İDRİS-İ MUHTEFÎ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
05 Şubat 2012

 

İDRİS-İ MUHTEFÎ

 

Bir mürşid düşünün ki altmış sene irşad faaliyetinde bulunmuş olsun ama kendini gizlesin. Mensuplarının dışında kimse onu tanımasın. İşte İdris-i Muhtefî (kuddise sirruh) böyle bir zât idi.

Şimdi Yunanistan sınırları içerisinde kalan Tırhala’da doğmuştu. Asıl İsminin Ali olduğu ve daha sonra Hacı Ali Bey olarak çevresinde tanındığı kaynaklarda belirtilmektedir. Fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Vezir-i Azam Rüstem Paşa’nın terzisi olan amcası onu himayesine alır ve terzilik mesleğini öğretir. Osmanlı Ordusu Nahcivan seferine giderken o da orduya katılır. Ankara’nın Kutluhan köyünde ikamet eden Bayramî Melâmî Kutbu Hüsameddin Ankaravî‘yi (kuddise sirruh) bu seferden dönerken ziyaret ederler. Hüsameddin Ankaravî onu istidatlı görmüş olacak ki müridliğe kabul eder. Ayrıca ona, terzilik mesleğinden ötürü İdris lakabını verir. (Zira terzilerin piri Hz. İdris aleyhisselam’dır.)

Uzun müddet şeyhinin hizmetinde bulunup ‘kesb-i kemâl’ ettikten sonra İstanbul’a dönünce ticaretle uğraşmaya başlar. Ticaret amacıyla Rumeli ve Anadolu’daki birçok şehre gider gelir. Bir kaç kez hacca da gider ve çok zengin olur.

Melamiler, diğer tarikat erbabı gibi özel bir kıyafet giymezleri tekke veya zaviye edinmezler. Halkın içinde onlardanmış gibi yaşarlar. Fakat bu şekilde yani bir nevi gizlilik içinde irşad faaliyetleri onlar hakkında dedikodular çıkmasına, aleyhinde ve lehinde birçok şey söylenmesine sebep olmuştur. İdris-i Muhtefi hazretleri de böyle yaşamıştır. Bu tarzı anlamayanlarsa kendisinin ve ona tabi olanların zındık olduğunu iddia etmişlerdir. Devrin tanınmış âlimlerinden Abdülmecid Sivasî ve Tercüman Şeyhi Ömer Efendi vaazlarında çok ateşli bir biçimde dile getirmişlerdir.

Hatta “hakkından gelinmesi” için ferman bile çıkartılır. Fakat uzun süre aranmasına rağmen bulunamaz. Ticaretle meşgul olması kendisini gizlemeği kolaylaştırdığı söylenebilir.

İdris-i Muhtefî benzer iddialarla idam edilen Hamza Balî (ks) gibi Bayramî Melâmîliğine ve aynı mürşide mensuptur. Tarikat silsilesi; Hüsameddin Ankaravî, Pir Ali Aksarayî, Bünyamin Ayaşî, Ömer Dede Sikkinî yoluyla Hacı Bayram-i Velî‘ye (kaddesallahu esrarahum) ulaşır.

 

Diğer tarikatlar gibi tarikatlara mahsus şeklî unsurları kabul etmeyen Bayramî Melâmîleri, Osmanlı yöneticileri tarafından zaman zaman baskı altında tutulmuştur. İdris-i Muhtefî de belki de Hamza Balî’nin idam edilmesinden dolayı kendisini devletin takibatından kurtarmak için faaliyetlerini gizli yürütmüştür. Bu sebepten kendisine İdris-i Mufhtefî denilmiştir. Hakkında zındık ve mülhid olduğu şeklinde söylentilerin çıkmasında bu gizliliğin de etkisi olmuştur.

Günlük hayatta herkes onu tacir Ali Bey olarak tanır ve saygı gösterirdi. Bir gün bir komşusu ona:
-İdris adında zındık ve mülhid bir adam varmış. Binlerce Müslüman’ı sapıklığa sevk etmiş. Bu fitne nasıl önlenir, diye sorar, o da:

-“Sen o zındığı gördün mü? Zındıklığına hükmedeceğin bir sözünü işittin mi?” diye sorar. Komşusu:
-Hayır, cevabını verince;
-“O İdris benim, beni nasıl bilirsiniz?” der. Bunun üzerine komşusu özür diler ve kendisine intisap eder.

Vefat ettiğinde muazzam bir servet bırakmıştı. Terekesini tespit etmekle görevli Kassam Kâtibi Sahn Müderrisi Mustafa Efendi onun hakkında şöyle der:

Bu mertebe zuhûrla bu gûne ihtifâ muazzam bir kerâmetdir, ahvâlini tecessüs etdim, salâh u sedâddan gayrı nesne zâhir olmadı.” der. Bu günkü dile aktarırsak şöyle diyebiliriz: “Bu derece açıkça insanların arasında bulunduğu hâlde bu kadar gizli kalabilmesi büyük bir keramettir. Hakkında araştırma yaptım, salih bir insan olduğu dışında bir bilgiye rastlamadım.”

Ondan önce taşrada faaliyet gösteren Hamzaviyye, İdris-i Muhtefî ile İstanbul’da fütüvvet ehli esnaf arasında yayılmaya başlamıştır. İdris-i Muhtefî’nin ayrıca âlimler, şairler ve devlet adamları arasında birçok müridi vardı. Şeyhülislam Ebülmeyâmin Mustafa Efendi, şair Tıflî Ahmed Çelebi, Reisülküttab Sarı Abdullah Efendi bunlar arasında sayılır. Ayrıca Sütçü Beşir Ağa, Hacı Kabâyî Efendi ve Lâmekânî Hüseyin Efendi gibi Melâmîlik yolunun mühim simâları onun müritleri arasında yer almaktadır.
___________

* Bu yazı kaleme alınırken, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ile Dr. Necati Yıldız’ın Osmanlı Toplumunda Tasavvuf –Sûfîler, Devlet ve Ulemâ (OSAV yay, İstanbul 2007) adlı kitaptan yararlanılmıştır.

 

/// Hayreddin MERAL tarafından hazırlanan bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nin 15 Kasım 2009 tarihli 3. sayısında yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Büyüklerimiz | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.