FATMA SULTAN CAMİİ YA DA GÜMÜŞHANEVÎ DERGÂHI

Oleh: Haydar Murad Hepsev
07 Eylül 2012

 

FATMA SULTAN CAMİİ YA DA GÜMÜŞHANEVÎ DERGÂHI

 

Yukarıda fotoğrafları bulunan “Gümüşhaneli Sokağı”, Cağaloğlu’ndaki yazıhanemizin bulunduğu hanın bitişiğindeki bir sokaktır. Yazıhaneye gittiğimiz her zaman Fatiha okur, burada bir zamanlar bulunan irfan ocağından güzeran etmiş büyüklerimize hediye ederiz; lakin her daim içimiz kederle dolar; buradaki cami ve tekkenin yıkılmış olmasından, yerine yine cami yapılacağı yerde derme çatma çirkin binaların dikilmiş bulunmasından…

Bina edilen bir mescidin yeri, kıyamete kadar mesciddir; bu bir kaidedir, bilenler bilir. Mescidin yıkıldığına mı üzülelim, Gümüşhanevi hazretlerinin ve bu dergâhta şeyhlik yapmış diğer pîran efendilerin hatırasına hürmetsizlik yapılmasına mı yerinelim, bilmiyorum. Gerçi, dergâh bugün de berdevamdır ama (aşağıdaki iktibasta belirtildiği gibi) iki defa yeniden yapılan caminin yerinde yeller esmektedir.

1925’te tekke ve zaviyeler (güya) kapatıldı; (1925’te çıkarılan kanun çoktan kadük olmuştur ama 1982 anayasasıyla korunmaktadır.) Tarikatlar, sıradan dernekler midir ki, kapattım demekle kapansın. Yüzyılların içinden geçerek gelen ve inşaallah kıyamete dek sürecek olan Yüce Nakşibendiyye Tarikatı, Yüce Kaadiriyye Tarikatı, Yüce Halvetiyye Tarikatı ve diğer turuk-ı aliyyenin milyonlarca mensubu var, hem ülkemizde hem dünyada. Ülkemizde kapılarına bir tabela asamıyorlar şimdilik, o da şimdilik.

Halkın tasavvufa ihtiyacı var, özellikle de gençlerin. Ahlak bozulmuş, yaşantı kargaşaya dönmüş, sapıklıklar yayılmış durumda. Tarikatlar aslında ellerinden geldiği kadar bunlarla bir şekilde mücadele ediyorlar, ülkenin ve insanın geleceğini kurtarmaya çalışıyorlar. Kendilerini gizleme ihtiyacı duyuyorlar, elbette, mevcut kanunlar ve bunları putlaştıranlar yüzünden; ama herkese açık yerleri olsa, insanların ihtiyaçlarını daha çabuk karşılar, toplumu sarmış fenalıklarla daha etkin mücadele edebilirler; inşaallah o da olur, çünkü çok büyük bir ihtiyaç.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yıkılan (Cağaloğlu’ndaki Cezeri Kasım Paşa Camii, Sirkeci garının yanındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii vb.) birçok cami, ehl-i himmet ve gayretin çalışmalarıyla, yeniden inşa edildi ve ibadete açıldı. Fatma Sultan Camii de neden yeniden yapılmasın? Fotoğrafta da görüleceği üzere, caminin yerine yapılan binalar derme çatmadır ve bazı atölyelerden ibarettir. Güçlü bir derneğin işi ele almasıyla bu hayırlı iş gerçekleştirilir, hem de kolayca.

Diyanet İslam Ansiklopedisi’nden (DİA) alınan aşağıdaki bölümü, bu gözle okumanızı öneririz.

 

FATMA SULTAN CAMİİ

İstanbul Babıâli’de XVIII. yüzyılda yaptırılan cami.

