Kategori: Büyüklerimiz, Üstadlarımız |
184 Okunma |
Yazan: hhepsev | 22 Nisan 2010 16:42:39
KOMPLO TATBİKATI*
Abdulkadir Es Sufi **
Komplo teorisi, halk arasında, özel bir psikoz belirtisi olarak görülmektedir. Bütün olayları gizli bir dünya hâkimiyeti şeması içinde erişilemez kuruluşlar aracılığıyla birbirine bağlayan gizli bir güç sisteminin olduğu önermesine paralel olarak ulus devletlerin görünür yapılarının, uluslar arası organizasyonların ve devlet bürokrasilerinin dünyayı yönetmedikleri önermesi, bir şahsı şüphesiz paranoyak bir fantezinin kurbanı kılar. Bu olağandışı çılgınlığın çekici yönü ise akla yatkın olmasa da modern toplumun bazı hayati noktalarına temas etmesidir. Neredeyse bütün Amerikan ve Avrupa bankalarının Yahudi ailelerinin ellerinde olduğu bilgisinden onların dünya hâkimiyeti peşinde koştuğunu çıkarmak tehlikeli bir adımdır. İlk kurgu doğru, ikincisi fantezidir. Siyonist fanteziyi sakatlayan (ve buz gibi bir gerçek olan) Çinliler hiç bahse konu edilmez.
Çıkış noktamıza -komplo teorisinin rasyonel bir zihne itici gelmesi- geri dönerek modern toplumun en rahatsız ve tedirgin edici*** yönü olan modern devletin doğasına, hâlihazırdaki durumuna, programlanma şekline ve devletlerarası dinamiklere bir göz atalım. Modern hayatın en önemli kuralı toplumsal sistem ne kadar inşa edilmiş, yapılandırılmış ve karmaşıklaştırılmış ise hür hareket eden bireyin onu o derece kontrol edip manipüle edebilir olmasıdır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir Alman tarihçi Nazi Almanya’sının (III. Reich) gücünün ve zayıflığının, devletin karmaşık ve detaylı yapıları ile diktatör Adolf Hitler’in rol ve şahsiyeti arasında bir ayrıklık olduğunu fark ettikten sonra totalitarizmi anlamanın kritik bir eşiği aşılmıştır. Hitler’in adeta Nazi rejimiyle bir bağlantısı yoktu. Muhakkak ki rahatsız edici olan O’nun esas prensip olduğunun ifade edilmesinden ziyade bunun zımnen kabulü idi. O’nun total kontrolünün baskın öğesi kendine özgü “ötekiliği” idi. Bu güç modeli, Stalin’in soykırım çağında da uygulandığında geçerliliği teyit edildi.
Bununla birlikte, totaliter devletin demokratik devletin karşıtı olarak algılanması siyasi modelliklerin modern tasavvurundaki en büyük yanılgıdır. Bu sistemi anlama konusunda kesin bir başarısızlıktır. Tanım itibarıyla her modern devlet totaliterdir.
Gelişmemiş bir üçüncü dünya devleti; karmaşık, kuşatıcı ve birbiriyle bağlantılı yargı, polis, emniyet, vergi ve yönetim bürokrasisi tarafından desteklenmeyen ilkel bir bilgilendirme sistemine sahip bir devlettir. Bu devlet, bu ilk aşama başarıldığında, diğer ülke liderleriyle müzakere edebilecek birine ihtiyaç duyar ve devlet yöneticilerinin kararları haricinde herhangi karar verme süreci vuku bulmaz; meclisler müzakere için değil onay için vardır.
Monarşik yönetim ve aristokratik kısıtlamalar tarafından bireyin korunması ve cinnetin engellenmesi için inşa edilen organların kalıntılarının tamamı, bin yılın başlangıcında New York’taki iki gökdelenin yıkılmasını müteakip demokrasilerdeki zorlama ve ivedi yasalar tarafından bir kenara atıldı. Yok, edilen monarşik Avrupa geçmişinden tevarüs edilen bakiye adalet geleneğinin ikiz kulelerin tahrip edilmesinden sonra ortadan kaldırıldığı anlayışına varmak için Komplo klanının paranoyak görüşlerine boyun eğmek yersiz. Bu olay aynı zamanda “Politik değişim öngörülmeyen olaylardan faydalanır.” şeklindeki Thukyidides(1) doktrinini teyit etmekte. Sonuç olarak dünya genelinde devlet liderlerinin her birini kendi nüfuz bölgesinde diktatör olarak kutsama benzeşmesi bulunmaktadır.
