GAZZE AMBARGOSU VE KÜRESEL ABLUKA BİLDİRİSİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
02 Ocak 2015

GAZZE AMBARGOSU VE KÜRESEL ABLUKA BİLDİRİSİ

 

Yüce Milletimiz!

Derin bir hüzünle içimiz yine kan ağlıyor. Yeni bir tokat daha vuruldu çünkü yüzümüze. Ağır bir daha indirildi zaten sürekli kahrolan yüreğimize. Zaten bozuk olan moralimiz bir kat daha bozuldu. Bağrımız yanıyor, gönlümüz kahroluyor çünkü dokuz parça daha koptu vücudumuzdan, dokuz canımız daha koparıldı gövdemizden.

Elbette ki şehiddirler, yaptıkları iş tabii ki kutludur. Gemi de kutludur, girişim de; çaba da kutsaldır ve asla heba değildir. Kutlu bir niyet ve gayretin ciddi bir örneğidir. Merhamet ve vicdanın yeni bir göstergesidir. Asalet ve hamiyetin yeni bir numunesidir. Zulme karşı cesur ve onurlu bir karşı çıkıştır.

Niyeti hayr olanın akıbeti de hayr olur, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Kim ne derse desin, kim ne yazarsa yazsın, bu böyledir. Kim hangi güçlü şer odağını arkasına alarak bu hayırlı girişimi nasıl çarpıtmaya çalışırsa çalışsın, sonuç değişmeyecektir. Zaman, güçlü ve dakik bir yargıçtır; hükmünü verdiğinde zalimler ve yardakçıları değil, ancak haklılar ve haktan yana olanlar sevinirler.

Yüce milletimizin her ferdi o gemide olmak isterdi; herkes o dokuz şehidle beraber şehid olmak isterdi. Bu, çok açıktır. Mitingler, eylemler, yürüyüşler zaten bunu göstermiyor mu? Lakin ölmek kadar yaşamak da önemli; inanç için, millet ve dava için, insanlık için yaşamak ve savaşmak da önemli.

Gönül isterdi ki yardımlar kazasız belasız yerine ulaşsın. Gönül isterdi ki ölü ve yaralılar olmasın. Gönül isterdi ki Gazze’ye uygulanan zalim ambargo kalksın. Gönül isterdi ki İsrail’e tam anlamıyla anladığı dille cevap verilebilsin. Lakin istek başka, gerçek başka. Gerçekleri de isteklerimizle hatta ideallerimizle eşit kılabilmek mümkün mü? Evet, mümkün. Şimdiki zamanda mümkün mü; hayır. Tarihte mümkün olmuş muydu; evet. Gelecekte olması mümkün müdür; evet ama şartları var.

Önce bir durum tespiti yapalım. İslam ülkelerinin hiçbirisi tam bağımsız güçlü devlet kategorisinde değildir. (Bu kategoriye giren devletlerin Birleşmiş Milletler’de veto yetkisi vardır.) İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) de hâlihazırda bir güç değildir, maalesef etkili bir lobi dahi olamamıştır. Bu, bir durum tespitidir; halimizi resmetmekte ve almamız gereken mesafeyi de işaret etmektedir. Somut, etkili ve gerçek sonuçlar alabilmek için, büyük devletlerle eşit olmak lazımdır.

Diğer yandan İsrail de (geçmiş büyüklerimizin dediği gibi) bir devlet değildir. Toprağı, askeri, hükümeti vb. oluşuna bakmayınız. Veto sahibi ülkelerin, özellikle ABD ve İngiltere’nin İslam âleminin ortasına soktuğu bir şer kolonisidir, bir tür aşiret çetesidir. ABD ve İngiltere’nin yapamadıklarını yapan bir devletimsi bir taşerondur. Onun için hiç olmadık biçimlerde davranabilmekte, onun için hiçbir kural tanımamakta, onun için uluslar arası hukuka uymamaktadır.

