“Finlandiyalaştırma” Tehlikesi veya Çok Daha Kötüsü

Oleh: hm hepsev
23 Aralık 2011

Finlandiyalaştırma, çok güçlü bir komşusu tarafından kendi bölgesinde tam bağımsızlıktan yoksun bırakılan, kendi kendini idare etmekten alıkonulan, aksine dışişleri ve diğer umurunda sıkıntı ve problem meydana getirmemek için bu komşusuna göre davranmak zorunda kalan ülke haline gelmek demektir.

Bu terimi, Pakistanlı Ziya Serdar şöyle açıklıyor:

“Finlandiyalaştırma, çok güçlü bir komşusu tarafından kendi bölgesinde tam bağımsızlıktan yoksun bırakılan, kendi kendini idare etmekten alıkonulan, aksine dışişleri ve diğer umurunda sıkıntı ve problem meydana getirmemek için bu komşusuna göre davranmak zorunda kalan ülke haline gelmek demektir… Finlandiyalaşmanın tehlikesi, bir ülkenin uydusu pozisyonuna veya sadece diğer bir memleketin vekili olma konumuna düşmesinde veya kayabilmesindedir ve bu da, sonuçta, sömürgeden daha kötü bir duruma gelmekten başka bir şey değildir.” [Science, Technology and Development in the Muslim World (İslam Dünyasında Bilim, Teknoloji ve Gelişme), Londra, 1977, s.14; terc. H.M.H.]

Finlandiya, iki güçlü komşusunun arasında kalmış ve her ikisinin de hem egemenliği altına girmiş ve hem de kültür istilalarına uğramıştır. Önce İsveç ve sonra Rusya bu ülkeyi işgal etmişlerdir. Finlandiyalılar önceleri yazı ve edebiyatta İsveççe’yi kullanıyorlar, bu dili bir edebiyat ve kültür dili olarak kabul ediyorlardı. Zar zor kendi dillerini kullanmaya başladıktan hemen sonra Rus istilasına uğradılar ve Rus da “o kadar İsveççe kullandınız biraz da bizim dilimizi kullanın” diye emretti. Bugün Finlandiya aynen İsviçre gibi tarafsız kalmaya mahkûm bir devlettir… Tarafsızlığı, tam bağımsız olamayışından veya bir bağımsızlık atılımını yapabilecek ruha artık sahip bulunmayışından ötürüdür. Dünya siyasetinde etkisiz ve tepkisiz bir ülkedir.

Bugün, teknolojinin baş döndürücü hızıyla dünya küçülmüş ve sınırların hükmü azalmıştır. İletişimin çağımızdaki çevreleyici ve kuşatıcı etkisi sebebiyle, zayıf kültürler ve kimliği indirgenmiş uygarlıklar, var olma kavgasını artık yapamamaktadırlar. Şüphesiz propaganda güce dayanır, ama bu gücün arkasında bir medeniyet duygusu, fikir temeli ve düşünce birikimi yatar. Bu yüzden kendimizi çok iyi değerlendirmek, durumumuzu çok iyi incelemek zorundayız. Finlandiyalaştırma tehlikesi bizim için de mevcuttur.

Kültür ve medeniyet, fikir ve düşünce, dünya görüşü ve felsefe bakımlarından üzerimizde ağır bir baskı vardır. Batı, her şeyiyle üzerimize gelmeden önce dil, kelime, kavram ve bilim ile gelmeye çalışmaktadır. Bunun bir yolu ve kolu da kendimize ait olanları bozma, kelime ve kavramlarımızı aslından çıkarıp ne idüğü belirsiz bir hale sokma çabasıdır ki aydınlarımız ya bundan tamamen gafildirler, ya da bu oyunun içinde onlar da birer piyon olarak vardırlar.

Bugün, heyhat ki, Türkçemiz, güzel dilimiz, dünyanın en güzel, en işlek ve kullanışlı dillerinden biri olan lisanımız, İngilizce’nin etkisindedir. Düşünce, bilim, tarih, fikir ve dünya görüşü alanlarında ise durum çok daha vahimdir. Dünyanın tercüme mezarlığı haline gelmişizdir. Buluş yapma, yeniden üretme ve kendimize ait olanı bulma bakımlarından tam bir kısırlık, verimsizlik ve çoraklık halindeyiz. Telif eser, orijinal buluş, yerli düşünce yok gibidir adeta. Bunun da sebebi, tarihimizden kopukluktur, bin senelik bir hazineyi bir mirasyedi gibi tüketiştir; dil, kültür, medeniyet ve tarihin derinliklerine inilemeyiştir; kelime, kavram ve deyimlerin aslını bilmeyiş, doğru kullanmaya dikkat edilmeyiştir. Böyle olunca da yetişen yeni nesiller kafa karışıklığı, zihin bulanıklığı ve düşünce zayıflığı hastalıklarına uğramaktadırlar.

Sonuç mu? Onu söylemeye gerek var mı? Kim ister Finlandiyalaştırılmayı?!

*H.M. HEPSEV’in bu yazısı, Sohbet (Mart 1994, s.132–133) kitabında ve Destan Dergisi’nde (Haziran-Temmuz 2002, sayı 3, s.11) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , ,

Kategori: Medeniyet Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.