Bir defa bu kavrandı mı hemen ardından Führer Prensibi’ni(2) takip eden modern liderin, devletin lideri olarak Bilderberg burjuvazisi ve dünya hâkimiyeti fantezisi gibi büyük bir uluslar arası komplo ve meydan okumayla karşı karşıya olduğu paranoyasına maruz kalmasının mümkün olduğu anlaşılmalıdır. Onun şahsi psikozu kesintisiz bir şekilde hayali bir düşmana karşı harekete geçecektir (çünkü modern devletlerde engelleme mekanizması bulunmamaktadır). Ve onun yanıtı, nihayetinde savaş, soykırım, işkence, toplama kampı ve hunharca yok etmeyi (liquidation) (3) yasallaştıran anlaşılamaz derecede karmaşık kanunlar ve protokollerle müttefik, baskıcı ve müstebit bir teknolojinin gücünü harekete geçirmek olacaktır.
Amerikan ve İngiliz liderlerinin tetiklenmiş paranoyası, bu paranoyanın doğası gereği onların medeni ve akil öğütler almalarını engellemekte. Onlar güvenliklerini kamusal ve normal olduğu için medeni yollarla değil fakat polis güçleri ile sağlamaya yönlendirilmişler.
Hâlihazırda eski demokratik devletin Stalinizasyonuna şahit oluyoruz.
Bir NKVD (eski KGB) yönergesine göre, tutuklanmış birisiyle ilişkili olmak bir şahsın sırası geldiğinde tutuklanması için yeterli delil teşkil etmekteydi. Mesela önde gelen siyasi lider Andrei Khromov’un tutuklanmasına Malenkov tarafından Stalin’e gönderilen “Bu şahıs kesinlikle Iakovlev’in (10 gün önce tutuklanan tarım komiserinin) yakınıdır çünkü yakın zamanda Iakovlev ona görev vermişti” notu etkili olmuştur. 24 saat sonra Khromov tutuklanmıştır.
Diğer bir Stalinist doktrin, istenmeyen unsurların belirlenmesi ve yok edilmesi için fişleme idi. Zorunlu kimlik kartları basımı, şehirli nüfusu polis kontrolüne almak için önemli bir eşik olarak kabul edilmiştir.
Diğer bir doktrin hapishaneler çok kalabalıklaşınca tevkif merkezlerini boşaltmak için insanları gemi-hapishanelerle taşıma ve gizli yerlere nakil idi. İntiharlar da işe yarıyordu.
Rus gizli polisine göre terörist organizasyonların büyük bir komplosu devleti tehdit etmekte idi. Rapor “bu yurtdışı destekli terörist unsurlar, işsiz ve umutsuz olan gençleri terörist eylemlere, sınaî sabotaja, biyolojik ve kimyasal silahların kullanılmasına iştirak etmek üzere bünyelerine dâhil ediyorlar” diyor.
1935’de polisin, aralarında bulunduğu iddia edilen istenmeyen unsurları yok etmesi için 8.300 aile ve 41.000 insan zorla Kiev’den tehcir edildi.
2009’da Zerdari’nin Swat Vadisi’nden değil 1935’teki Stalin’in Kiev’inden bahsediyoruz.
1930’lu yılların başındaki mecburi kıtlık, 1937’nin Büyük Terör soykırımı için bir ön senaryo idi. İnsan mahsulü olan bu kıtlık milyonların ölümüyle sonuçlanan istenmeyenlerin temizlenmesine giden yolu açmıştır.
New York’taki iki binanın yıkılması, Pakistan’ın programlanmış tahribiyle birlikte tarihte egemen devlet doktrininin sonunu getiren iki işgalin yanı sıra Amerika ve Avrupa’da kitlelerin Stalinizasyonuna sebep oldu.
