DÜNYADA RAHAT VE HUZUR VAR MIDIR?

Oleh: Haydar Murad Hepsev
22 Ocak 2012

 

DÜNYADA RAHAT VE HUZUR VAR MIDIR?

 

Sizin de kolayca söyleyebileceğiniz gibi “Yoktur” diyelim, açıklamayı da bazı temel kavramlara değindikten sonra yapalım.

“Dünya” kelimesiyle başlayalım. Dünya kelimesi, Arapçada “dena” fiilinden türetilmiştir ve dena, “yaklaştı, yakına geldi, aşağı çekti, alçaldı” manalarına gelir. Dünya kelimesi ism-i tafdil (pekiştirilmiş sıfat) olarak da “daha alçak, bayağı” anlamındadır. Peki, 18 bin âlem içerisinde dünyanın yeri neresidir, bir de onu araştıralım. Arş-ı a’lâ’dan başlarsak dünya sonuncu sırada yer alır. Yani dünya yaradılış hiyerarşisinin en altındadır, onun için “alçalmak” fiilinden türetilmiştir. Dünyada rahat ve huzur olmadığının bir delili de dünyanın en alt derecede olması değil midir?

Başlıktaki “Dünyada” kelimesiyle “dünya hayatı” kastediliyor. Peki, dünya hayatı ne demektir? Doğmak, büyümek, yaşamak ve ölmektir desek çok mu kısa bir cevap vermiş oluruz. O zaman siz de dersiniz ki “madem bu kadar kısa ve basittir, o halde neden dünyada huzur yoktur?” Açıklamaya çalışalım: Doğum çok meşakkatli ve zordur bir defa, insan o anı hatırlamaz ama sonradan bunu öğrenir. Bebekliğin zor olduğu, bebeklerin sürekli ağlamalarından zaten çabucak anlaşılır. Sürekli anneye muhtaçtırlar; sürekli doyurulmaya, altlarının temizlenmesine, gazlarının çıkarılmasına muhtaçtırlar; çabucak hasta olurlar. İnsanlığın belki de en zor zamanı bebekliktir. Emeklemeye başlarlar, her yere toslarlar; yürümeye başlarlar, sürekli düşerler. Kardeşleri ve arkadaşlarıyla bir türlü geçinemezler. Sokak onlar için ayrı derttir. Derken okul çağı gelir; okula alışmak ayrı derttir, her gün okula gitmek ayrı derttir; alfabeyi, yazıyı, heceyi, kelimeyi cümleyi öğrenmek ayrı derttir. Sınavlar, yazılılar, hele şimdi bir de SBSler, ÖSS’ler var ki onlar apayrı sıkıntılar. Her sene yeniden yeniden okula başlamalar, yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar; yeni rekabetler, yeni kıskançlıklar. Dostlar, düşmanlar; dostların nazı, düşmanların inadı. Derken askerlik, çok ayrı bir dert; derken evlilik, yeni bir insan ve ailesiyle tanışma, anlaşma, kaynaşma; apayrı bir zorluk. Sonra çocukların doğması, ayrı bir meşakkat. Geçim meselesi, ayrı bir zahmet. Çocukları giyimi, yiyimi, okula gitmesi ayrı bir dert. Orta yaş ayrı bir sıkıntı. Yaşlanmak ayrı bir rahatsızlık. Bu arada hastalıklar, rahatsızlıklar, yakınların ölümü ve ayrılmaları. İhtiyarlık, yani acizlik, yani düşkünlük, yani yalnızlık. Ve ölüm, zorların zoru.

İşte size dünya hayatının ve zorluklarının çok kısa bir özeti. Demek ki dünya demek yemek, içmek, üremek, evlat ve mal sahibi olmak ve bunları çoğaltmak demekmiş. Kur’an-ı Kerim dünya hayatını bakınız ne kadar güzel açıklıyor: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider.) Tıpkı şöyledir: Bir yağmur ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın magfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir. (Hadîd Suresi, 20. ayet)”

