HATT VE TEZHİB SANATLARIMIZ ve SORUNLARI ÜZERİNE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
18 Mart 2012

 

HATT VE TEZHİB SANATLARIMIZ ve SORUNLARI ÜZERİNE

 

Uzak düşmüş ve mahrum kalmışız güzelliklerden. Estetiksiz bir hayat yaşıyoruz her alanda. Tek kanatla bocalayıp duruyoruz böylelikle. Medeniyetimize ait konularda taraf ve yönleri, değişik hususiyetleri ihmal ediyor, belki de hatırla(ya)mıyoruz. İslam uygarlığına özgü olan, bununla beraber en ayırıcı özelliklerinden bulunan hüsn-i hatt, tezhib, minyatür, ebru gibi sanatlarımızı da gereği gibi tanımıyor, tanıtmıyor; yaşamıyor, yaşatmıyoruz; hatta bilmiyoruz bile. Bu sanatlar medeniyetimizin estetik plandaki temsilcisidir, güzellik ideasının İslam medeniyetindeki gerçekleşimidir; güzelin somut ve plastik yönüyle kitaba, mimariye, mabede, meydana ve şehre hâkim kılınışıdır.

Aristo “Hatt ruhani hendesedir, içsel geometridir” diyor. Hayır, ruhun şarkısıdır; kalemin şiiridir; mürekkebin aşkla yanması, gözün nuru, gönlün dışavurumudur hatt sanatımız. Fırçanın şiiridir tezhib; renklerin cümbüşü, desenlerin serenadı; hattın dört bir yanında dönen Mevlevi dervişleri; bahçenin etrafında akan pırıl pırıl ve berrak sulardır. Modern resim yaya kalmıştır minyatür sanatının yanında, resim aciz kalmıştır tarihi bir olayın dört başı mamur bir şekilde canlandırılışında. Soyutlamanın şahikalarında dolaşır minyatür, detayların ifadesinde ince ve hassas, bütünün aktarımında kuvvetli ve donanımlıdır; öne çıkarmak istediğini fazla afişe etmeden incelikle ifade eder, arka planda bıraktığını da dikkatli gözlerin tenkidine yol açmayacak şekilde resmeder. Bulutların kâğıt üzerine indirilişidir ebru. Hayır, önce tekneye çekilip raptedilişi ve oradan kâğıda aktarılışıdır; soyut sanatı hayran bırakacak derecede soyut ama aynı zamanda anlamlıdır ve ifade gücü de taşır. Hem kendi başına bir sanattır hem de yardımcılık görevi üstlenmiştir hatt ve tezhib ve kitaba. Çini, kalemkârlık, ciltçilik sanatlarımızı da unutmuyorum elbette.

Tabii ki sahipsizdir bu mübarek ve muhteşem sanatlar. Neye sahip çıkılıyor ve korunuyor ki bunlara ayrıcalık tanınsın. Kime arka olunuyor ki hattat ve müzehhiblerimize de olunsun. Bir avuç çilekeş öncünün, vefalı serdengeçtinin hizmet ve himmetiyle yaşatılmaya çalışılan bu sanatlar medyanın, devletin ve aydınların ilgisinden yoksundur. Eserlerini sergileyecek bir yer veya galeri bulmakta adeta dara düşerler, çünkü sanat mafyası olarak adlandırabileceğimiz bazı çevreler, tamamen bize ait bu sanatları, sanat kabul etmemekte ve ettirmemektedir. Ülkemizde kültür ile bir bakanlık olup olmadığı konusunda tereddüt içindeyim. Kendi kültür ve medeniyetimizin sanatlarına sahip çıkacağı yerde, yabancı eser ve türlere yönelmeyi ilke edinen bir bakanlık hakkında ne başka ne diyebilirim. Bir balerin veya balet devlet sanatçısı olabilir de bir hatt üstadı veya tezhip sanatkârı devlet sanatçısı olamaz. Onlar bizim gönüllerimizin mübarek sanatkârlarıdır; onlar yalnız devlet değil medeniyet sanatkârlarıdır, milletimizin öz sanatçılarıdır.