İstanbul’da Eminönü semtinde şimdi¬ki Vilâyet (eski Babıâli) binasının karşısında inşa edilen Fatma Sultan Camii’nden bugüne hiçbir iz kalmamıştır. Cami, III. Ahmed’in kızı ve Sadrazam Nevşehir¬li Damad İbrahim Paşa’nın hanımı Fatma Sultan tarafından Terzibaşı Pîrî Ağa Mescidi’nin yerinde yaptırılmıştır. Nevşehirli İbrahim Paşa bu mescidin yakınında bir saray inşa ettirirken Fatma Sultan buradaki mescidin harap olduğunu görüp sarayının arazisinden de biraz yer ilâve ederek büyük bir cami inşa ettirmiştir. Devrin ünlü şairi Nedîm, divanında “Târih berây-ı Câmi-i Şerif-i Fâtıma Sultân der Nezd-i Paşakapısı” başlığı altında on dört beyitlik bir tarih manzumesinde caminin yapımıyla ilgili bilgi verir:”… O hâkân-ı kerîmin duhter-i pâkîze-ahlâkı / Semiyy-i Hazret-i Zehra cenâb-ı Fâtıma Sultân / … Geçerken devlet ü izzetle bir gün gördü kim olmuş / Saraya muttasıl mescid mürûr-ı dehr ile vîrân / Karin-i izdivacı âsaf İbrahim Paşa’ya / Buyurdu kasdım etmektir bunu bir câmi-i zîşân / … O saat emr edip bu ma’bed-i zîbâyı yaptırdı / Ki olur tarh-ı matbûun temâşâ eyleyen hayran / … Bu mısra’la Nedîmâ söyledi târîh-i it¬mamın / Ne a’lâ cami’ ihya etti el-hak Fatma Sultân” (1140 / 1727–28). Hüseyin Ayvansarâyî de caminin kapısı üstündeki tarih kaydı olarak bu manzumenin son beytini zikreder.

Fatma Sultan Camii’nin yapıldığı yıllarda yaşayan ve 1141 (1728–29) tarihine kadar geçen olayları kitabında anlatan Küçükçelebizâde İsmail Âsım Efendi bu hususta çok geniş bilgi vermektedir. Yaptırmış oldukları muhteşem sarayın yakınındaki Pîrî Ağa Mescidi’nin harap halini gördüğünde Fatma Sultan bu ibadet yerinin evvelkinden daha geniş, kagir bir cami olarak yapılmasını istemiştir. Caminin içine avize ve kandiller asılmış, imam, hatip, müezzin ve diğer hizmetliler görevlendirilmiş ve rebîülevvelin sekizinci cuma günü III. Ahmed ve Sadrazam İbrahim Paşa’nın da iştirakiyle açılışı yapılmış, Şeyh Yahya Efendi bu açılışta bir vaaz vermiştir. Fatma Sultan kendi camiini ayrıca ziyaret ederek şeyhe, vaiz Hasan Efendi ile mütevelli, kâtip, imamlar ve hatibe, Galata Voyvodası Ahmed Ağa’ya, mimar ağaya samur kürkler, müezzinbaşı, na’than ve devirhanlara çuha feraceler, dört müezzin, beş kayyım, bir kandilci, beş aşir-hana 10′ar kuruş ihsan etmiştir.

Ahmed Refik tarafından tesbit edilen bir arşiv belgesinden, 1140 yılının 4 Rebîülevvelinde yazılan bir hükme göre Rumeli’de “Paşa sancağında Berkofça nahiyesinde senevî 60.000 akçe malı olan Çetrofça ve tevâbii ve yine livâ-yı mezbûrda Manastır ve Florina nahiyelerinde senevî 60.000 akçe malı olan Zagoriça ve tevâbii mukâtaalan, havâss-ı hümâyundan ifraz ve kendilere temlik olunup câmi-i mezbûra vakfolmak üzere” tahsis edildiği öğrenilmektedir. Berkofça ve Manastır kadılarına caminin açılışından dört gün önce yazılan bu hüküm inşa tarihine tam uymaktadır. Fatma Sultan, Patrona Haiil ayaklanması ile babasının tahttan indirilip kocasının öldürülmesinden üç yıl sonra 17 Receb 1145′te (3 Ocak 1733) henüz yirmi dokuz yaşında vefat ederek Yenicami hazîresine defnedilmiştir.

