KARANLIK ÇAĞ SONA ERMEKTE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
03 Ocak 2012

 

KARANLIK ÇAĞ SONA ERMEKTE

 

Allahu ekber ve lillah-il-hamd.

Ülkelerindeki müslümanlara daha doğrusu bütün halka zulmeden müstekbir zalimlerden Zeynelabidin bin Ali, Hüsnü Mübarek, Kaddafi, Ali Abdullah Salih (ve inşaallah Esed’i ve Baas’ı) devirdiği için Rabbimiz teala hazretlerine Tunus, Mısır, Libya ve Yemen halkının sayısınca hamd ü senalar ederiz.

Darısı İslam ülkelerindeki diğer zalimlerin ve müstekbirlerin başına. Darısı dünyadaki bütün zalimlerin ve yardakçılarının başına. Darısı dünyadaki bütün zulüm ve küfür düzenlerinin başına.

Darısı bütün çağdaş Firavunların, Nemrutların, Haccacların ve Dahhâklerin başına. Darısı bütün çağdaş Sezarların, Çarların, İmparatorların, Fağfurların, Hakanların, Racaların, Mihracelerin başına. Darısı zalim olan bütün kralların, kraliçelerin, başkanların, başbakanların başına. Darısı bütün zulüm sistemlerinin, rejimlerinin, idarelerinin başına.

Darısı, daha büyük zalimlerin emrinde ve gölgesinde hainlik eden zalimciklerin başına. Darısı zalimlerin yardakçıları olan aşağılıkların başına.

Ve zulme razı olanlara yazıklar olsun. Zalimlere karşı ses çıkarmayanlara yazıklar olsun. İçinden, yüreğinin bir köşesinden bile zalimlere itiraz etmeyenlere yazıklar olsun.

Yeni bir dönemin geldiğini anlamayanlara, fark etmeyenlere yazıklar olsun.

Artık yeni bir çağ başlamaktadır.

Bu asır, 11 sene sonra daha yeni başlamaktadır.

Karanlık çağ sona ermektedir.

Artık tarih hızlanmıştır.

Değişim hızlanmış, devrimlere dönüşmüştür. Artık inkılâplar çağı başlamıştır.

Zalimlerin ve müstekbirlerin yüreklerindeki korku, artık iyice artmaya başlamıştır.

Gözlerinin yuvalarından fırlayacağı, yüzlerinin kâğıt gibi sararacağı günlerin işaretleri artık iyice belirginleşmiştir.

Çünkü artık mazlumlar uyanmaktadır.

Çünkü artık mazlumlar korkularını yenmeye başlamıştır.

Çünkü artık mazlumlar zalimleri birer birer devirmeye başlamıştır.
***

Dünya Tarihi: Zalimler ile Mazlumların Mücadelesi

Marks, dünya tarihini iyi okuyamadı. Dünya tarihini, modern zamanların en kuvvetli teziyle sermaye ile emek, işverenle işçi, burjuvayla köylü, ezenle ezilen arasındaki mücadeleye dayandırmıştı, ama gerçeğin bütününü görememişti. Dünya tarihi, zalimler ile mazlumların mücadelesinden ibarettir oysa. Ve bu mücadele sadece üretim araçlarında yani ekonomide değildir, her alandadır. İnsanın bulunduğu her yerde ve zamandadır.

Tarih; Habil ile Kabil’in, zalim kavimleriyle Nuh, Salih, Lut ve diğer Peygamberlerin; Nemrud ile İbrahim’in, Firavun ile Musa’nın, Calut ile Davud’un, Romalılar ile Hz. İsa’nın, Ebu Cehil ile Muhammed Mustafa aleyhisselamın, Yezid ve Haccac ile Seyyid Hüseyin’in; Romalılar (Bizans), Haçlılar, Moğollar ve Batılılar ile müslümanların; zalim hükümdarlar ile mazlumların mücadelesinden ibarettir. [Bizce zalim, aynı zamanda kâfirdir veya münafıktır (münafık da kâfirden daha kötüdür); adil olup da müslüman olmayanlara da her zaman saygı duymuşuzdur; İslam’dan hemen önce İran’da hüküm süren Nuşirevan gibi.)

Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur (Zulüm ile kalkınan ve idare edenin, sonu berbat olur)” demiştir ecdadımız. Evet, hiçbir zalim yoktur ki sonu perişan olmasın. Fakat zalimlerin devri bazen o kadar uzun olur ki mazlumların gönlü kahrolur ve karşı duracak mecalleri olmaz. Ama bir süre sonra kendilerini toparlayan mazlumlar ve onlarla beraber nesillerinden gelen gençler, zalimleri mutlaka devirirler. Yıkılıp gitmeyen hiçbir zalim ve zulüm rejimi yoktur. Ve bu, bütün dünya tarihinde böyle olagelmiştir.

