim nikâhı. Erkekler ve kadınlar dudaklarıyla bağlanacak birbirlerine. Ve bu devam edecek bıkıncaya kadar insanlar devrim nikâhından. Siz, madamla Düşes, siz bir at arabasıyla götürüleceksiniz darağacına, elleriniz arkadan bağlı olacak. Ve sizinle beraber bu yolculuğa katlanmak zorunda olanlara teselli vereceksiniz ağlayıp gözyaşı dökenlere.

Düşes: Fakat bu çok kahramanca. Büyük işler yüklediniz bana, lakin mahrum bıraktınız beni, günahlarımı itiraftan ve günah çıkartan papazdan.

La Harpe: Günah çıkarmak ve itiraf etmek artık bulunmayacak. Son kurban ise saray çevresinden birisi ki o…

Beaumarchais: Kim o?

La Harpe: Fransa kralıdır ve Philippe varis olmayacak ona.

Philippe: Ölecek miyim ben de?

La Harpe: Çok sonra değil.

Philippe: Peki, ne zaman olacak?

La Harpe: Altı yıl içinde.

Beaumarchais: Hah, hah ha.

La Harpe: Chénier, devrimin şairi, darağacında can verecek o. Lafayette, sürgüne gönderilecek kralı kurtarmak isterken. Marie Antoinette ölecek darağacında, güzelliği fayda vermeyecek ona.

Théroigne: Fakat ben, benim için bir şey demedin.

Chénier: Théroigne, ne diyorsun sen.

La Harpe: Sen kadınları ayaklandıracaksın, önder olacaksın onlara. Ve erkekler, güzelim, senin başını kesecekler.

Théroigne ve Beaumarchais: Hah, hah ha. Hah, hah ha.

La Harpe: Ölen sokaklarda serili kalacak, köpekler insan eti yemekten bıkacaklar. İnsanların şunu haykırdığını duyacaksınız: Halkın sesi Hakkın sesidir ve Tanrı gazaba gelmiştir. Matmazel de Sombreuil, kadeh kaldıracak babasını kurtarmak için, içecek sonra kanla dolu kadehi, arkadaşlarının kanıyla dolu iğrenç kadehi. Bütün bunlar olacak akıl ve felsefe serbest bırakıldığından, devrim sayesinde.

Pompignan: Peki, sonunda?

La Harpe: Ne mi olacak sonunda? İşte size bir son: Kaldırım taşlarının üzerinde mahkum arabaları inleyecek gün boyunca; Grevé meydanına giden sanıklara hakaretler yağacak, soylu olsalar bile. Hepiniz o sanıklarla beraber olacaksınız; hatip, akıllı, zarif, yazar, şair, sanatkâr ve peygamber yani ben de. Üç kişi, Fransa’da bulunmayan üç kişi sürdürecek hayatını. Yeni önderleriniz de olacak, kısa boylu bir adam çıkacak ve imparatorunuz olacak bu adam. Alın işte size bir son.

Beaumarchais: Hah, hah ha. Korktunuz mu yoksa? Ürkütmesine izin mi vereceksiniz berbat şakalarıyla sizi. Gülün benimle beraber siz de. Hakkını verin ama bu macera romancısına, ücreti kahkahadır onun. Hah, hah ha.

Masadakiler: Hah, hah ha. Hah, hah ha.

Condorcet: Gerçek bir hortlak masalı ve hortlaklar da bizleriz.

Masadakiler: Hah, hah ha. Hah, hah ha. (Kahkahalar artar ve sesler iyice yükselir, isteri krizine dönüşen gülme, haykırma halini alır. Kahkaha sesleri kesilmeye başladığında derinden öfkeli bağırtılar duyulmaya başlar.)

Sesler: Tutsakları olmayacak onların! Bir adam bile! Bir adam! Bırakalım kiraz kuşlarını çiğ yesinler! Pişmeden! Yiyenleri gösterin bize! Kiraz kuşundan ziyafet çekenleri!

