İSLAM HARFLERİ MEKTUBU

Oleh: Haydar Murad Hepsev
06 Ocak 2012

İslam Harfleri Mektubu İmza Sayfasının Fotoğrafı

 

 

İSLAM HARFLERİ MEKTUBU

 

Muhterem Beyefendi,

İslam Harfleri, yani medeniyetimizin yazısı, sahipsiz kalmıştır. Latin harfleri, bambaşka bir medeniyete ait olduğu halde, sanki bin senedir kullanılan yazı oymuş gibi kabul edilmiş görünüyor. Kimse hatırlamıyor bile, milletimizin Kur’an Yazısı diye yücelttiği muhteşem ve mübarek yazımızı. Bir an unutmaması gerekenler bile, bir saniye dahi hatırından çıkarmaması lazım gelenler bile, her zaman akılda tutması şart olanlar bile, derin bir kış uykusunun gafletiyle unutmuş ve hatta terk etmiş görünüyorlar.

Yazımız bir bayraktır, bağımsızlığımızın uygarlık alanındaki bayrağı. Nasıl ki siyasi bağımsızlığımızı bayrak ve sancak temsil eder; nasıl ki ekonomik bağımsızlığımızı kendi paramız sağlar; uygarlık, kültür ve düşünce alanındaki bağımsızlığımız da kendimize ait olan yazı ile gerçekleşir. Bu da İslam Yazısı’dır, İslam Harfleri’dir, medeniyetimizin yazısıdır, Kur’an Harfleri’dir. Hilal nasıl İslam’a simge ise İslam Harfleri de uygarlığımıza simge olmuştur.

Yazı, elbette bir şekildir, ama öze en yakın bir şekildir. Özün ve ruhun doğurduğu bir şekildir. Arab’ın, Acem’in, Türk’ün, Kürd’ün, Endülüslünün, Afrikalının, Asyalının, Ortadoğulunun yani İslam Milletinin hepsinin emeğiyle ortaya çıkmış bir şekildir. Topyekûn İslam milletinin malı ve yazısıdır. Tarih boyutu İslam tarihiyle özdeşleşmiştir; estetik boyutu diğer bütün yazıların üstündedir; pratik yani kolay yazılma ve elin işleyişine uygun olma özelliği ise dünyaca bilinmektedir; coğrafya boyutu da İslam milletinin var olduğu her yerdir.

İslam ve Türk dünyası ile (fikir, kültür, sanat, edebiyat ve siyaset açılarından) birlik ve beraberlik hatta sağlıklı bir irtibat kuramayışımızın bir sebebi de bizim ve diğer bazı ülkelerin yabancı alfabeler kullanmamızdır; bunu bilelim. Batının ve küfrün memleket ve milletimiz üzerinde rahatça oyun oynayabilmesinin sebeplerinden biri de yazımızı terk edişimizdendir; bunu bilelim. Bugün devlet ve milletimizin içine düştüğü zilletin başlıca sebeplerinden birisi de kendi tarih ve medeniyetine arkasına dönmesindendir, yazımıza dönmek ve sahip çıkmakla bu ayıbı üzerimizden kaldırmış olacağız; bunu da bilelim.

Yanlışta ısrar boşunadır, üzerinden yüzyıl geçse de boşunadır, bin yıl geçse de. Hele bu hata temelli ve köklü bir hata ise, temelden başlayıp büyük bir zincir halinde birçok önemli yanlışlıklara sebep oluyorsa… Bugün kültür, sanat, edebiyat ve düşüncedeki zayıflık, kısırlık ve verimsizliğin temelinde bu vardır. Yazı devriminin insanlarımızda meydana getirdiği antipati ve kötümserliğin izleri bugün dahi küllenmemiştir, yaşamaktadır. Toplumun alt şuurundaki izi ve etkisi ise bilenlerce malumdur. Yapmamız gereken, bu yanlışlıktan dönmeye çalışmaktır, hatalar silsilesinin anası durumunda olan bu yanlışlıktan kurtulmaya gayret etmektir.