Zalimler, gücü ellerinde tutabilmek için millete ait mal ve mülke de el koyarlar ve kendilerine yardakçı olan küçük bir zümre hariç bunları halklarına adil dağıtmamak için her türlü tedbiri alırlar. Bu da onların sonunu hazırlar. Aç kalan, işsiz kalan, hor ve hakarette kalan halk, bir kıvılcım bekler; bir küçücük kıvılcım ise zalimin sonunu getirmeye yeter. Ve bu, bütün dünya tarihinde böyle olagelmiştir.

Zulüm düzenlerini koruyabilmek ve sürdürebilmek için bütün zalimler, herkesle ittifak ve birlik kurabilir, düşman devletlerden bile yardım ve hatta emir alabilir, her türlü alçaklığı yapabilirler. Kendi kavim ve dinlerinden olmayanlarla işbirliği yapıp onlarla her türlü kirli pazarlıklar ve oyunlara girmekten çekinmezler; çünkü onlarca asıl olan, kendi zulümlerinin ve zulüm sistemlerinin devamıdır. Millete ait olan kaynak, mal, para ve servetleri peşkeş çekmekten asla kaçınmazlar. Lakin halk bunu bir şekilde öğrenir ve bir gün buna dur der. Ve bu, bütün dünya tarihinde böyle olagelmiştir.

Zalimler, kendi kavim ve halklarına akla gelmedik işkencelere başvurmaktan çekinmezler; çünkü onlar, kendileri gibi zalim olmayan herkesi düşman olarak görürler. Bu kadar çok düşmanı olan kişi veya grupların, ellerinde ne kadar güçlü silahlar bulunursa bulunsun, büyük halk kitlelerine karşı durmaları mümkün müdür? Mümkün değildir; duramazlar, duramamışlardır. Ve bu, bütün dünya tarihinde böyle olagelmiştir.
Ve artık tarih yeniden yazılmalıdır. Yeni bir bakış, yeni bir ruh ve yeni bir heyecanla… Çünkü tarih, yeniden büyük bir dönüşümün eşiğindedir; zalimler ve müstekbirler birer birer devrilmeye başlamıştır.

Katmerli Zulüm Düzenlerine Karşı Halk Devrimleri

Tunus, Mısır, Libya (ve Fas, Cezayir, Yemen vb.) halkları başlarındaki zalimleri devirmek için destansı hareketlere giriştiler. 20, 30 ya da 40 senedir başlarında olan zalimlere karşı kıyam ettiler. Bir kısmı bu müstekbirlerden kurtuldu, bu çok önemli bir muvaffakıyettir, çünkü zalim idareciler büyük korku imparatorlukları kurmuştular, halklarının nefes almasına bile izin vermiyorlardı. Lakin bıçak kemiğe dayanmıştı, halklar aç ve işsiz kalmıştılar; onurlarıyla oynanmıştı; komşularına, akrabalarına, dindaş ve soydaşlarına karşı mahcup edilmiştiler.

Bu kıyamlar hasbidir, hareketlerin başlangıcında dıştan bir etki ya da müdahale söz konusu değildir. Bunlar bir demokrasi arayışı filan da değildir, kemiğe dayanmış zulüm bıçağına karşı fevri değil ama kararlı ve güçlü çıkışlardır. İslam âlemi için de dünya için de yeni ve orijinal hareketlerdir; belli başlı lider(ler)i olmayan ama güçlü organizasyonlara sahip ve zalim yöneticiyi hemen devirmeye yönelik güçlü, kararlı ve derin kıyamlardır. Devamı ve sürekliliği elbette merak konusudur ama ülkelerin başında uzun süre diktatörlük yapan zalimleri ilk elde devirmeleri açısından bu hareketler oldukça dikkat çekicidir.

Bu zalimlerin devrileceği çok belliydi ama dünyadaki büyük güçler, halkların bu kadar güçlü ve etkili bir şekilde organize olup kısa bir zaman içinde başarıya ulaşacağını öngöremediler, tahmin bile edemediler hatta. Çünkü o zulüm düzenlerinin tam içinde, arkasında, ortasında bulunuyorlardı. Ve zannediyorlardı ki bu zalimler ve zulüm düzenleri “bin yıl” devam edecek… “Yönetenleri yöneterek” kendi menfaatlerini ilelebet koruyacaklarını, sömürge düzenlerini devam ettireceklerini, dünyanın artı değerini kendi ülkelerine sonsuza kadar taşıyacaklarını zannediyorlardı. Bu “kıyak” düzenin yıkılmasını hiç isterler mi? “Tarihin sonu” ve “Amerikan Yüzyılı” tezlerini ileri sürmemişler miydi? Kibir ve gururlarıyla kurum kurum kurulmuyorlar mıydı? İşte kibir ve zulüm, sahiplerini böyle kör eder; önlerini bile göremez hale getirir.