Faşist İspanyol Generali Mola’nın ordusu, 4 yürüyüş kolu ile Madrid’e yürürken cumhuriyetçilerden oluşan 5. kolun şehirde saklı olduğu söylemi ile anahtar bir siyasal kavram ortaya koydu. Stalin, 3 Mart 1937’de merkez komiteye hitabında, Rusya’nın yıkıcılardan oluşan bir beşinci kol tarafından istila edildiği fikrini ileri sürdü. Stalin, Rusya’nın programlanmış arındırılmasına yönelik yaklaşan kitle katliamı için gerekçesini ortaya koyuyordu. Bu konuşmasında ayrıca dinin (papazların, katedrallerin, imamların ve camilerin) aktif bir tehdit olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini beyan etti. Bu, şehirli nüfusu kontrol etmek (köleleştirmek) için insanlara karşı olan yıkıcı bir siyasal kişiliğin (heyula) olması gerektiği anlamına geliyordu. Böylece baskıcı sayılabilecek tüm eylem ve kanunlar, insanların terörizmden korunması için gerekli addedilmeliydi. Kimlik kartı sistemi NKVD’nin her vatandaşı “izlenenden elenene” bir yelpaze üzerinde sınıflandırmasına imkân verdi.
1. Poducetniki; bireyler pasif potansiyel tehlike diye kaydedilirler.
2. Anketa; şüpheli direkt olarak tehlikeli kabul edilir.
3. Delo-formuliar; kişiye dosya tahsis edilir.
4. Kompromat; kişinin hareketleri(bir gruba dâhil olmak) illegal addedilir.
5. Agenturnoie- Delo; kişiye muhtemel bir tutuklama için dosya düzenlenir.
15 Temmuz 1937’de Sibirya NKVD’sinin başı Mironov, Moskova’dan dönerken şöyle bir beyanda bulundu: “Gerekli olduğunu düşündüğünüz müddetçe şüphelileri hapiste tutabilirsiniz. Tutuklamanın limiti yok. Ayrıntılara inme noktasında kendinizi mecbur hissetmeyin. Çok geçmeden yeni ilişkiler ve sızacağımız yeni gruplar ortaya çıkaracağız. Gizli örgütlerin yeni şebekelerini ortaya çıkarmalısınız. Sizin işiniz meseleyi sonlandırmak ve tasnif etmek değil, aksine bizi nihai karşılaşmaya yönlendirmek için siz meseleyi ortaya çıkarmalısınız, olayı oluşuna bırakın.”
Bu maksatla NKVD, ROVS (Umumi Rus Birliği) adlı bir organizasyon kurdu. Bu birliğin biri sosyalist diğeri monarşist olan iki anti-komünist organizasyonun birliğini temsil ettiği iddia edildi.
1 Ocak 1938’de Yoldaş Iejov ve Yoldaş Stalin NKVD’ nin istatistiksel saymanlık bölümünden aşağıdaki raporu aldılar [Çok gizli-Operasyon 00447’nin gidişatı hakkında (soykırıma izin veren)].
1 Ocak 1938’de bu operasyonun icrası kapsamında 555.641 kişi tutuklandı. Ayrıca kotalar haricinde 22.108 kişi, NKVD Novossibirsk ve Altay bölgeleri tarafından karşı devrimci ROVS’ a üye olmaktan tutuklandı.
ROVS’ a bağlılıktan mahkûm edilenler arasında birinci kategoride(idam)18,530 kişi, ikinci kategoride (çalışma kampı-Gulag) 3,578 kişi bulunmakta idi.
Yüz binler idam edildi ve gerçekte var olmayan bir organizasyonla ilgili olmaktan dolayı Gulaglar (çalışma kampı) on binler ile doldu. (4)
Aslında El-Kaide diye bir şey mevcut değil. Komünizme muhalif türlü gruplar olduğu gibi kapitalizme de muhalif türlü gruplar var. Bin Ladin’e gelince –iddia etmiyoruz- ama aşağıdaki hususlara dikkat edin:
1. Bin Ladin, kariyerine CIA ajanı olarak başladı.
2. Dr Turabi onu Clinton’a önerdi (Clinton bu öneriyi reddetti).
3. Fransız istihbaratı ve tıbbi sağduyu, onun ölü olduğunu teyit ediyor.
4. Ölü ama hala mesajlar yayınlıyor ama hiç kimse onu görmedi. Canlı, o vakit işe yaramaz hale getirildi.
