GÜLİSTAN ve GÜLİSTANdan GÜLSUYU

Oleh: Haydar Murad Hepsev
24 Mart 2012

 

GÜLİSTAN ve GÜLİSTANdan GÜLSUYU

 

Batı; ruh, fikir ve sanat yönünden yani temelinden bitme ve çökmenin eşiğindedir. Maddi gücü ve kaba kuvvetinin ise ne kadar süreceği belirsizdir. Bu hususun, eğer kullanabilirsek bize büyük bir fırsat verdiği aşikârdır. Bu fırsat, her sahada yeniden büyük bir medeniyet atılımı, güçlü fikir, kültür ve sanat hamleleriyle yakalanabilecektir. Bu kutlu girişimin de esası; ruhta, bilim ve sanatta kök ve aslımıza yeniden dönmek, medeniyetimizin büyük yapı taşlarına yeniden sahip çıkmak ve hepsinden önemlisi yeniden eserler üretmektir. Bir define saklı evimizin tam kenarında, bahçemizin tam ortasında, haberimiz yok… Çok güçlü ve tesirli silahlar var, elimizin altında, haberimiz yok. Hiç tükenmeyecek kaynak ve pınarlarımız var bizim. Güçlü ve engin âlimlerimiz, mütefekkir ve sanatkârlarımız, aylarımız ve güneşlerimiz var bizim… Kısırlığı aşarsak bunlarla aşacağız. Verimli ve etkili bir fikir atılımı yapacaksak bunlarla yapacağız. Köklü ve güçlü bir sanat akımı oluşturacaksak bunlara dayanarak gerçekleştireceğiz.
* * *

İşte klasiklerimizden birisi, en önemli şaheserlerimizden olan Şirazlı büyük şeyh ve âlim Sa’di’nin GÜLİSTAN kitabı, Risale Yayınları’ndan (İstanbul, 1996) neşredildi. Niğdeli Merhum Hakkı EROĞLU’nun, diğer Gülistan tercümelerinden farklı olarak edebi bir üslupla çevirip 1944’te Gül Suyu adıyla neşrettiği ve fakat bununla da yetinmeyip son devir Osmanlı aydınlarının titizliğiyle yeniden ele alarak geliştirdiği eser, Doç. Dr. Azmi BİLGİN ve Doç. Dr. Mustafa ÇİÇEKLER tarafından hazırlanarak kültür ve sanat dünyamıza hediye edildi. Osmanlı devrindeki müteaddit tercümeleri bir yana, Cumhuriyet devrinde ise Kilisli Rifat BİLGE (İstanbul 1944), Hikmet İLAYDIN (Ankara 1946) ve Yakup Kenan NECEFZADE (İstanbul 1965) taraflarından da Türkçeye çeviren Gülistan’ın elimizdeki bu tercümesi, gerçekten takdire değer niteliktedir. Mütercim, eserin nesir olan kısmını nesir, manzum olan yerlerini de manzum tercüme ederek, kitabın aslındaki edebi incelikleri de dilimize yansıtmıştır. Çevirideki titizlik ve hassasiyet, dil ve üslup açısından gösterilen büyük maharet hemen göze çarpıyor. Bu tercümeyi yeniden yayıma hazırlayan akademisyenlerin başarısı da ayrıca övgüye değer. Şeyh Sa’di’nin hayatı ve eserlerinin de genişçe bir önsöz olarak kitaba konması, Gülistan’ın diğer tercümelerinden de bahsedilmesi ve merhum Hakkı EROĞLU’nun hayatı ve eserlerine ait bir bölümün eklenmesi de, kitabın daha iyi anlaşılması bakımından faydalı olmuştur. Bu tip kitapların genç nesle aktarımında, bu tür yardımcı ve aydınlatıcı bilgilere ihtiyaç vardır.

Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî (kuddise sirruh), İslam’ın yedinci yüzyılının fikir, sanat ve ruh zirvelerindendir. Fakat yedi ve sekizinci asırlar İslam’ın en çileli zamanlarındandır. Haçlı seferleri ve Moğol istilası bu zamanlara rastlar, gerçekten de İslam’ın ve Müslümanların en azaplı, sıkıntılı ve kahırlı asırlardır. Lakin garip ve mahzun olmalarına rağmen, Müslümanlar, en büyük şahsiyetlerinden birçoğunu bu asırlarda yetiştirmişlerdir. Hepsi büyük birer zirve olan Feridüddin Atar, Necmeddin Kübra, Muhyiddin Arabî, Mevlâna Celaleddin Rumi, Sadreddin Konevi, Fahrüddin-i Iraki, Yunus Emre, Hacı Bektaş ve daha niceleri hep bu devrede ortaya çıkmış, eser vermiş, insan yetiştirmiş ve Müslümanların yeniden canlanıp uyanmalarına büyük hizmetler etmişlerdir.