Bu bir süreçtir ve daha yeni başlamıştır. Bu halk devrimlerinin etkisi bütün dünyayı saracaktır. Çünkü dünyanın büyük bir bölümümde, zulüm düzenleri ve başlarında diktatörler vardır. 300 senedir dünyayı sömüren, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’i kurarak dünyaya yeni bir nizam veren Batı; bu diktatörler, bu zalimlerle iş tutmayı kendi sömürü düzeninin devamı için bir usul olarak benimsemiştir. Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisine sahip ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin; bu “temiz” düzeni “güzelce” devam ettirmektedirler; yani bütün dünyayı rahatça sömürmekte, halkların kanını rahatça emmektedirler. Ve asıl büyük zalimler bunlardır ve asıl büyük zulüm idaresi “Birleşmiş Milletler’e hâkim olan bu beşli çetenin sistemidir, çetenin reisi ABD’nin hegemonyasıdır, hepsinin arkasında ve başındaki Yahudi düzenidir.” İsrail, Almanya, Hindistan, Japonya gibi karakulaklar da bu beşli çetenin yakın yardakçılarıdır; (daha küçüklerin isimlerini saymaya gerek görmüyorum.)

İşte bu, katmerli zulüm sistemidir. Ama bu katmerli zulüm sisteminin bitiş süreci başlamıştır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kendi ülkelerindeki zalimleri deviren halklar, bu zulüm sisteminin tuğlalarını da koparmaya başlamışlardır. Ama temelinden yok edebilmeleri için “birleşmeleri” gerekmektedir, yoksa “birleşik beşli çeteye ve yardakçılarına” karşı tam bir muvaffakıyet elde etmeleri zor olacaktır. [Bu çete daha da birleşmekte; NATO, Avrupa Birliği (AB), Kuzey Amerika Ekonomik İşbirliği (NAFTA), Şanghay İşbirliği Örgütü vb. birliklerle daha da yakınlaşırken; I. ve II. Dünya Savaşlarında zaten iyice böldükleri İslam ülkelerini daha da küçültmelerine ne dersiniz? Sudan’ın önce ikiye sonra üçe bölünmesinin anlamı nedir? Mısır ve Sudan’ın bir zamanlar tek ülke olduğunu biliyor muydunuz? Bu Mısır ve Sudan’ın, Lozan’a kadar bize bağlı kalmaya devam ettiğini doğru dürüst söyleyen var mı? Musul ve Kerkük’ün Misak-ı Milli hudutlarından olduğunu hatırlıyor muyuz?]

İslam Birliği’nin önemi burada bir kez daha önümüze çıkıyor. Çünkü asıl sömürülen İslam ülkeleri ve müslüman halklardır. Çünkü dünyanın en değerli maden ve hammaddelerinin, enerji kaynaklarının çok büyük bir kısmı İslam coğrafyasındadır. Müslümanların yaşadığı alanlar, dünyanın en stratejik bölgelerindedir. Bu katmerli zulüm sisteminden, bütün müslümanlar büyük zarar görmektedir; üstüne üstlük horlanmaktadırlar; dinleri ve kutsal değerleri bile en kötü muamelelere tabi tutulmaktadır. Onun için her şey, “birlik” demektedir.

Hâlihazırda İslam ülkelerinin en rahatlarından birisi olan biz, bu katmerli zulüm sisteminin dışında değiliz elbette. Lakin “bu durumun yeterince “farkında mıyız” sorusuna “evet” cevabı veremiyoruz. Lozan’la boynu büktürülen, 1946’da ABD’ye havale edilen; 1960, 1971, 1980, 1996, 2007 yıllarındaki darbelerle sisteme iyice entegre edilen devletimiz; bu katmerli zulüm sisteminin bir parçası olmaktan kurtulmuş mudur? Bu soruya, “evet” cevabı vereceğimiz günler gelecektir, inşaallah. Ama çalışırsak, ama gayret edersek, ama birlik için bir araya gelmeyi başarırsak…

Bu Kadarla Kalacak mı?

Mısır’daki “halk devriminin” sadece Arap ülkelerine tesiri olmamıştır, olmayacaktır; dünyanın diğer yerlerine ve bize de büyük tesiri olacaktır; ki olmaya başlamıştır. İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler teşkilatının, kurucusu Hasan el-Benna’nın, ondan sonraki lideri Seyyid Kutub’un ülkemiz aydınlarınca hatırlanması bile bu tesire işaret etmektedir. (Dr. Eşref Abdülgaffar gibi) Müslüman Kardeşler liderlerinin televizyonlarımızda ve meydanlarda konuşmalar yapması az bir şey midir?

