HAKKA BAĞLI OLMAK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
23 Ocak 2012

 

HAKKA BAĞLI OLMAK

 

” Hakk ve batıl; Kur’an-ı kerim’deki en önemli kavramlardandır. Âlimlerimiz, Hakk’ı dört açıdan ele almışlardır:

1. “Bir şeyi nasıl gerekiyorsa öyle yapan” anlamında Hakk. Allahın hakk oluşu bu anlamdadır.
2. “Hikmet, uygunluk gerektiren şey.” Bu anlamda, Allah’ın bütün fiilleri hakktır.
3. “İtikadın olması gerektiği şekilde olması” anlamında hakk. Bu bağlamda Cennet-Cehennem, ölüm ve tekrar dirilme haktır, deriz.
4. “Gerek sözün gerek eylemin, zaman, şartlar ve miktar bakımından nasıl gerekiyorsa öyle olması” anlamında hakk…

İnsanoğlu araştırıcı bir yaratılışa sahiptir; bunda da hırslıdır. Bütün yazılan ve söylenen şeylere eğilimi vardır. Bunların hepsinden “en mükemmeli” yakalamak ister… Başıboş insan için bu “doğru”dur. Fakat müslüman için bu “yanlış”tır. “Bir yerde doğru olan şey, başka yerde nasıl yanlış olur?” diyeceksiniz. Açıklamaya çalışalım, Allah, Hakk’ın ta kendisidir. Peygamberler de Hakk’ın en titiz açıklayıcı ve yapıcılarıdır. Peygamber vekilleri de -Hakkı temsil edebildikleri sürece- Hakk üzere sayılırlar… Müslümana düşen bu hakikatin zincirine bir halka olmaktır. Yani kaynağı Allah olan, Peygamberimiz aleyhissalatü vesselamda canlanan ve yolunda yürüyen âlimlerle sürdürülen Hakk’a yapışmak, onun küçük ama yılmaz bağlısı olmak. Buna iman bakımından mecbur ve mahkûmuz. Şöyle ki: “Ey inananlar! Allah ve Peygamber sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman uyun ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin. Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının. Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilin. (Enfal Suresi, 24. ayet)” Bu mübarek cümleler, kula Hakk’ın yalnız ve ancak Allah ve Resulünün muratları olduğuna inanmanın bir iman borcu olduğunu hatırlatıyor. Teslim olmayan müslüman olamaz. Fakat zamanımızda böyle mi?

Bizler, Hakk’a bağlı olduğumuzu, Hakk’ın bizimle beraber olduğunu, Hakk’a her daim tabi olduğumuzu sanıyoruz. Fakat gerçeklerin dili acı. Şimdi aynı ayet-i kerimenin ikinci kısmına yeniden bakalım. Ne çapta kalplerimiz Hakka hazırdır, anlamaya çalışalım… “Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin.” buyruluyor. Hz. Peygamberin şu duayı çok söylediği rivayet edilmektedir: “Ey kalpleri değiştiren Allah, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.” Demek ki Hakk’a bir an bağlı olmak yeterli değil. Hakk’a her zaman tabi olmak gerekiyor ve bu konuda Allah’tan yardım gelmesi için ona içten ve gönülden dua etmek gerekiyor; hakka gerçekten tabi olanlarla beraber olmak ve onların yolundan gitmek gerekiyor.

Hakk hususunda hep araştırıcı olmamız, yararımızadır. Statik bir tutum Hakk karşısında yeterli olamaz. Dinamik müslüman olmak, batıla düşme tehlikesinden kurtulmanın başka bir yoludur. Bunda, hâlimizi yetersiz görüyoruz. Allah’a sığınıyoruz. O’ndan yardım diliyoruz. Bunu da hep sürdürüyoruz. Donuk değiliz. Her şeyde Hakk’ı görmeğe başlıyoruz. O’na hayran oluyoruz. Böylece hakk’ın potasında eriyoruz.

Batıl kelimesinin manalarını da verelim de konumuz daha iyi anlaşılsın: Batıl demek hakikatin tam zıddı demektir; ayrıca hurafe; doğru olmayan, yalan; şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muamele anlamlarına da gelmektedir.

Batıla yani nefsine ve şeytana uyanlardan kaçınmak da hakk’a tabi olma cehdinin devamıdır ve çok önemlidir. Allah’ın “Zalimlere asla meyletmeyiniz. (Hûd suresi, 113. ayet)” ihtarını unutmamalıyız. Onlar hakk’ı iptal için çalışırlar. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkârcılar hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. (Kehf suresi, 56. ayet)” İşte bu görevde ve bu konumda olan bütün kişi ve kuruluşlarla bağlantı kurmamak ve bilakis, onların karşısında olanlarla bütünleşmek elzemdir. Yoksa tuttuğumuzu sandığımız Hakk bizi temelli bırakır. Günümüzde batılı temsil edenler çok yönlü ve yanlı oldukları halde bizler hakk’ı temsil ederek onları saramıyoruz. Silkinmeliyiz. Bize “Silkininiz Ümmet-i Muhammed!” diyen Hakkın gerçek temsilcilerine kulak vermeliyiz. Sadece dinlemekle kalmamalıyız. Gereğini de yapmalıyız.

Kur’an-ı Kerim’de “Hakk” kelimesi (türevleri dışında) 264 yerde geçiyor. Bu, bize çok şey anlatıyor. Çünkü tek bir kelime bile gereksiz değildir, Allah’ın kitabı olan Kur’an’da. Bir kelime bu kadar çok tekrar ediliyorsa hikmetini anlamaya çalışmak lazımdır. Bunların içinden birkaçını Hakk’ın ehli olmamıza vesile olması temennisiyle aşağıda verelim, bunlar üzerinde iyice düşünelim, içselleştirelim, inşaallah:

* “Allah, Peygamberini, hidayet ve hak din üzere gönderendir; hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahid olarak Allah yeter. (Feth suresi, 28. ayet)”

* “O gün bütün insanları önderleriyle çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okurlar. Onlara kıl kadar haksızlık edilmez. Kim bu dünyada körlük ettiyse, âhirette de kördür ve daha şaşkındır. (İsrâ suresi, 71–72. ayetler)”

* “Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. (Bakara suresi, 42. ayet)”

* “Sonra biz, bu kitabı kullarımdan seçtiğimiz kimselere (ümmet-i Muhammed’e) miras olarak bıraktık. Onlardan kendine zulmedenler vardır, ortada olanlar vardır. Allah’ın izniyle (yardımıyla) hayırlı işlerde öne geçenler vardır; işte büyük lütuf budur. Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri de ipektir. Derler ki; “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, bizi lütfuyla, temelli kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada ne bir yorgunluk ve ne de usanç gelecektir. (Fatır suresi, 32–35. ayetler)”

“Hakk’ı hakk bilip ona uymayı, batılı da batıl bilip ondan kaçınmayı”, bunu bilinçle yapmayı ve hayatımız boyunca uygulamayı, hepimize nasib etmesini, böylelikle Adn cennetine girenlerden olmayı Cenab-ı Hakk’tan dileriz…

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Şubat 2009, 4. sayı) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , ,

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.