İSTENMEYEN VE BEKLENİLEN

Oleh: Haydar Murad Hepsev
04 Mart 2012

 

İSTENMEYEN VE BEKLENİLEN

 

Moda; dil ve düşüncede, kültür, sanat ve edebiyatta da geçerli bir olgudur. Belki kılık ve kıyafettekinden daha geçerlidir. Çünkü giyimde bir ürünün moda haline gelmesi bazen birkaç seneyi alabiliyorken, bir kelimenin moda olması için birkaç hafta dahi yeterli olabiliyor. Moda olduktan sonrada, doğruluğuna ve geçerliliğine bakılmaksızın birçok yerde kullanılmaya başlıyor. Bu belki mazur görülebilir. Fakat bulunan, ortaya çıkarılan ve moda haline getirilen deyim, kavram veya kelimenin çıkış yeri ve tanımlaması yanlış ise o konudaki fikri ve zihinsel kapalılığı bir kat daha arttırmaktadır. İfadesine çalıştığı olgu veya konunun gerçeğine ters düşüyorsa; tarihi, sosyal, sosyo-politik, sosyo-ekonomik ve kültürel temeline uymuyorsa, yerli yersiz ne kadar sarf edilirse edilsin, hakikatin aktarılabilmesine o kadar set çekmiş oluyor. Kasıtlı olarak ortaya çıkarılmış olanlardan bahsetmek istemiyorum. Fakat memleketin bir derdine, millet ve devletin bir meselesine, cemiyetin problemlerine hal çareleri ararken belki iyi niyetli lakin yetersiz çabaların çözmek yerine çözümsüzlük getirdiğini söylemek istiyorum.

Son zamanların moda tamlamalarından birini örnek vererek konuya açıklık getirmeye çalışacağım. Televizyon ve radyolarda, gazete ve dergilerde bir “tepkisiz toplum” lafı, almış başını gidiyor. Hatta bazı açık oturumların konusu bile “tepkisiz toplum” kavramına ayrılmış bulunmaktadır. Bu tamlamanın en azından düşüncesizce kullanıldığı kanaatimdeyim. Halkımızın ruh yapısını, davranış biçimlerini ve tarihi karakterini bilmeden söylenmiş olduğu açıktır.

Milletimiz, canlı, enerjik ve dinamik bir toplum yapısına sahiptir. Tepkisiz bir toplum değildir, milletimiz. Aksine etkili bir cemiyettir; dikkat ediniz, tepkili demiyorum, çünkü burada ince bir ayırım bulunmaktadır. Hemen her şeye, anında ve sonucunu düşünmeden tepki gösteren bir cemiyet zaten var olamaz; farz-ı muhal olarak var olabileceğini kabul etsek bile o toplumun bir kargaşa toplumu olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Milletimiz tabii ki tepkisini ve düşüncesini rahatlıkla dile getirir; fakat bu ölçülü, içten ve efendicedir. Sabırlıdır lakin fikr-i takip sahibidir, milletimiz; ölçülüdür fakat azimlidir, efendicedir ama gerektiğinde tok ve sert olmasını da çok iyi bilir.

Görülüyor ki “tepkisiz toplum” tamlaması kof, düşünülmeden sarf edilmiş, ifade etmeye çalıştığı toplumu hiç bilmeden, tanımadan söylenmiş bir laftır. Fakat her yerde ve her seviyede söylenip durmaktadır. Bu durum tabii ki, sadece moda tabiriyle açıklanamaz. Bir kısım aydının halet-i ruhiyesini, milletimize bakış açısını da göstermektedir. Konunun biraz da bu yönünü inceleyelim; zaten yazının asıl ana fikri de budur.

Halkımız hakkında kullanılan “tepkisiz toplum” tamlamasının ardında, rejim aydının, geçmişten gelen bir alışkanlığın da sevkiyle, milleti itham etmesi vardır. Bu deyimin moda oluşunun bir sebebi de budur zannediyorum. Rejimi destekleyen ve rejim tarafından desteklenen gözde ve sözde aydının hoşuna gitmiş olduğu anlaşılıyor. En azından 150 senedir milletimiz şu veya bu şekilde suçlanmaya maruz kalmaktadır. Teknolojik geriliğin bütün yük ve töhmeti onun üzerine atılmıştır. Çağdaş olamayışımızın bütün suçu sanki ona aittir. Bir türlü Batılılaşamıyorsak, onun sebebi halkımızdır, milletimizdir.