***
Büyük Britanya İç işleri bakanlığı verilerine göre 11 Eylül 2001’den 31 Mart 2008’e kadar:
Terörizm kanunu gereğince tutuklamaların sayısı: 1471
Terörist saldırılar dolayısı ile suçlu bulunanların sayısı:102
İşlem yapılmadan salıverilenlerin sayısı:819
2007 den 2008 e kadar:
Suçlanan 12 kişiden 10’u, 4 yıldan az cezaya çarptırıldı ve 2’si beraat etti.
Suçlanan 7 kişiden 1’i, 10 yıldan az cezaya çarptırıldı ve 6’sı beraat etti
Suçlanan 3 kişiden 2’si, 20 yıldan az cezaya çarptırıldı 1’i beraat etti.
Hiç kimse 20 yılı aşan bir suçla suçlanmadı. Başlıca suçlar terörist amaçlı yazı yazmak, yasaklanmış örgütlere üyelik ve para toplamaktı. Bunların tümü terörizm kanunu 2000(ANI) kapsamındaki suçlardı.
Sıvı kimyasal patlayıcı kullanarak, uçakların tahrip edileceği suikastla ilgili 3 kişinin suçlu olduğuna hüküm verilerek sonuçlanan yakın zamandaki dava ciddi şüpheler uyandırıyor. Suçlu bulunan 3 kişi bu bombaları tasarlayabilecek bilgiye sahip olmamaları dolayısıyla hiç de ikna edici değil. Söz konusu şahısların düşük bir eğitim ve zekâya sahip oldukları anlaşılıyor. Ajan provokatör (kışkırtıcı ajan) olan kayıp bir suikastçının da Pakistan’da olma ihtimali yüksek görülüyor. Böyle bir araç kullanılarak havaya uçurulan temsili bir uçağın sürekli televizyonda gösterilmesi, bunun yüksek ihtimalle düzmece bir dava olduğunu ortaya koyuyor. Burada beraat etmiş yeni bir İngiliz Müslüman gerçek hedef olabilir ve operasyonun tamamı genç Britanyalıları İslam’a girmekten alıkoymak için yapılan şişirme bir teşebbüse benziyor. Eğer durum hakikaten böyle ise, onun suçsuzluğu mahkemece kanıtlanmıştır.
Anti-terörizm, hâlihazırda büyüyen bir endüstri. Çok yatırım yapılan ve beceriksiz Güvenlik Servisi; çok çalışan, az maaşlı ve az yatırım yapılan Polis Gücünün fonlarını sömürüyor. Tüm bunlar nihai çöküşün kenarına gelmiş bir ülkeye işaret ediyor. Ne gariptir ki, bu köhne ülkeyi yeniden canlandırabilecek sadece Müslüman nüfus. Ne yazık ki bu yarı milliyetçi faşizmi, dikkatleri yönetimdeki kabiliyetsizliğinden başka yöne çekmek için rezil bir hükümet teşvik ediyor.
“Aşırı sağ faşist değildir” diyen yerel İşçi Partisi milletvekili bir cümlede öyle üç kritik hata yapıyor ki…
Geriye sadece yalancılar kaldığında kime inanacağız?
_________________________________
* “Conspiracy Practice” yazısı http://www.shaykhabdalqadir.com sitesinde 13.09.2009 tarihinde yayımlanmıştır. "Practice" tatbikat, uygulama; pratik,; egzersiz, idman vb. anlamlarına gelir. Konumuza en çok yakışan mana "tatbikat" olduğu için bu kelimeyi tercih ettik.
** Şeyh Abdülkadir es-Sufi’nin hayatı, hareketi ve eserleri sayfa ..dadır.
*** “disturb” karıştırmak, altüst etmek; taciz etmek; tedirgin etmek, endişelendirmek; müteessir etmek, üzmek, telaşa düşürmek anlamlarına gelir.
(1) M.Ö. 460 – 400 arasında yaşayan ünlü Yunanlı tarihçi.
(2) "Führer ilkesi" veya "lider ilkesi", Hitler'in şahsen hukukun dışında ve üzerinde olduğunu; bağımsız kanun koyma yetkisi olduğunu; hatta başka herhangi bir merciin her türlü karar, kural, kanun veya yönetmeliğini (mahkeme kararları dâhil) şahsen değiştirebileceğini içeren ilke.
(3) Fırınlarda yakma, gaz odası vb.
