EDEBİYATIMIZDA DEĞİŞİMLER ve FARUK NAFİZ ÜZERİNE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
10 Ocak 2012

 

EDEBİYATIMIZDA DEĞİŞİMLER ve

FARUK NAFİZ ÜZERİNE

 

Edebiyatımız, milletimizin geçirdiği büyük değişiklikler sebebiyle dünya edebiyatları içinde ayrı bir konumda yer alır. Tarihi ve sosyal, antropolojik ve coğrafi, dilde ve alfabede yaşanan boyutlu değişikliklerin meydana getirdiği bir farklılıktır bu; büyük inkılâpların yaşandığı zaman dilimlerinde, bu unsurların bazen hepsinin birden bazen da birkaçının etkisini buluruz, fakat tesirleri her zaman güçlü, sarsıcı ve kalıcı olmuştur. Değişiklerin çap ve hacimlerinin, cins ve etkilerinin çok büyük olması, dönemler arasındaki farklılığı bir kat daha arttırmıştır. Bu yüzden yerin dibine akıp da yok olan nehirler gibi edebiyatımızın bazı yol ve kolları kayboluvermiştir; belki de Yunus’un şiirlerinin başına gelenin çok daha büyüğü ile karşılaşmıştır diyebiliriz, belki göğe ağmıştır belki de denize düşmüştür.

Bu olgu, bir yerde edebiyatımızın gücü sayılabilir ama daha çok talihsizliğidir. Edebiyatımız ve geleneğimiz birçok kez kırılmış, bütünüyle başkalaşarak özge mecralarda akmak zorunda kalmıştır. Değişimin boyutluluğundan ve şiddetinden ‘eski’, büyük çabalar isteyen uzmanlık alanlarına dönüşmüştür. Yolların değişmesiyle ‘yeni’ de çok zorlanmıştır. Yeni akım ve gelenekler çok uzun zamanlarda kurulabilmiştir. Bu, elbette şair ve ediplerimizin talihsizliği de olmuştur; telakkilerin değişmesiyle maalesef unutulmaya mahkûm olmuşlardır.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL (1989–1973), talihsizliğe uğrayan şairlerimizdendir. Onun trajedisi birçok şairimizinkiyle ortak olarak birkaç yönlüdür:

Birincisi, gençliğini büyük savaşların, hadiselerin, yıkım ve felaketlerin kucağında geçirmiş; Cumhuriyet yıllarında ise Anadolu’da halkın yoksulluğuna ve dramlarına tanık olmuştur. Siyasi hayatı da maalesef Yassıada mahkûmiyetiyle sonuçlanmıştır.

İkincisi, edebi çalışmalarına başladığı ilk yıllarından hayatının son yıllarına değin dilde büyük değişiklikler olmuş, edebi anlayış ve telakkiler kökten başkalaşmıştır. İlk olgun şiirleriyle oldukça yaygın bir saha ve zümreye hitap edebilmesine rağmen 1950 sonrasında, edebiyatımızın tekrar farklılaşmasıyla tesiri azalmıştır. Hayatının son senesinde de, o zamanın Kültür Müsteşarlığı tarafından, eserlerinin dilinin değiştirilmesi teklifiyle gadre uğratılmış, bu da onu son derece üzmüştür.

Üçüncüsü, yaşadığı zamana bağlı olarak daha çok hassasiyete dayanan bir sanat anlayışı geliştirmiş ve imparatorluğun yıkılıp yeni bir devletin bambaşka bir ideolojiyle kurulduğu bir dönemde, devrinin biraz da otoriteye bağlı (milliyetçi ve Anadolucu) fikir akımlarının etkisinde kalmıştır. Cumhuriyet öncesinde başlayıp uzun bir süre tesirini kuvvetle devam ettiren bu düşüncelerin alanı ve coğrafyası, hacim ve potansiyeli sıkışık ve kısırdır. Buna rağmen o devir, aydınların büyük bir kısmını pençesine almıştır.

Başka sanat bilmeyiz, önümüzde dururken,
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolumuz.
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun. Ayrılıyor yolumuz!”
(Sanat şiirinden)

Bu yol yani Anadoluculuk, bir patikadır ancak, götürücü ve yükseltici değildir. Yetinmek bile değildir. Zamanının bazı sakat anlayışlarına bir isyanı ve geçmişimize bağlı bir takım değerleri savunmayı ifa etmesine rağmen bu şiir, muhteva bakımından dar bir çerçeveye hapsolunmayı ifade ediyor. Hâlbuki bizim bin senelik edebiyat geleneğimiz, bir yanıyla orta Asya’ya bir koluyla Avrupa’ya, hatta Rusya’ya ve hatta kuzey Afrika’ya uzanan büyük bir coğrafyanın geniş alanında cereyan etmiştir.

En önemli şiirlerinden biri olan Han Duvarları’nda bu özelliği daha açıkça buluruz. Yüksek bir duyarlılıkla ve son derece güzel bir Türkçeyle yazılmış bu şiirde, bir yandan medeniyeti oluşturan unsurların ayrıntılarına gidişi görürüz; merkezden alabildiğine çevreye yayılmıştır. Diğer yandan “arkadaş” şair Maraşlı Şeyhoğlu da yaşamamaktadır; yani düşüncelerin dayandığı insan unsuru da artık bulunmamaktadır. Onun için yalnızlığa ve soyutlanmaya mahkûm oluşu, bu yüzden geleneğimizin geniş alanında at oynatmak yerine daralmayı ifade eder.

Her şeye rağmen Faruk Nafiz, trajedisinin olumsuz boyutlarını aşan bir şairimizdir. Eserlerinde değişimin, şiirin ve Türkçenin zaferlerinden önemli pırıltılar buluruz. Bugün keşke Anadolucu olabilsek diyoruz, çünkü artık o kadarını dahi bulamıyoruz.

 

* Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, ilk defa DİRİLİŞ Dergisi’nde (Sayı 125–126, 28 Mart–26 Nisan 1991, İstanbul, 1991, s. 16); Şiir Bilgisi kitabında (İstanbul, Mayıs 1992, s.59–61) yayınlanmış; 30 Kasım 2007 tarihinde yucedevlet.com’a eklenen bu yazı, sitemiz yeniden yapılandırılmadan (Aralık 2011′den) önce 1486 kez okunmuştur.

Etiketler: , , , ,

Kategori: Edebiyat Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.