Müslüman Kardeşler’in Mısır’daki devrim hareketinde zayıf ve etkisiz kaldığı görüşüne katılmıyorum. Uzun yıllar baskı altında kalmalarına, liderleri ve etkili mensuplarının sürekli tutuklanmalarına ve uzun süreler hapis yatmalarına rağmen, halkın örgütlenmesinde, sevk ve idaresinde Müslüman Kardeşler, büyük rol oynadı ama kendini ön plana çıkarmadı, hâlâ da çıkarmıyor. Bu siyaseti doğru buluyorum. Müslüman Kardeşler, Mısır’daki en organize muhalefet teşkilatıdır, ülkenin en ücra köşelerine, halkın bütün kesimlerine kadar nüfuz etmişlerdir. Ülkemizdeki ve dünyadaki müslümanların bu teşkilattan öğreneceği çok şey vardır.

Biz kendimize bakalım, değerli kardeşlerim. Biz, bırakın 28 Şubat’ı, daha 1980 darbesinin üzerimizdeki olumsuz etkisini atabilmiş değiliz. İslam’a ait birincil meselelerde bile yeteri kadar ön alamıyoruz. Meydanlara toplu çıkamıyoruz; slogan atmayı da mı unuttuk, sesimiz cılız çıkıyor. Bir gaflet ve atalet mi var üzerimizde? Biz, önce kendimizi sorgulayalım, daha sonra diğer müslümanları eleştirelim.

Güçlü bir medya yok maalesef ülkemizde. Gazeteler, televizyonlar ve internet siteleri, devrimlerin olduğu ülkelerde doğru dürüst eleman bulundurmadıklarından Batı medyasının söylediklerini tekrarlamaktan başka bir şey yapamadılar. (Tabii ki BBC ve CNN, ne başlık attıysa onu kısa zamanda tercüme etmekte başarılı oldular; bu başarıyı tebrik etmek gerekir…) Hâlbuki İslam ülkeleriyle her alanda ve her bakımdan daha yakından ilgilenmemiz gerekir; bunun en önemli ayağı medyadır. Sağlam, güçlü, hızlı ve etkili bir medyaya ihtiyacımız gün geçtikçe artmaktadır. Yeniden büyük bir devlet, millet ve medeniyet olmak istiyorsak…

İstiyoruz elbette ve kendimizi de hor görmüyoruz. Üzerimizdeki bu hal geçicidir. Geçici olmak zorundadır, çünkü bu ağır meselelerin mirasçıları değil gerçek sahibi olmamız gerektiği gün, artık gelmek üzeredir; artık zaman hızlanmaktadır, artık tarih hızlanmaktadır. Bizde hâlâ o ruh var, elhamdülillah; cihada, ilme ve âlime büyük önem vererek İslam Medeniyetinin son büyük atılımını yapan kutlu ecdadımızın inşaallah izindeyiz. Son büyük İslam Birliği ve son büyük İslam Devlet’inin mirasçılarıyız. Birlik ve Devlet için az da olsa cehd ü gayret ediyoruz; Allah’a şükür; hâlâ güçsüz de olsa haklıdan, zararımıza bile olsa mazlumdan yana olabiliyoruz.
***

Karanlık bir çağ, sona ermektedir. Zulüm çağı, artık sona ermeye başlamıştır. Zalimlerin çağı, kapanmaya başlamıştır. Katmerli zulüm düzenleri, artık yıkılmaya başlamıştır. Bu süreç, elbette zahmetli olacaktır. Dünya bir büyük doğum daha yaşıyor; bir doğum sancısız mı olacaktır? O halde kendimizi bir iyice hazırlayalım. Cehd ü gayrete, zahmete, meşakkate, zorluklara göğüs germeye ama birlik, dirlik, devlet ve medeniyet nimetlerine kavuşmaya hazırlayalım kendimizi. İslam’ın ve müslümanların yeniden izzetle, şerefle, hak ve adaletle hüküm süreceği altın çağa, hazırlayalım kendimizi, ailemizi, birbirimizi.

Denkler düzülsün, kardeşlerim, davullar çalsın; büyük yürüyüş yeniden başlasın. Karanlık çağı yıkmak isteyenler öne çıksın; onlar en önde yürüsün, millet o kutlu adamların arkasından şan ve şerefle, kararla ve azimle yürüsün.

Biz de geri kalmayalım, yürüyelim kardeşlerim…

 

* H. Murad HEPSEV’in bu yazısı Yüce Devlet Dergisi’nin 14 Mart 2011 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır.  (6 Nisan 2011 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen yazı, sitemizin yeniden yapılandırılmasından önce 551 kere okunmuştur.)

 

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: İslam Birliği Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.