Yani bizim güçlü ve büyük bir devletimiz yoktur. Karşımızda da hiçbir kural tanımayan ama arkasında büyük güçler olan bir devletimsi bir gerilla vardır. İslam âlemi bu gerillaya karşı bir şey yapamamaktadır; çünkü birliği yoktur, çünkü nükleer gücü yoktur, çünkü ekonomik gücü yeterli değildir, çünkü büyük organizasyonları yoktur. Çünkü günümüz İslam devletleri ya da devletçikleri, I. ve II. Dünya Savaşlarından sonra sömürgeci büyük güçler yani ABD, İngiltere ve Rusya tarafından kurulmuş, sınırları ve rejimleri belirlenmiş devletlerdir. Önceleri direkt olarak sömürge devletleriyken emperyalizm ve kapitalizmin daha sorunsuz devam edebilmesi için dolaylı sömürülen bir sisteme dönüştürülmüşlerdir.

Reel politiğin arkasındaki gerçek budur. İslam âleminin öne çıkan devletlerinin yakın zamandaki durumlarına da bir bakalım. Pakistan, istikrarsızlık ve büyük iç karışıklıklara maruzdur. Mısır’ın boynu eğdirilmiş, sesi kısılmıştır. Suudi Arabistan ve İran radikalizme ve kendi kendilerine mahkûm edilmiştir. Malezya ve Endonezya merkezden uzaktır ve büyük siyaset izleyememektedir. Türkiye, evet, biraz farklıdır ama eli kolu tam serbest değildir. Lozan’la (hatta Mondros ve Sevr’le) bağımlıdır; bu çerçevenin içinde bölgesel güç olmaya çalışmaktadır. Uluslar arası reel politiğin sınırlarını zorlamaktadır ama şimdilik bu kadardır.

Küresel zulüm ise şiddetini arttırarak devam ettirmektedir. İslam ülkelerinin kısa, orta ve uzun vadede bu zulme gereği gibi karşı durabileceklerini söylemek zordur. Şunu da bilelim ki III. Dünya Savaşı, İslam ülkelerine karşı devam etmektedir. Özellikle 1990’da Sovyetlerin çöküşünden bu yana bu savaş, kimi zaman az kimi zaman orta şiddette, yavaş yavaş yok etme stratejisiyle devam ettirilmektedir. İslam âleminin her yerindeki savaşlar, isyanlar, terör ve darbeler ve ölüm oranlarına şöyle kısaca bakmak dahi bunu anlamaya yeter de artar bile. Bu savaştan haberdar olmayan biziz. Sinsi düşman açıktan ilan-ı harb etmemekte ama çürütücü ve yok edici savaşı sürdürmektedir.

Peki, yapılacak hiçbir şey yok mudur? Vardır elbet, daha ölmedik; yapılacak işlerimiz ve görülecek hesaplarımız vardır. Yüce Devlet Dergimizin sloganı bizim tek geçerli çaremizdir: Birliğin Devleti, Milletin Medeniyeti için… Yani Yüce Birliğin Yüce Devleti, Yüce Milletin Yüce Medeniyeti için… Daha da açık ifade edelim: İslam Birliğinin İslam Devleti, İslam Milletinin İslam Medeniyeti için… Bu çok uzun vadelidir diyecek olanlara deriz ki başka çare yoktur. Birtakım işler ve görevler elbette ki yerine getirilmektedir ama maalesef tam sonuç alınamamaktadır. Evet, yapılan hayırlı girişimler bir etki yapmaktadır ama bu, sonuç almaya yaramamakta ya da devam ettirilememektedir. Onun için sabırla, inançla, azimle kararlılıkla, bilgiyle, akılla ve engin gönülle Yüce Birlik, Yüce Devlet, Yüce Millet ve Yüce Medeniyet davası için çalışmak gerekmektedir. Lakin bu büyük ve yüce davayı idrak etmeden yapılacak büyük işler dahi değerli değildir. Gayemiz ve davamız bu olursa o zaman yapılan küçük işlerin bile büyük değeri ve anlamı olur. Çünkü niyet neyse akıbet odur.
***

İHH’nın Mavi Marmara gemisi, Calud’a atılan bir sapan taşı olmuş ve o son model korunaklı zırhın zayıf yerinden hedefe isabet etmiştir. Demek ki cesaret iyi bir çözümdür. Demek ki fedakârlık iyi bir çözümdür. Demek ki kararlılık iyi bir çözümdür. Demek ki ne kadar güçlü olursa olsun zalimler durdurulabilirmiş. Göze almak, sabitkadem olmak, cesaret sahibi olmak ve bedel ödemek kaydıyla…

Yüce Milletimiz!