Bunun için;

1. Her fırsat ve imkânda, yazımızdan bahsedilmelidir. Yazımızın kullanışlığı, işlekliği ve güzelliği her zaman ve her fırsatta vurgulanmalıdır. Tarih ve medeniyetimizle gerçek bağın ancak İslam yazısı ile kurulabileceği konusu ısrarla işlenmelidir. İslam ve Türk dünyası ile gerçek birliğin yazımızla oluşturulabileceği telkin edilmedir.

2. Yazımızı yeniden gündeme getirmek için özel sayılar, özel nüshalar çıkarılmalı, özel program ve toplantılar düzenlenmelidir.

3. İnsanlarımızın gözlerinin yazımıza alıştırılması için örnekler ve fotokopiler, yazılı ve görüntülü basınımızda, ön ve birinci planda sıkça yer almalıdır. Bu örneklerin bugünkü yazıya çevrilmesi ve sadeleştirilmesi yoluyla anlaşılması da sağlanmalıdır. Hatta gazete ve dergilerimizde özel bölümler ayırarak yazımızın öğretilmesine çalışılmalıdır. Gençlerin yazımızı öğrenmesi ve kullanması teşvik edilmelidir. Vakıf ve derneklerimiz, yazımızı her yönü ve hakkıyla öğreten seviyeli ve devamlı kurslar düzenlemelidir.

4. Hüsn-i hatt sanatı, bugün, yazımızı yaşatan bir konumdadır. Son senelerde Hatt’ın bir ölçüde yaygınlaşması, hattatlarımızın bilhassa genç hattatlarımızın sayısının artması, yazımızın hâlâ yaşadığının bir delilidir. Bu sebeple bunu, yazımızı gündeme getirmek için bir fırsat bilmeli ve;

a) Hattatlarımız ve eserlerinden (örnekleriyle beraber) sıkça bahsedilmelidir,
b) Hatt ve tezhib sergileri (tabii ki örnekleriyle) haber yapılmalı, bunların özellikleri anlatılmalıdır,
c) Hatt ve tezhib sanatkârlarının eserleri hakkında müstakil eleştiri yazıları yayınlanmalıdır.

5. İslam Harflerini müdafaa eden kitaplar, en geniş ve kapsamlı biçimlerde tanıtılmalı, içindeki dikkat çekici ve orijinal bölümler okuyuculara aktarılmalıdır. Bu tip kitapları tekrar tekrar gündeme getirmeli ve daha geniş okuyucu kitlelerine ulaştırılması sağlanmalıdır. [Bu hususta yayınlanan en son kitap olan Osman ŞERİFOĞLU’nun Kültürümüz Açısından İslam Harflerinin Müdafaası (Selam Neşriyat, İstanbul, 1994) adlı eserinin basın ve yayın organlarımızda tanıtılmaması, hatta haber bile yapılmaması son derece üzücü bir konudur. İslam Harflerinin savunulmasının genç nesilden birisi tarafından yapılması bile takdire şayandır.]

6. Hazine-i Evraklar (arşivler) milletlerin hafızalarıdır. Hafızasını kaybeden veya onu kullanmayan milletler yok olmaya mahkûmdurlar. Kaldı ki millet ve memleketimizin içinde bulunduğu birçok mühim meselenin çözümü (Osmanlı Arşivi, Topkapı Sarayı Arşivi, Şer’i Siciller Arşivi, Vakıflar Arşivi gibi) arşivlerimizde bulunmaktadır. Gazetelerimiz, dergilerimiz ve televizyonlarımız bu arşivlerden faydalanmalı, buralara araştırmacı muhabirler göndermeli, onlar ilgili konuları haber yapıp belgeleri asılları ila beraber yayınlamalıdır. Bu, ayrıca, medyamıza yeni bir hava ve tarih boyutu getirecek, kalite ve kalıcılık sağlayacaktır.