(4) "Gulag” Rusça “Glavnoye Upravleniye ispravitelno-trudovyh Lagerey”in kısaltması olup “Islah Edici Çalışma Kampları İdaresi Başkanlığı” anlamına gelir ve Rus toplama kamplarının resmi ismidir. Nobel ödüllü yazar Aleksander Soljenitsin’in bu çalışma kamplarını anlatan “Gulag Takımadaları” isimli yayınlandığında büyük yankı uyandırmış bir kitabı bulunmaktadır.
***
ABDÜLKADİR ES-SUFİ (IAN DALLAS) HAKKINDA *
1930 yılında İskoçya’da doğan Abdülkadir Es-Sufi (Ian Dallas) Şazeliyye tarikatı (Darkaviyye kolu) şeyhi ve Dünya Murabıtun Hareketi kurucusudur; İslam, tasavvuf ve siyaset teorisi üzerine birçok kitabın yazarıdır. 1967’de İslam’ı kabul etmeden önce oyun yazarı ve aktördü.
İhtidasından beri İslam’ı tebliğ etmektedir ve dünyanın birçok ülkesinde öğrencileri vardır. Yazma faaliyetlerine devam eden Es-Sufi’nin güncel olaylar hakkında ve dünyanın farklı yerlerindeki Müslümanları etkileyen konular hakkındaki yorumları web sitesinde yayınlanmaktadır (www.shaykhabdalqadir.com ). Kendileri, hâlihazırda zikir ve İslami ilimler üzerine eğitim verdiği Güney Afrika’da Cape Town’da ikamet etmektedir.
Gençlik Yılları
Ian Dallas 1930 yılında kökeni 1279 yılına uzanan Highland’li bir ailenin ferdi olarak doğdu. Ayr Akademisi, Kraliyet Dramatik Sanatlar Akademisi (K.D.S.A.) ve Londra Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı ve bu esnada Elizabeth dönemi sosyal tarihi üzerine eğitim aldı. K.D.S.A’dan mezun olduktan sonra ilk oyunu A Masque of Summer (Bir Yaz Maskesi) Glasgow Citizens Tiyatrosu’nda sahnelendi. İkinci oyunu, Pitlochry Festival Tiyatrosu’nda ve daha sonra K.D.S.A’nın Vanburgh Tiyatrosu’nda Albert Finney’nin başrol oyunculuğuyla sahnelendi. Bu başarılar Peter Cushing ve Mary Morris’le BBC uyarlamalarının yolunu açtı; BBC ile anlaşma yaptıktan sonra bir dizi oyun ve drama eserleri yazdı. Sahneye uyarladığı Conrad’ın “Gizli Ajan” adlı eserinin başrolünü Alan Bates, O’Neill’in “Garip Oyun”unun başrolünü ise Diane Cilento oynamıştır. “Jane Eyre” ve “Gurur Dünyası (Vanity Fair)” uyarlamaları ile Constance Cox’la beraber ilk defa BBC TV klasiklerini başlatmıştır. TV’de yayınlanan kendi yazdığı oyunlar arasında, Jill Bennet’in başrolünü oynadığı “Davut’un Heykeli” ve Isa Miranda’nın başrolünü oynadığı “Yıldızdan Gelen Işık” bulunmaktadır. Daha sonra çok defa Yunanistan, Fransa ve İtalya’yı gezdi. 1963’te Federico Fellini’nin 8 1/2 filminde oynadı.
İhtidası ve Sonrası
Es-Sufi, 1967 yılında Fas’ın Fes şehrinde Karaviyyun Cami İmam Hatibi Şeyh Abdülkerim Davudi’nin şahitliğinde ihtida etti ve Abdülkadir ismini aldı. Daha sonra kendisine Es-Sufi unvanını veren Şeyh Muhammed İbn el-Habib’in müridi olarak Şazelî-Darkavî tarikatına intisap etti. Şeyhiyle Fas ve Cezayir’de yolculuklar yaptı ve Blidalı Seyyid Hamud ibn el-Beşir ve Fesli Seyyid Fudul el-Huvari Es-Sufi’den tasavvufi dersler aldı.