Bugünün dünya insanına, birkaç yüzyıldan beri süregelen medeniyete ve çağımızın yaşayışına bakıyoruz da müthiş bir oyun ve eğlenceye düşkünlüğünü, üreme eylemine olan aşırı tutkuyu, bir çılgınlık halinde mal edinmeyi yani tüketimi, görüyoruz. Bu durum elbette bugüne has değildir. Bunu da en güzel bir şekilde kitabımızda buluyoruz: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüşler, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer, ancak Allah’ın katındadır. / De ki: Size onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir. (Âl-i İmrân Suresi, 14–15. ayetler)”

Bugün bütün dünyayı sarmış olan medeniyet, Batı medeniyetidir ve bu uygarlık hazcıdır yani her işte bir zevk ve tat arar. Görünenden başkasına inanmaz. Deneyini yapmadığı hiçbir şeyi kabul etmez. Gözünün görmediğini, kulağının duymadığını, elinin dokunmadığını var kabul etmez. Geliştirdiği oyun ve eğlenceler (mesela olimpiyatlar, mesela futbol şampiyonaları, mesela yılbaşı eğlenceleri vb.) dünya çapındadır ve neredeyse bütün dünya insanlarını meşgul eder. Evet, dünya hayatı bir oyundur, tüketmedir, üremedir ama Batı bunu iyice abartmış ve yaşamanın yegâne amacı haline getirmiştir. Bununla da kalmamış bu anlayışı felsefeden öteye taşımış ve bir din haline getirmiştir. Kısacası Batı medeniyeti dünya hayatını iyice abartmış, bu yüzden ahireti ihmal etmiş, ihmal etmekle kalmayıp inkâr etmiş, inanları da hafifsemiş ve alay etmekten ve hatta zulmetmekten çekinmemiştir.

Kitabımız der ki: “İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara Suresi, 212. ayet)”

Peki, Müslümanlar da mal ve evlat edinmeyecek mi, oyun ve eğlenceyle hiç ilgilenmeyecekler mi, alış veriş yapmayacaklar mı diye sorulursa nasıl cevap verebiliriz? İslam bizi orta ümmet olarak tanımlamıştır. Aşırıya gitmeyen, hem dünya hem ahiret için çalışan, yeme içmesinde dengeli olan, yerinde ve zamanında eğlenen insanlar olmamızı istiyor. Ama bugünün Müslümanları maalesef Batı hayat tarzına benzer bir yaşayış içindedirler. Bu durum birkaç açıdan çok üzücüdür. Birincisi Batılılar gibi yaşamaya çalışmakla “kâfirlere benzemiş” oluyoruz ki bu zaten dinimizce kesin bir şekilde yasaklanmıştır. İkincisi Batılı hayat tarzı bize hiç yakışmadığından, komik durumlara düşmekte, alay konusu olmaktayız. Üçüncüsü körü körüne taklitçilik aşağılık duygusu oluşturuyor, bu yüzden bir türlü kendimize gelip büyük hamleler yapamıyoruz.

Mademki dünya hayatı zordur, zahmetlidir; mademki dünya hayatında aşırıya gitmek kâfirlere mahsus bir alçaklıktır. Dünyadan bütün bütün vazgeçmeyelim, bazı Doğu inanç sistemlerinde olduğu gibi; ama neden dünyaya, dünyanın aldatıcılığına, Batılılar gibi, tamamen kapılalım. Biz kendimiz olalım, yani müslüman olalım, müslüman gibi yaşayalım. Dünya hayatının zorluklarına göğüs gererken dünya nimetlerinden de mahrum olmayalım, ama bir de öte tarafın olduğunu unutmayarak orası için de hazırlanalım. Batı, akıldan bahsediyor. Asıl akıllılık dengeli olmak değil mi? Aşırılıklardan kaçınmak değil mi? Kısa dünya hayatı için sonsuz öte dünyayı kaybetmemek değil mi? Bakınız o da dünya, ama öte dünya. İçinde cennet olan sonsuz bir öte dünya…

Dünyada huzur yok, rahat yok; sıkıntı var, dert var, tasa var. Ama öte dünyada rahat da var, huzur da var, her türlü güzellik var. Ey İnsanoğlu, ey müslüman seç bakalım hangisini seçeceksin. Mademki aklın var, mademki bilgin var, mademki paran var, mademki her şeyin var…

 

/// (Emekli İstanbul Vaizi) Mehmed YÖRÜK Hocaefendi’nin bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Kasım 2009, 3. sayı) yayınlanmıştır.

 

 

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Öğüt Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.