Dışa dönük eleştirilerden sonra biraz da içe dönelim. Geçtiğimiz sezon (1994–95), önceki senelere oranla hatt ve tezhip açısından oldukça renkli ve zengin geçti. Daha önceleri senede birkaç sergiye güç hal rastlanırken bu sene, her aya en az iki sergi düştü. Bunu tabii ki gelişme ve atılım olarak kabul ediyorum. Elbette muhteşem hatt, tezhib, ebru ve kalem işi eserleri gözleri ve gönülleri süsledi. Lakin sayının artması her zaman kalitenin artması demek değildir. Hattatlarımızın Türkçe metinlerde fahiş hatalara düştüğü görüldü (Arapça ve Farsça metinler doğru yazıldı ama Türkçe yazılarda çok hataya düşüldü.) Tahrirleri yenmiş tezhibler de boy gösterdi duvarlarda. Bazı tezhiplerin de hep birbirinin benzeri olduğu da ayrı bir eleştiri konusu; bu husus, sanırım, tezhibin en iyi dönemi kabul edilen 16. yy. Osmanlı tezhibinde aşırı ısrardan kaynaklanıyor. Diğer devir ve ekollere; Tebriz, Herat, Buhara ve Semerkand tezhip mekteplerine, Selçuklu dönemine, Türk baroğuna yani çerçevenin genişletilmesine pek önem verilmiyor. Bunlar da yetmez, Batı ve Doğu (Çin, Hind, Japon) tezyini sanatlarını da göz önüne alarak yeni formlar ve yeni tarz eserler de ortaya konmalıdır. Tabii ki gelenek muhafaza ve devam ettirilmelidir lakin yenilenmeyen ve tazelenmeyen gelenek yitip gitmeye mahkûmdur. Bu sanatlarımız, bütün dün dünyaya hitap edebilir evrensel bir çerçeveye, medeniyetimizin sanatları olarak sunulabilme özü ve değerine sahiptir. Yeter ki fikir ve ruh boyutu biraz daha geliştirilebilsin. Yeter ki bilinsin, tanınsın, sevilsin ve sevdirilsin.

Önerisiz eleştiri makbul değildir; hattat ve müzehhiblerin, gazete ve televizyonların, aydınların şu teklifleri dikkate almasını temenni ederim:

1. Hattat, müzehhib, ebru zen, kalemkâr ve ciltçilerin bir çatı altında toplanabileceği bir vakıf veya dernek mutlaka kurulmalıdır. Bu sanatlarla uğraşan her kesimin yer alacağı; kalite ve disiplini ilke; tanıtım ve pazarlamayı maksat edinecek olan böyle bir teşekkülün faydası açıktır. Ayrıca sahipsizlik, kalitesizlik ve yozlaşmayla bu sayede daha verimli bir mücadele sağlanabilecektir; daha geniş ve büyük sergi alanlarına, daha güçlü tanıtıma böylelikle kavuşulabilecektir.

2. Bu sanatlarla ilgili tanıtım ve eleştiri yazılarının, geçmiş büyük hattatların hayat ve eserleri ile ilgili makalelerin, açılan sergilerin duyurumlarının yer alacağı kaliteli bir hatt ve tezhib dergisi yayınlanmalıdır.

3. Hattatlar ve müzehhibler, kendi içlerinden münekkitler çıkarmalıdır. Hatt ve tezhib eserlerinin teknik ve estetik eleştirileri yapılmalıdır. İyi, orijinal ve yeni eserlerin tanıtımı; hatalı ve estetikten yoksun eserlerin eleştirisi bu sanatlara büyük bir ivme kazandıracaktır.

4. Yeni ve değişik alanlarda bu sanatların yer bulması için çalışılmalıdır. Büyük bir işyerinin duvarında sıva üstü bir şemse, ne kadar heyecan verici olurdu. Dev bir Muhakkak besmelenin yeni ve büyük bir binanın girişinde yer alması mükemmel olmaz mıydı? Tişört ve gömleklerin üzerine ebru ve hatayilerin basılması fena mı olurdu…

Sanatkârın, sanatı üzerinde düşünmesi ve titizlikle durması zorunluluğunun yanı sıra, sanatının genel planda tanınması, gelişmesi ve kalitenin korunması için çaba göstermesi gereği vardır. Öncüler, kanaatimce durağan sanatçılardan daha değerlidirler. Lakin eğer gerçekten öncü iseler…

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, Yeni Şafak Gazetesi’nde (20 Haziran 1995); Yüce Devlet Dergisi’nde ( 1 Ekim 1995, 2. sayı, s.7) yayınlanmıştır.

/// 20 Kasım 2007 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen bu yazı, sitemiz yeniden yapılandırılmadan (Aralık 2011′den) önce 776 kez okunmuştu.

 

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Hüsn-i Hatt / Tezhib | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.