Bu ithamın sebebi mi? Milletimizin birçok hasletlerinin yanında iki tanesidir: Sağduyu ve direnme. Halkımız sağduyusunu kaybetmemiştir; kritik yer, zaman ve devirlerde bunu açıklıkla ortaya koyabilmektedir. Bu toprağın, coğrafyanın, halk ve milletinin tarihine, medeniyet ve değerler manzumesine ters ve zıt olan her şeye ise yine sağduyusuyla karşı koyabilmektedir. Yıkıma, çöküşe ve kaybedişe rağmen bu iki özellikle kaybolmamıştır. Milletimiz canlı, hareketli ve cevval oluşunu sürdürmektedir. Sosyal hayatta, ticarette, siyasete katılımda, yeniliklerin yaygınlaşmasında, her türlü insan ve toplumla temas ve diyalogda son derece atak ve cesurdur. Bütün olumsuzluklara, kendisine sahip çıkılmamasına rağmen direnmesini sürdürmektedir. Umarız ki bu direnmeyi uyanışa ve canlanışa çevirir.

Milletimiz hakkında kullandığım övücü sözler, avamcı bir yaklaşımdan kaynaklanmıyor. Moda haline gelen “tepkisiz toplum” tanımlamasının yanlışlığından yola çıkarak milletimizin gerçek özelliğini biraz olsun ortaya koyup, rejim aydınının ona karşı olan bakış açısını da gösterdikten sonra şunu söylemek istiyorum. Bu derece yüksek hasretlere sahip bir toplum olmamıza rağmen direnişi canlanışa çeviremeyişimizin başlıca iki sebebi vardır. Birincisi her yer ve köşeyi sarmış bulunan popülizm hareketidir. Bazı deyim ve kavramların moda haline getirilmesinin ardında da bu vardır. Avamcılıktan, uzaklaşmak ne kelime, yanımıza bile yaklaştırmaktan ifritten kaçar gibi kaçınmadan hiçbir yere varamayız. Çünkü avamcılık değerler silsilesini alt üst eden, kötüleri öne geçirip iyileri arkada bırakan, kargaşalık meydana getiren bir ideolojidir. Görüntüyü önemli hale getirip özü kapayan bir anlayıştır; imaj ve makyajın arkasına gizlenip istenilen oyunun rahatça oynanabilmesine yol açan bir nifaktır; kaliteli ve çileli çabaların değil kolaycılığın işini rahatça yürütmesine izin veren bir bozukluktur.

İkincisi, birinciye bağlı olarak ortaya çıkıyor. Milleti bir hale yola koyacak, doğru ve haklıya sevk edecek, önüne düşüp götürecek olan aydına, aydınlar kadrosuna ihtiyacımız vardır. Milletimiz aydınını beklemektedir, özlemekte ve gözlemektedir. Ortalığı kaplamış olan yarı aydının durumu ortadadır. Halkımıza ters düşmüş, tarih ve medeniyetine yabancı, iç ve dış dünyanın gerçeklerinden uzak kalan bu aydın bugün çözümsüzlükler, çaresizlikler ve rahatsızlıklar içinde kıvranmaktadır. Bu sebeple arayan ve araştıran, soran ve sorgulayan, okuyan ve okutan; fedakârlık, karar ve azim sahibi yeni bir aydına, aydın tabakaya ihtiyacımız kesindir.

İnsan, aile, toplum, millet, devlet ve medeniyet disiplinini yeniden kazanmadan var olamayacağımız açıktır. Bu kutlu iş, aydınımıza düşmektedir ve onlara gerçekten çok iş düşmektedir.

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, Zaman Gazetesi’nde (24.06.1994, s.2) yayınlanmıştır.

*1994’te yayınlanan bu yazı bugün de geçerli. Batıcılar halkımızı hatta çok daha ağır ifadelerle suçlamaktalar. Buna rağmen halkımızın aydını olmaya namzet olanlar ise yeteri kadar gerçek ve köklü çabaların altına girmemekteler. Avamcılık, maalesef, gittikçe artan bir şiddette fikir ve sanat dünyamızı kaplamaktadır. Köklü çalışmalar ise görülmemekte ve gösterilmemektedir.

 

/// 18 Şubat 2008 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen bu yazı, sitemiz yeniden yapılandırılmadan (Aralık 2011′den) önce 608 kez okunmuştu.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Fikir Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.