1970 yılında tarikat içinde mukaddem (vekil, halife) konumunda olan es-Sufi, İngiltere’de dört Batılı kişiyi İslam’a ve tarikatına kazanır. 1970’te ABD'ye gider ve ardından bütün Avrııpa, Güney Afrika, Nijerya, Malezya, Endonezya ve pek çok Arap ülkesini dolaşır. 1971'de tebliğini kabul ederek tarikata alınan insan sayısı on altıya ulaşmıştır. O yıl 4 müridi ile beraber şeyhiyle de buluşmak için Hacc'a gider. Ancak Şeyhi Hacc yolunda iken Cezayir'de vefat edince bu görüşme gerçekleşemez. 1974'de ABD’nin Kaliforniya eyaletinde verdiği ve Batılıları İslam'a davet için organize edilen seminer notlarından oluşan Muhammedi Yol adını taşıyan kitabı yayınlanır.
1976 yazında Londra'daki ünlü Hyde Park’ta insanları açıktan İslam'a davet etmeğe başlar. Aynı yıl bağlıları ile beraber Londra'nın kuzeydoğusunda Norfolk'ta, 10 yıl kadar yaşayacağı ''Müslüman Köyü”nü kurmağa başlar; bu cemaat, 200 aileye kadar ulaşır. Ortaya çıkan bazı güçlükler üzerine, cemaat, bizzat Abdulkadir es-Sufi tarafından yavaş yavaş dağıtılır ve 1987’de İspanya’nın Granada şehrine, kendi tarikatı etrafında teşekkül eden cemaatin yanına hicret eder.
Tarikatı ve Şeyhliği
Şazelî-Darkavî icazetini 2 şeyhten almıştır; ilk şeyhi ve onu halifesi yapan Şeyh Muhammed İbn el-Habib ve Şeyh Muhammed El-Fayturi Hamudah. Fas’tan Avrupa’ya döndükten sonra Şeyh Ahmed ibn Mustafa el-Alevi’nin halifesi Şeyh El-Fayturi tarafından Libya Bingazi’ye gönderildi. Orada halvete girdi ve daha sonra şeyhliği ilan edildi.
İlk zamanlarda aralarında İmam Malik’in (Malik İbn Enes) İslami Muvatta’sı, Kadı İyaz’ın Eş-Şifa’sının yanı sıra iki şeyhinin ve Darkavî Şeyhi Ahmed ibn Ajiba’nın eserlerinin de bulunduğu bir grup önemli İslami eserin ilk defa İngilizceye tercüme edilmesine nezaret etti.
Öğretisi
Abdülkadir Es-Sufi, ufuk açıcı kitabı Root Islamic Education’da (Temel İslami Eğitim) derinlemesine açıkladığı gibi İmam Malik’in kaydettiği şekliyle Medine Halkının Amelleri olan İslam’ın başlangıcındaki fıkhi ekole bağlılığı savunur. Bunu İslami toplumun formülasyonunun esaslarından biri ve İslam’ın günümüzde yeniden tesisi için bir zorunluluk olarak görür. Bunun yanı sıra Eş’ari’nin akidesini ve İmam Cüneyd-i Bağdadi’nin tasavvufunu benimser.
Öğrencilerini, Şeyh Muhammed İbn El-Habib’in virdini ve Şeyh Muhammed İbn El-Habib ve Şeyh Muhammed El-Fayturi’ nin divanlarından terbiyevi kasideler okumaya teşvik eder.
Dünya Murabitun Hareketi (Murabitun World Movement)
1980’lerin başında Abdülkadir, amacı İslam’ı bütünüyle tekrar tesis etme olan Dünya Murabitun Hareketi’ni kurdu. Abdülkadir’ in temel vurgusu, baskın gayri İslami finansal ve politik uygulamalar sonucunda adeta tanınamaz hala gelerek yok olmuş Zekât üzerinedir. Ona göre, zekâtın restorasyonunun (yenilenmesinin) orijinal şer’i para birimi olan altın İslam dinarı ve gümüş dirhemin restorasyonunu lüzumlu kılar. Zekâtın diğer önemli bir şartı ise bir yönetimin veya emirliğin varlığıdır, çünkü Kuran’ın emirleri, kabul edilmiş kurallar ve teamüller Zekâtın sadaka gibi gönüllü olarak verilmesi şeklinde değil fakat bir lider tarafından toplanmasıdır.
Altın İslam dinarı ve gümüş dirhem hakkındaki görüşü öğrenicisi Ömer İbrahim Vadillo tarafından, fıkhi kaynaklar kullanılarak derinlemesine incelenmiş ve modern zamanlarda uygulanması için formüle edilmiştir.