Şeyh Sa’di-i Şirazi de bunlardan birisidir ve en önemlilerindendir. H. 606?–690 (m.1209–1291) yılları arasında yaşamış olan bu zat; Bağdad’da tahsil görmüş, Asya’nın içlerinden Afrika’ya kadar birçok ülkeye seyahat etmiş, bir ara haçlıların elinde esir kalmış, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi’ye (k.s.) intisap edip icazet almış, memleketi olan Şiraz’a döndükten sonra da eser telifi ve insan yetiştirmekle meşgul olmuştur. On beş kadar kitabının içinde bilhassa Gülistan ve Bostan adlı şaheserleriyle bütün dünyaca tanınmış bir şahsiyettir. Onun hayat hikâyesi son derece renkli, derin, maceralı ve ilgi çekicidir. Himmet sahibi yazarın çıkıp onun hayatını romanlaştırmasını ne kadar isterdim. O romandan iyi bir senaryo yazılmasını ve o senaryodan da muhteşem bir film yapılmasını ne kadar arzulardım… İşte kendimizi yeniden doğurmak demek budur. Büyüklerimizden istifade etmek böyle olabilecektir.
* * *

Gülistan, İslam âlimleri, şairleri ve sanatkârlarınca büyük ilgi ve takdir görmüş, herkesçe okunmuş, medreselerimizde ders kitabı olarak okutulmuş ve yeni vadi açmıştır. (Mesela Molla Cami’nin Baharistan adlı kitabı Gülistan yolunda yazılmıştır.) Gülistan, divan şairlerimizce el üstünde tutulmuş ve onlara büyük ilhamlar vermiştir. Divan şiirimizde, Gülistan ayrıca bir mazmun (anlam ve kalıp) olarak da kullanılmıştır. Mesela, Keçecizade İzzet Molla’nın şu beyti ne kadar güzeldir:

andelîbi verd-i sad-berg ile tekfîn ettiler
bir gülistan beytini üstünde telkîn ettiler” Bugünkü dille ve şiirle;

bin yapraklı gülle gömdüler bülbülü
okudular ruhuna bir gülistan dörtlüğü

Gülistan kitabı sekiz bölümden oluşur ve bunlar “Padişahlar, Dervişler, Kanaatin Fazileti, Sükûtun Faydaları, Aşk ve Gençlik, Zayıflık ve İhtiyarlık, Terbiyenin Tesiri, Sohbetin Edepleri” bablarıdır. Kitap, nesir ile ve yeri geldikçe söylenen manzum beyitler, dörtlükler ve şiirlerle kaleme alınmıştır.

Son devrin en büyük şair ve fikir adamlarından olan Mehmed Akif de Sa’di’nin ve Gülistan’ın değerini hakkıyla bilenlerdendi. Akif’e göre Şeyh Sa’di, “Şarkın ruh-ı kemalidir”. Mehmed Akif, Şeyh Sa’di’nin açtığı hikmet vadisinde yeterince yürünmediğini eseflerle söylemiş; lakin kendisi bir nevi onun talebesi olmuştur. Safahat’ın birinci cildinde yer alan “Durmayayım” ve “Azim” başlıklı şiirler, Sa’di’den manzum olarak tercüme olunmuş şiirlerdir. Safahat’ın birçok yerinde Sa’di’den iktibaslar ve tercümeler vardır. Mesela, Sa’di’nin;

ömr-i giranmâye der in sarf şüd
tâ çi hôrem sayf çi pûşem şitâ” beytini Mehmed Akif;

yazda yiyim, kışta giyim derdine
sarf olunup buldu ömür intiha” diye şiirleştirerek ne güzel tercüme etmiştir.

Ne kadar anlatılırsa anlatılsın, Gülistan’ın bir cümlesi veya bir beyti kadar olamaz. Onun için İslam aydınlarına Gülistan’ı yeniden tavsiye ediyorum. Hatta İslam’ın şiir ve sanat dili olan Farsçayı öğrenmelerini ve Gülistan’ı aslından okumalarını öneriyorum. Arapça, Farsça ve Türkçe; İslam’ın üç büyük lisanı ve kardeş dilleridir. Yeniden bir medeniyet atılımı gerçekleştireceksek bu dilleri bu lisanlarla yazılmış şaheserleri yeniden öğrenmek, okumak, hazmetmek ve yeniden üretmek yoluyla yapacağız; bunu bilelim ve gereğini yapalım.

Haydar HEPSEV

 

*Bu yazı, 1996‘da yazılmış; Ocak 2008’de gözden geçirilmiştir.

*Kitap, daha sonra Ötüken Neşriyat tarafından 2000 yılında yayımlandı. “Eseri daha çok insanın, sözlüksüz kolayca anlayarak okuyabilmesi için”, Azmi Bilgin sadeleştirdi ve “Gülistan” adıyla Semerkand Yayınları’ndan neşretti (Kasım 2006, İkinci Baskı). Kitabın iki baskı yapması, kültür hayatımız açısından umut verici bir gelişmedir.

 

/// 26 Şubat 2008 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen bu yazı, sitemiz yeniden yapılandırılmadan (Aralık 2011′den) önce 1058 kez okunmuştu.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Kitap Tanıtımı | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.