Sadece yazımızı değil, takvimimizi (hicri ve ay takvimi), kıyafetlerimizi, ölçülerimizi, müessese ve geleneklerimizi yani kısaca medeniyetimize ait bütün şekil ve unsurları yeniden gündeme getirmek, ısrarla işlemek, sık sık vurgulamak ve çağımıza taşınmasına gayret etmek zorunda olduğumuzu unutmayalım. Ve yine unutmayalım ki bizler İslam medeniyetinin mensuplarıyız. En son, en yeni, en mükemmel, en doğru, en haklı ve en güzel bir uygarlığın çocuklarıyız. Bu yüzden bu uygarlığın bizden istediği ruh ve şekilde olmaya, davranmaya çalışmak zorundayız.

Sun’i gündem ve konularla oyalanıp oyuna gelmek yerine, gerçek ve asıl, temelli ve köklü, kalıcı ve ileriye götürücü konularla meşgul olalım. Bu mevzularla arada sırada ilgilenmek yetmez; fikr-i takip sahibi olarak ısrarla peşinde olmalı, her fırsat ve imkânda meselelerimizi işlemeli, anlatmalı ve vurgulamalıyız.

Bunu için, biz aşağıda imzaları bulunanlar, İslam ve sağ iddialı basınımızdan, bu mektup çerçevesinde ele alınan konulara sahip çıkmalarını, anlatıp telkin etmelerini, bu hususlarda gerçek ve özgün çalışmalar yapmalarını, bekliyor ve istiyoruz.

Saygılarımızla…

 

Haydar HEPSEV, Talip MERD, Zekeriya PAK, Ramazan ÇOLDUR, Ekrem SIRMA, Abdurrahman YILMAZTÜRK, Hayreddin MERAL, A. Semih TORUN, Hayri AYTAÇ, Ebubekir SUBAŞI, Ali TOKÖZ, Süleyman ATMACA, C. EKİCİ, Abdülkadir ALTIN, M. Zeki DAĞ, Selahattin DURMAZ.

NOT: 1. Bu metin, İslam ve sağ iddialı bütün sesli, yazılı ve görüntülü basın ve yayın organlarına gönderilmiştir.
2. Bu metnin yayınlanmasında mahzur bulunmamaktadır.
___________________________________________________________________________

*Mektubun yukarıda ismi bulunanlarca imzalanmış nüshası, H. Hepsev’in arşivindedir.

*Yukarıda söylendiği gibi mektup, o dönemdeki İslam ve sağ iddialı basın ve yayın organlarına, köşe yazarlarına gönderilmiştir. Beklenen Vakit Gazetesi’nden Yılmaz Yalçıner (köşe yazısında, 10 ve 11 Haziran 1994, s.7); Zaman Gazetesi’nden Tâhâ Kıvanç (yani Fehmi Koru, Kulis başlıklı köşesinde, 10 Haziran 1994, s.4); Türkiye Gazetesi’nden Ayhan Katırcıkara (Fantezi ve Kulis başlıklı köşesinde, 23 Temmuz 1994, s.9); İslami Edebiyat Dergisi (Temmuz-Ağustos-Eylül 1994, s.78) mektup hakkında haber, eleştiri ve değerlendirme yazıları yayınlamışlardır. Zaman Gazetesi’nden Mustafa Yazgan (25–26–27–28 Ağustos 1994 tarihlerinde, Sütun başlıklı köşesinde s.12) İslam Alfabesi Hakkında Düşünceler başlıklı dört yazı yazmış; mektuptan büyük ölçüde etkilenip hatta kimi cümleleri aynen alıntıladığı halde maalesef isim ve kaynak belirtmemiştir.

*Mektup, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Ocak 1996, sayı 6, s.7) yayınlanmıştır.

 

/// Bu yazı, ilk defa 02 Aralık 2007’de yucedevlet.com’a eklenmiş, (Aralık 2011′de sitemiz yeniden yapılandırılmadan önce) 1016 kere okunmuştur.

 

Etiketler: , , , , ,

Kategori: Açık Mektuplar | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.