Günümüze kadar gelmeyen Fatma Sultan Camii’nin kapısı üstündeki kitabe de yok olmuştur. 22 Zilhicce 1168 gecesi çıkan Hocapaşa yangını Babıâli ve çevresini harap ettiğine göre caminin de zarar gördüğü tahmin edilmektedir. Şem’dânîzâde tarihinde 1175 (1761–62) yılı olayları arasında, yıldırım düşmesiyle Yeni Valide Sultan Camii minaresiyle Fatma Sultan Camii’nin yıkıldığı bildirilmektedir. Eğer bu kayıt Paşakapısı’ndaki (Eminönü) Fatma Sultan Camii ile ilgiliyse (başka bir Fatma Sultan Mescidi Topkapı’dadır) bu tarihte cami önemli ölçüde zarar görmüş demektir. 27 Ramazan 1223′te Alemdar Mustafa Paşa’nın ölümüyle ilgili kargaşa sırasında çıkan yangının da Fatma Sultan Camii’ne sıçramış olduğu akla gelmektedir. Fakat cami, 27 Zilhicce 1241′de ikinci Hocapaşa yangınında ciddi şekilde harap olmuş ve kapısı üstünde ta’lik hatla işlenen kitabede belirtildiği gibi II. Mahmud tarafından ihya edilmiştir: “Fâtıma Sultân’ın ihya etti ruhun pâdişâh / Buldu eski revnakın bu ma’bed-i zîbâ yine / Harf-i cevherdâr ile İzzet dedim târihini / Etti sultân camiin Mahmûd Han ihya yine” (1243 / 1827–28). Hadîkatü’l-cevâmi’m bir yazma nüshasındaki derkenarda bu husus şu kayıtla desteklenir: “Ba’de’l-harîk Haremeyn Hazinesi’n-den bina ve imar olunmuştur, 1245″.

Fatma Sultan Camii 1280′den sonra (1863–64) Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin kurduğu, Nakşibendî tarikatının Hâlidî koluna bağlı bir tekkenin merkezi olmuştur. Burası, tekkelerin 1925′te kapatılmasına kadar İstanbul’un en başta gelen tarikat merkezlerinden biri olmuştur. Tekkenin kapanması ile hizmet dışı kalan cami, yanındaki dergâh binası ve şeyh meşrutası ile birlikte bir süre jandarma koğuşu ve deposu olarak kullanılmış, bu arada minaresinin şerefeden yukarısı yıkılmıştır. 1950 yıllarında Türkiye Anıtlar Derneği’nce ihya ettirilecek camiler listesine Fatma Sultan Camii de alınmıştı. Fakat bu tasarı gerçekleşmeden 1956–1957 yıllarında “imar” adı altında yapılan yıkımlarda cami de birkaç gün içinde yıkılıp ortadan kaldırılmıştır. Sonraları caminin arsası Defterdarlık tarafından alınarak oto parkı ve yeşil alan halinde düzenlenmiştir.

Fatma Sultan Camii’nin ilk yapıldığındaki biçimi bilinmemektedir. Herhalde o dönemin zevkine uygun olarak çok zengin şekilde süslenmişti. II. Mahmud tarafından 1827-1828′de inşa ettirilen cami ise uzunlamasına dikdörtgen biçiminde olup kesme taştan minaresi XIX. yüzyıl minareleri tipinde idi. Caminin kagir duvarlarının sıvası altında ilk binasından bir iz bulunup bulunmadığı araştırılmadığı için bu hususta da bir şey söylemek mümkün değildir. Caminin üstü kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülmüştü. Ahşap kaplı olan son cemaat yerinden harime açılan kapısı üstünde, harf inkılâbı yapıldığı sırada “gayretli” bir idareci tarafından alçı ile üstü kapatılmış tuğranın iki yanında Sultan Mahmud dönemi tamirini bildiren dört mısralık kitabe bulunuyordu.

Caminin esas mekânında içeride bir mahfille son derece sade bir minber ve mihrap vardı. Duvarlar kalem işi nakışlarla bölümlere ayrılmış, ahşap tavanın ortasında bir şemse yer almıştı. Cami sol tarafında iki sıra halindeki pencerelerden ışık alıyordu. Sağda ise harime yarım yuvarlak bir çıkma teşkil eden kafesli bir mahfil eklenmişti. Yan sokakta olan avlu girişinin üstü kubbeliydi. Avlunun içinde şadırvandan başka tekke binası ile şeyh meşrutası vardı. Bunlar dış görünüşlerinin sadeliğiyle eski İstanbul ahşap evlerinden farksızdı.

(Semavi EYİCE; DİA, c.12)

 

/// Haydar M. Hepsev tarafından kaleme alınan bu yazı; Yüce Devlet Dergisi’nde (10. Sayı, 5 Aralık 2011) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , ,

Kategori: Medeniyet Yazıları, Sanat-Mimari yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.