Pompignan: Avluda bir karışıklık var! Hizmetçi! Nedir bunlar? Bu adamları parmaklarından sallandırmalı sonra asmalı bir ağaca.

Sesler: İstediği yalnızca bir misafir! Şan ve şeref sahibi bir misafir! Misafir ha! Anlı şanlı bir misafir! Tutsak istiyor ha! Rehine istiyor! Görmüştük onu da, hem de burada! Yalnız bir tek konuğu olmamalı! Dışarı çıkaralım onu ve alalım yanımıza! Kiraz kuşlarını sunmasına izin verelim! Onu ve misafirlerini konuk edelim! (Bir hizmetkâr girer.)

Pompignan: Sustur şu bahçedeki ayaktakımını ve getir bana elebaşlarını!

Hizmetkâr: Mösyö, göndermek istemiyorlar içlerinden birini.

Pompignan: Kim onlar?

Hizmetkâr: Oduncular efendim. Cezalandırılmaktan korkuyorlar ve reddediyorlar göndermeyi aralarından birini, onu rehine tutacağınızı düşünüyorlar.

Pompignan: Rehine mi? Bir savaş mı var devam eden? Senden bir oduncu istedim ben. Misafirlerim aramıza bir oduncu katılsın diyorlar. Hoşça muamele edilecek ona, anlat bunu sen ve ikna et birini.

Hizmetkâr: Mösyö, anlattım onlara fakat…

Beaumarchais: Ayrıca, yemeğin kendisi de gelse artık. (Şef, mutfaktan salona girer, titremektedir ve yüzü bembeyazdır.)

Düşes: Açıkla bakalım olanları.

Pompignan: Sonunda kiraz kuşlarımız sunulacak galiba. Neden buradasın, Sirrah? Ne istiyorsun bizden?

Şef: Üç nesildir size hizmet veriyoruz, ben ve ailem. Kiraz kuşu yemeğini hazırlıyoruz size. Benim vazifemdi bu yemeği hazırlayıp sunmak ve ben her zaman hazırlamayı umuyordum, en güzel biçimde.

Pompignan: Peki, neden buradasın sen? Ve nasıl oturursun benim yanımdayken.

Şef: Fakat beceremedim. Size artık asla yemek pişiremeyeceğim, yakamayacağım ateşinizi…

Pompignan: Kalk, dikil ayağa!

Şef: Peki mösyö. (Ayağa kalkar.)

Pompignan: Kendini mi kaybettin sen, neden yemek pişiremeyecekmişsin?

Şef: Çünkü ölüyorum ben. (Yere düşer.)

Pompignan: Kalın burada efendiler! Bir anlaşmazlık vardı mutfakta. Kalın burada ben dönünceye kadar lütfen! (Hizmetçilere) Kaldırın bu adamı buradan. (Mutfağa gider.)

Düşes: (Hizmetçilere) Yavaşça kaldırın sarsmayın zavallıyı.

Philippe: Evet, bıçakla yaralanmış çünkü.

Matmazel de Sombreuil: Eyvah!

Düşes: Yavaş, yavaş lütfen! Söyleyin şuna yavaşça kaldırsın adamı.

Şef: Artık hizmet etmeyeceğim sana bundan sonra. (Şefi taşıyarak dışarı götürürler.)

General Custine: Düzensizlikten başka bir şey yok bu gece. Şehrin kapısında ayaklanma, mutfakta kavga; felaket dolaşıyor şehrin ve masanın etrafında…

Hizmetkâr: (İçeriye girerek takdim eder:) Teğmen Custine, efendiler.

General Custine: Korkarım ki oğlum geldi. (Teğmen Custine, içeri girer.) Oğlum, neden geç kaldın bu kadar, sana ayrılan yeri boş bıraktın.

Teğmen Custine: Üniformamdan ötürü affedin beni, zamanım yoktu değiştirmeye. Efendiler, içinizden Paris’e dönmeye niyetli olan var mı bu gece?