O yaralılar senin kardeşlerin, o kutlu dokuz şehid senin çocuklarındır. Anadolu’nun her yerinde terör belasıyla öldürülenler senin evlatlarındır. Irak’ta öldürülenler bizim oğullarımızdır. Filistin’de şehid edilenler bizim çocuklarımızdır. Keşmir’de, Afganistan’da, Pakistan’da, Doğu Türkistan’da öldürülenler bizim evlatlarımızdır. Afrika’da, Amerika’da, Asya ve Avrupa’da, dünyanın her yerindeki bütün müslümanlar bizim kardeşlerimizdir ve onların saçının bir teline bile gelen halel, bizim canımızın ta ortasına düşen bir kordur. Zulüm gören, sömürülen, aşağılanan herkes bizim birincil meselemizdir, onları himaye etmek için bir ana şefkatiyle hareket etme mecburiyetimiz vardır. Çünkü biz Mü’miniz, Müslimiz, dünyanın salih varisleri biziz.

Değerli Kardeşim!

Arkasında büyük Yahudi sermayesi olan ve böylelikle büyük devletlere ve dünyaya nizam veren kapitalizmin her türünden vahşi bir hayvandan kaçar gibi kaçmalısın. Alacağın her mal için ödeyeceğin her kuruşun hesabını yapmalısın. Yapmazsan o mal, o kuruş belki önce bir kardeşine ama sonra mutlaka sana bir kurşun olarak dönecektir.

Kendi medyanı kurmalı ve desteklemelisin. Büyük ve etkili gazetelerin yok hâlâ. Dünya çapında bir haber ağı oluşturabilecek ajansların yok hâlâ. Güçlü televizyon kanalların, ciddi ve etkili internet sitelerin yok hâlâ. Sakın var deme. Neden hâlâ kendini ve davanı doğru dürüst ifade edemediğini bir düşün, sonra bir karar ver ve gereğini yap.

Kendi eğitim sistemini yeniden bulmalı, kurmalı ve geliştirmelisin. Mevcutlar ne insani ne İslami ne modern ve ne de çağdaştır. Kendi insanını kendi değerlerinle yetiştirmek için yeniden düşünmeli; yeni medreseni yeniden mutlaka üretmelisin.

Sevgili Kardeşim!

Bir fasığın getirdiği bir haberi, iyice tartmadan, sakın, gerçekmiş gibi kabul etme; unutma ki bu bir Kur’an hükmüdür. Kardeşlerinle arana fitne girmesine, sakın, müsaade etme. Unutma, fitne öldürmekten daha kötüdür ve bu da, bir Kur’an hükmüdür. Senin sevdiğin insanlar, arkasında gittiğin liderler “Medeniyetler İttifakı, Ilımlı İslam, Dinler arası Diyalog” vb. diyebilirler, bu sözleri onlar ya maslahat gereği veya reel politik için sarf etmek zorunda kalmış olabilirler. Onları eleştirebilirsin, “Medeniyetler ittifakı olmaz, İslam Birliği olur”, “Ilımlı İslam olmaz, tam ve hakiki İslam olur”, “Dinler arası Diyalog olmaz; Müslümanlar arası, insanlar arası diyalog olur” diyebilirsin. Lakin bu ve benzeri sözleri, bir münafık alıp da Müslümanlar arasında fitne çıkarmak için kullanırsa, onu sustur; “yanlış dahi söylese o benim değerli kardeşimdir” de ve arkanı dön ve uzaklaş.

Değerli Kardeşim!

Daha çok sözler söylenebilir lakin son sözümüz şudur: Sadece Gazze’de değil, küresel bir abluka altındayız ve bu ablukayı yarmak için var gücümüzle çalışmak zorundayız. Kapitalizm ve neo-emperyalizmin kat kat kuşatması altındayız ve bu kuşatmayı kaldırmak için her alanda var gücümüzle çalışıp kaleleri, surları ve hisarları yıkmak mecburiyetindeyiz. Eğitim onun için önemli, medya onun için önemli. Birlik ve Devlet fikri onun için önemli. Millet ve Medeniyet ideali onun için önemli.

Birliğin Devleti, Milletin Medeniyeti için… diyelim ve bu yüce ideal için hayatımız boyunca çalışalım, ölene dek gayret sarf edelim, yüce milletim.

9 Haziran 2010
Haydar HEPSEV
Yüce Devlet Dergisi Hadimi

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Yüce Devlet Bildirisi | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.