İLİM YOLUNDA OLMAK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
04 Ocak 2012

İLİM YOLUNDA OLMAK

 

Seyyid Şerif Cürcânî, Metâli Şerhi’ni onaltı def’a okumuştu. Kendi kendine: “Bu kitâbı bir def’a da müellifinden okuyayım.” dedi; ve kalkıp Herat’a gitti. Kutbu’d-dîn-i Râzî’yi bularak kendinin Metâli Şerhi’ni istediğini söyledi. Hoca çok ihtiyarlamıştı. Yaşı yüzü aşkındı. Gözleri bile görmez olmuştu. Karşısında gözlerinden zekâ fışkıran, şimşek bakışlı ateş gibi genci görünce:

¬-Oğul, ben artık ihtiyarladım. Ders okutmağa tâkatım yok. Mubârek-Şâh’a git, selam söyle o benden okumuştu. Mantıkta kuvvetlidir. Sana okutsun dedi:

Mantıkçı Mubârek-Şah o zaman Mısır’da idi. Seyyid Şerif Herat’dan kalkıp elinde kitap uzak diyardan yola çıktı. Mısır’a yollandı. Yolda, tıpta “Mûciz” şârihi olan Aksaraylı Cemâlü’d-dîn Mehmed’in şöhretini duydu. Ve onunla görüşmek üzere Karaman’a geldi. Fakat tâlihi yokmuş. O günlerde hoca vefat etmişti. Orada Şemsü’d-din Muhammed Fenârî ile buluştular. Berâber Mısır’a gittiler. Orada Hacı Paşa ile tahsîl arkadaşı oldular. Bu Aydın’lı Türk çocuğu da Kahire’ye tahsîle gitmişti. (Bimâristan=Hastane) sertabibi olmuştu. Tıbba âid (Eş-Şifâ), Türkçede muhtasar “Teshil” isimli iki eseri vardır. Orada Türk diyarından gelen talebe ile arkadaş olmuştu.

-Müstakil ders vermeğe vaktim müsâid değil, fakat talebeye okuttuğum derse siz de hazır olursunuz dedi. Seyyid Şerîf derse böylece başlamıştı.

Mübârek-Şâh’ın evi medresenin ittisâlinde idi. Bir gece Hoca medresenin sahnına çıkmış dolaşıyordu. Kahire, berrak mavî semânın altında derin bir uykuya dalmış uyuyor. Nil, tatlı şırıltılariyle akıyordu. Herkes ve her şey uykuda.. Yalnız Türkistân’dan gelen ilim âşıkı garîb talebenin odasında ışık yanıyor. Ve oradan gelen bir ses mezâr sükûnetini yırtıyor. Hoca kulak verdi. İlim aşkiyle gurbet diyârına düşen bu gencin odasından şöyle sesler geliyordu:

-”Şârih öyle demiş. Üstad böyle diyor. Ben ise şöyle derim” diyerek öyle hoş mütalealar yürütüyor ve yerinde itirazlar yapıyordu ki hoca bunları duyunca çok sevindi. Pek derin bir sürûr ve neşe duydu. Hoca niçin sevinmesin? Çünkü bu ses ilmin sesi idi. Hakîkî ilmin böyle konuşması lâzımdı. İlim “Ben de derim” diyebilmekti.Yoksa kuru nakilcilik.. Bu, tam bir ilim sayılmazdı. Başkalarının sözlerini nakl için kanal vasıtası olmak kâfî değildir. Hakîkî ehl-i ilim ve hüner o kanaldan akana karışıp feyizli sâhalara akabilmektedir. İşte bunun için bu kadar sevinmişti.

[Bu menkıbe, Fatih Devrinde İlim ve O Devirde Yetişen İlim Adamları (Diyanet İşleri Bşk. Yay., Ankara 1953) eserinden alınmıştır. Menkıbenin aslı Taşköprizade’nin Şekaa’ik-in-Nu’mâniyye fî Ulema-id-Devlet-il-Osmaniyye’sindedir (s.150); ayrıca bkz. DİA, Muhammed b. Mübârekşah maddesi (cilt 30, s.559)]

___________________________

Metinde ismi geçen zatlar hakkında kısa bilgiler:

Seyyid Şerif Cürcanî (1340–1413); Arapça, kelâm, tasavvuf, felsefe, mantık, astronomi, tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerine dair 100 kadar eseri olan büyük bir âlimdir.

Kutbu’d-dîn-i Râzî (vefatı 1365); başta mantık ve felsefe olmak üzere tefsir, fıkıh, dil ve belagate dair eserler veren ve önemli âlimler yetiştiren büyük bir zattır.

Şemsü’d-din Muhammed Fenârî (vefatı 1431); Molla Fenarî diye meşhurdur. Osmanlıların ilk şeyhülislamı olan bu büyük zatın tefsir, fıkıh, tasavvuf, mantık, kelam, sarf-nahiv alanlarında eserleri vardır.

Hacı Paşa (vefatı1424); asıl adı Celaleddin Hızır olan Anadolu’nun İbni Sinâ’sı diye anılacak derecede büyük bir hekim yani tıp âlimi; kelam ve tefsirde kitapları olan büyük bir zattır

Mubârek-Şâh (vefatı 1382’den sonra); asıl adı Muhammed b. Mübârekşah’tır. Mantık, kelam, felsefe, astronomi, metafizik alanlarında eserler vermiş ve büyük âlimler yetiştirmiş bir zattır.

Cemâlü’d-dîn Mehmed Aksarayî (vefatı 1389); Osmanlıların ilk döneminde yetişmiş ve tefsir, hadis, fıkıh, ahlak, edebiyat ve tıp alanlarında eserler kaleme almış, talebe yetiştirmiş bir âlimdir.

_________________

Yüce Devlet’in Notu: Bu küçük menkıbe, gerçek ilmin nasıl elde edileceği hakkında önemli ve derin dersler veriyor. On altı defa okuduğu bir kitabı müellifinden okumak için Seyyid Şerif Cürcanî hazretleri, memleketi olan Cürcan’dan yani Hazar’ın güneydoğusundan kalkmış, Herat’a yani Afganistan’ın batısına gitmiş, oradan da ta Mısır’a kadar seyahat etmeyi göze alabilmiştir. İşte gerçek ilim aşkı diye buna derler. Orada da hemen iltifat görmemiş, okuduğu kitabı “Şarih yani açıklayan şöyle demiş, müellif yani kitabın yazarı böyle demiş, ben de şöyle derim” usulüyle yani eleştirel bir gözle okuduğu, yani sıradan bir talebe olmadığı anlaşılınca hocasından özel ders almaya muvaffak olabilmişti.

Bu cehd ü gayrete hayran olmamak kaabil değil. Allah teala hazretleri, bizleri de ilim yolunda ilerleyenlerden eylesin, hayatımızın sonuna kadar bu yoldan ayırmasın, faydalı ilimler nasip etsin, gerçek ilim sahipleriyle hemhal eylesin, âmin.

* Bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Eylül 2010, 6. Sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Alıntılar / Yorumlar | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.