Philippe: Zannediyorum ki hepimiz.

Teğmen Custine: Başka bir yöne doğru gitmenizi salık veririm. Çünkü Paris çıldırmış, kavga ve savaş var Saint-Antoinne’da. Çok kimse öldü her iki taraftan, sokakların hiçbiri emniyetli değil; kendim de at sırtında çok zor geldim buraya.

General Custine: Yaralı mısın?

Teğmen Custine: Hayır, fakat korkarım ki sürüyle insanı yaraladım, yere yıkmam gerekiyordu çünkü atımı sürmem için. General Lafayette, size bir mesajım var: Kral, muhafız alayını toparlayıp hazır hale getirmenizi istiyor sizden.

Lafayette: Hangi amaçla?

Teğmen Custine: Korumanız için kraliçeyi ve tabii kendisini.

La Harpe: Eyvah ki eyvah! Başladı doğru çıkmaya, başladı şimdiden.

Teğmen Custine: Bir şeyler başladı gerçekten. Saldırmaya yeltendiler Bastil’e.

Lafayette: Kimler tarafından?

Teğmen Custine: Paris halkı, büyük kalabalıklar halinde; duydum ki püskürtmüşler. Fakat herkes değişik şeyler söylüyor her şey hakkında. Bence imkânsıza kalkışmış zavallı halk.

Lafayette: Bastil hakikaten imkânsızdır.

Teğmen Custine: Doğru. Balta ve tırpanla silahlanmış bir kalabalık için hele. Fakat şehir emniyette.

Düşes: Ne yapalım o zaman?

Teğmen Custine: İstediğiniz yolu seçin, ama Paris’e gitmesin o yol. (Bir haykırma işitilir uzaktan.) Nerede peki ev sahibimiz?

Düşes: Mutfakta…

Teğmen Custine: Şaka mı yapıyorsunuz?

Düşes: Hayır. Hizmetkârlar ile oduncular arasında bir anlaşmazlık vardı. Çözmek için gitti mutfağa.

Teğmen Custine: Yalnız mı gönderdiniz yoksa? Öfke içinde bütün ülke, onun adamları da diğerlerinden farklı değildir. (Uzun adımlarla mutfağa koşar.)

Lafayette: Seninle geliyorum. (Dışarı çıkarlar.)

General Custine: Delikanlı yemeği göremeyince telaşlandı, zannediyorum ki abartıyor.

Beaumarchais: Hiçbir şeyi kendi gözleriyle görmemiş, Bastil düşmemiştir, temin ederim sizi. (Mutfaktan bir haykırma sesi daha gelir.)

Philippe: Hizmetkârlar nerede? Kaybolmuşa benziyorlar.

Düşes: Birden bir sıkıntı bastı bana. Sanki görünmeyen yaratıklar çevirdi etrafımızı, kuşatıldık galiba. Birisi haykırıyor yine. (Lafayette döner.) Nerede hizmetçiler! Bıraktılar bizi, oturup kaldık burada.

Lafayette: Hepsi çekip gitmiş.

Philippe: Ya ev sahibimiz?!

Lafayette: Mutfakta yalnız o vardı, ölü olarak; bir nacak vardı omuzlarının arasında. Yüzünün her yerinde kiraz kuşu kızartmaları vardı, ölü kuşlar saçılmıştı her tarafa.

La Harpe: Son ziyafettir bu, son kiraz kuşu ziyafeti. Bitti artık, sona erdi. Gazap etti Tanrı. Birlikte olamayacağız bir daha, oturamayacağız hatta…

_____________________

 

* James Maxwell ANDERSON: 1888 Pennsylavania doğumludur, yüksek öğrenimini Kuzey Dakota ve Stanforf üniversitelerinde tamamlamıştır. Birçok kolejde öğretmen ve idareci olarak çalışmıştır. ABD repertuarına manzum tiyatro oyunu geleneğini yeniden getiren tiyatro yazar olarak tanınır. 1959’da ölmüştür.