Şeyh Abdülkadir, 2004 yılında Cape Town’da Dallas College adında müslüman liderleri yetiştirmek üzere bir eğitim merkezi açmıştır.
Sains Malaysia Üniversitesi, 2001’de kendisine fahri Edebiyat doktorası vermiştir.
Eserleri:
1. The Book of Strangers, 1972 (Gariplerin Kitabı adıyla Türkçeye çevrilmiştir.)
2. The Way of Muhammad, 1975 ( Muhammedi Yol adıyla Türkçeye çevrilmiştir.)
3. Indications From Signs, 1980 (Ayetlerden İşaretler adıyla Türkçeye çevrilmiştir.)
4. The Hundred Steps, a classic work on key steps in the path of Sufism (Sufi Yolunun Önemli Adımları Üzerine Geleneksel Bir Gayret için 100 Basamak; Türkçeye çevrildi.)
5. Qur'anic Tawhid (Kur’ani Tevhid).
6. Letter to An African Muslim, 1981 (Afrikalı Müslüman’a Mektup).
7. Kufr - An Islamic Critique, 1982 (Küfr- İslami Bir Eleştiri).
8. Root Islamic Education, 1993 (Temel İslami Eğitim).
9. The Sign of the Sword, 1984 (Kılıcın İşareti).
10. The Return of the Khalifate, a historical work on the Ottomans, their demise and its causes and an exposition of a route to the recovery of the khalifate, 1996 (Halifenin Dönüşü, Osmanlı Üzerine Tarihi Bir Çalışma, Çöküş ve Nedenleri, Hilafetin Dönüşünün Yolu).
11. The Technique of the Coup de Banque, 2000 (Bankaya Karşı Darbe Tekniği).
12. Sultaniyya, 2002 (İslami Liderlik üzerine).
13. The Time of the Bedouin, 2007 (Bedeviler Çağı).
14. The Book of Tawhid, 2006 (Tevhid Kitabı).
15. The Book of Hubb, 2007 (Sevgi Kitabı).
16. The Book of 'Amal, 2008 (Ameller Kitabı).
* http://en.wikipedia.org/wiki/Abdalqadir_as-Sufi linkinden (bazı eklemeler yapılarak) çevrilmiştir.
Abdülkadir Es-Sufi; çağdaş, önemli ve etkili bir İslam aydınıdır. 1980’li yıllarda ülkemizde daha çok gündemdeydi. Kitapları tercüme ediliyor, fikirleri tartışılıyordu. Daha sonra, ülkemiz aydınları arasındaki –günümüzün yaygın deyimiyle- popülaritesi azaldı; bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Çünkü kendisi hâlâ düşünce üretimine ve aydınlatmaya kuvvetle devam ediyor. Üzüntümüzün diğer bir sebebi de kültür hayatımızın fikr-i takip içinde olmaması. Abdülkadir Es-Sufi’nin bütün eserlerinin ama özellikle Halifelik, Banka ve İslami liderlikle ilgili eserlerinin dilimize çevrilmesinin zaruri olduğunu düşünüyoruz.
70’li ve 80’li yıllardaki İslami canlanma ve aydınlanmadan bugün maalesef eser yok. Bir gaflet anaforunda dönüp dolaşıyoruz, kendimizi ve genç kardeşlerimizi kaybediyoruz. Örnek şahsiyetlerin özellikle yaşayanların, uyanış ve canlanışta önemli etkileri olmaktadır. Onun için Abdülkadir Es-Sufi gibi zatlara ihtiyacımız vardır. Kitaplarının tercümesi yanı sıra kendisiyle ya da müritleriyle röportajlar yapılsa ne kadar iyi olur. Yaşı oldukça ilerdi ama konferans vermesi için ülkemize çağrılamaz mı? 1996’da CRR’de bir konferans vermişti; o konuşma hem medya hem değişik kesimler hem de gençler tarafından büyük ilgi görmüştü.
Biz bir hatırlatma ve yeniden tanıtma çalışması yapmış olduk, bir yazısını tercüme ederek ve biyografisini yayınlayarak. Tabii ki yeterli değil ama bu önemli zatın ülkemizde de bağlıları bulunmakta; en büyük görev onlara düşmez mi?
………………………………
(A. Ragıp AKAY tarafından tercüme edilen bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nin 15 Şubat 2010 tarihli 4. sayısında yayınlanmıştır.)