1923’de sahnelenen ilk oyunu White Desert (Beyaz Çöl) ancak 12 defa sahnelendi. (Laurence Satallings’le beraber yazdıkları ve 1924’te sahnelenen ve konusunu I. Dünya Savaşı’nın doğurduğu feci hadiselerden alan) What Price Glory (Zaferin Bedeli Ne) adlı dram büyük ilgi gördü ve Andeson’ın ilk başarısı oldu. Bundan sonra dikkatini manzum tiyatroya çevirdi; sahne sanatlarında şiiri kullanmanın modern tiyatroyu daha kaliteli bir hale getireceğine inanıyordu. Konusunu tarihten alan Queen Elizabeth (Kraliçe Elizabet, 1930) ve Mary of Scotland (İskoç Prensesi Mary, 1933) eserlerinden sonra yazdığı Both Your Houses (İkinizin de Evi, 1933) adlı piyesiyle Pulitzer ödülünü kazandı. Both Your Houses, ABD’deki yolsuzlukları şiddetle eleştiren bir yapıttır.

1920’lerdeki Sacco ve Vanzetti (2)   davasından etkilenerek şehrin fakir semtlerinde yaşayan ve haksız yere ölüme mahkûm edilen babasını temize çıkarmayı ve onun intikamını almaya çalışan bir genci konu alan Winterset (Kışın Bitişi, 1935) adlı oyunuyla yazarlık hayatının zirvesine ulaştı ve New York Tiyatro Eleştirmenleri ödülünü aldı; bu ödülü bir kez daha High Tor (Yalçın Kaya, 1936) piyesiyle kazanmıştır.  Çağdaş ve polisiye bir hadiseden yola çıkmasına rağmen Anderson, bu oyunda insanın adalet karşısındaki doğal ve evrensel konumunu başarıyla işlemiştir. Eserleri, konusunu ister tarihten ister çağından alsın, bireyden genele ve evrensele gidişi kuvvetle temsil ederler.

Barefoot in Athens (Atina’da Yalınayak, 1951) başlıklı piyesi, 1985’te Yalınayak Sokrates adıyla ülkemizde de sahnelenmiştir. Birçok eseri filme de alınan yazarın KİRAZ KUŞU ZİYAFETİ başlığıyla çevirisini sunduğumuz The Feast of Ortolans (Ortolans Ziyafeti) adlı küçük piyesi 1937’de yayınlanmıştır.

 

**  Buraya kadar olan kısım, Diriliş Dergisi’nde [5 Şubat 1992, sayı 131–132–133, s.37–38 ve 44; (dergi bu sayıdan sonra yayınına ara vermiştir)] yayınlanmıştır.

 

(1)  Fransız İhtilali’nden önce tamamlanıp devrim üzerinde gerçekten büyük tesiri olan Encyclopédie kastediliyor. Diderot ve D’alembert adlı bilim adamlarının önderliğinde Fransa’da zamanın en büyük ve meşhur bilginlerinin katılmasıyla gerçekleşen bu ansiklopedi; soylu sınıfın, kilisenin ve hatta kralın engellemelerine ve yayınının birkaç kere durdurulmasına rağmen tamamlanmış ve Fransız Devrimi’nin kültür arka planı hatta temel taşlarından olmuştur. Metodik bir ansiklopedidir; her cilt ayrı bir konu veya ilim dalına ayrılmıştır.

(2)  1915’te işçilere önderlik ederek büyük bir grev gerçekleştirmelerinden ötürü, 1927’de elektrikli sandalyede idam edilen İtalyan asıllı iki işçi lideri. İdam hadisesi ABD kamuoyunda büyük yankı yapmıştır.

 

/// Haydar Hepsev tarafından çevrilen bu piyes (dramatik şiir), Yüce Devlet Dergisi’nde (2010-11’de; 6, 7, 8 sayılarda) yayınlanmıştır.

 

 

Etiketler: , , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri, Tercümeler | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.