DİLİN İMANI VE İMANIN DİLİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
10 Şubat 2012

 

DİLİN İMANI VE İMANIN DİLİ

 

Halkın dili Hakk’ın ilhamıdır. Dil, insanlara Allah tarafından verilen nimetlerin en büyüklerindendir. Babamız Âdem aleyhisselama ve biz oğullarına “isimler öğretilmiştir”, yani insana dil verilmiş ve bu özelliğiyle de mahlûkata üstün kılınmıştır. Fakat bu unutulmuş ve insanlar, kendi dillerinin kendilerince üretildiğini düşünür olmuşlardır. Dilin canlı bir varlık olduğu, zaman içinde kelimelerin ve dilbilgisi kurallarının değişim geçirdikleri doğrudur, ama bu husus yanıltıcıdır. Hiçbir lisan, dilbilgisi kitabıyla beraber doğmaz; fakat insanlar kendi dillerinin kurallarına riayet ederek konuşurlar. Lakin şurası çok önemlidir ki, kendi içinde tutarlı kurallarla lisanları insanlara bahş ve ilham edense tabii ki Cenab-ı Hakk’tır. Konuşmayı yeni öğrenen çocuğa bir bakınız; onun mantığı ve eşyaları tanımlaması büyüklerden farklıdır. O haliyle kalsa diğer insanlarla anlaşması mümkün olamaz. Onun için ayrı ayrı mizaç, yöneliş ve mantıklara sahip insanları, birbiriyle anlaştıran bir dile kavuşturanın onlardan yüce bir Varlık olduğu kesin bir gerçektir; aynen kâinat ve tabiattaki gibi. Sudan misal verelim: Suyun hidrojen ve oksijenden oluşması, kaynama derecesinin hep aynı olması, buharlaşma ve donmasının şaşmaz ölçülerde bulunması nasıl ki Yaradan tarafından konulan ölçü, sünnet ve âdet üzere cereyan ediyorsa dillerde de öyledir.

Dillerin farklılığı da rahmettir. Bizi ayrı topluluklar olarak yaratan Rabbimizin, farklı diller ihsan etmesi de rahmettir. Çünkü insan, hayvanlar gibi kendi ırkıyla sınırlı bir yaratık değildir. Eşref-i mahlûkat olmasının bir sırrı da budur. Sonra diller de alışveriş içindedirler, gelişmiş diller insanlığın ortak mirasından faydalanır ve böylelikle zenginleşir. Ayrıca bir başka dili öğrenen insan, kendi dili hakkında daha çok bilinç sahibi olur, konuştuğu dilin farkına daha gerçekçi bir şekilde varır. Böylece ufku açılır, düşünme ve anlama yeteneği artar.

Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi de elbette ki rahmettir. Rabbimiz, tabii ki her kavme kendi dillerinde kitap indirme gücüne maliktir. Kur’an ile öyle yapmamış olmasındaki hikmet, insanı evrensel bir mahlûk olarak yaratışında ve Arapçayı evrenselliğe en yakın dil seçişinde gizlidir. Arapça, uzun asırlar boyunca Kur’an’ın yani vahyin dili olmaya hazırlanmış, zenginleştirilmiş, grameri ve kuralları sağlamlaştırılmış ve sonra Kitab’ın lisanı yapılmıştır. Bir dilin ilk kitabının, yani ilk yazılı metninin Kur’an-ı Kerim olmasında büyük bir hikmet ve anlam vardır. Fakat bu husus “konuştuğumuz dili terk edin ve Arapçayı alın” manasına gelmez. Evet, her mü’min ibadetlerini yapacak kadar Kur’an’dan bir miktar öğrenmek zorundadır. Bu da onun faydasınadır, böylelikle kendi kabuğunu kıracak ve evrensel olduğunun, eşref-i mahlûkat olduğunun farkına varacaktır. Arapça indirilmişken bütün insanların Kur’an’ın lisanına zorlanmayışlarının hikmeti de, zannediyorum ki insanın ancak ana diliyle var olabilen samimiyet ve ihlâsının başka bir dille gerçekleşemeyeceği olgusudur. Çünkü ana dilden başka bir lisan kullanarak içten ve açık kalpli dua edilemez. Çünkü dua, kulun en mahrem ve samimi hislerini Rabbine açmasıdır, en açık ve temiz bir şekilde Yaratıcısıyla konuşmasıdır.

Dillerin de dini vardır, diller de inanır ve ibadet ederler. Lakin bu sözden bir dili konuşanların bir dine mensup olmalarını, sadece bunu anlamayınız. Dil, ibadetin en önemli araçlarındandır, fakat burada başka bir hususiyet bulunmaktadır. Nasıl bir insan bir dine inanır ve halini tavrını tamamen değiştirirse diller de böyledir. Mensuplarının çoğunluğunun bir dine inanmasıyla bir dil önceki durumundan farklılaşmaktadır. İnandığı dinin kitabından kelime almakla kalmaz; eski kelimeler yeni ve farklı anlamlara ulaşır; kelime hazinesi başkalaşır; bir takım kelimeler artık kullanılmaz, yeni kelimeler boy göstermeye başlar. Farsça ve Türkçedeki büyük değişimi hatırlayalım. Aslen Türk olan Macar ve Fin dillerinin Türkçeden ne kadar uzaklaştıklarını unutmayalım.

Medeniyetler, aslında büyük ölçüde dillerin uygarlıklarıdır. Medeniyetleri önce din, sonra da diller oluşturur. İnsanları ruhundan kavrayan şiir ve edebiyatın, şaheser ve klasiklerin, toplumları ve medeniyetleri asırlar boyunca etkileyen muhteşem güçlerini kim inkâr edebilir. Ayrıca yazılı ve sözlü edebiyatın meydana getirdiği geleneğin cemiyetler üzerindeki etkisiyle toplum ve medeniyetlerin süreklilik kazandıkları aşikârdır. Bir de şurası var: Bir dilin diğer dillerden etkilenmesinde rahmet bulunduğunu söylemiştik. Aynı din ve medeniyete mensup diller de birbirine daha açık, alışverişe çok daha yatkındırlar. Mesela, İslam’ın üç büyük dili olan Arapça, Farsça ve Türkçenin birbirine yakınlığı, diğer dillere göre daha fazladır. Bu da ayrıca bir rahmettir ve bu dinden gelmektedir. (Latincenin Batı dilleri üzerindeki büyük etkisi de din ve medeniyet kavramlarıyla açıklanabilir. Medeniyetlerin, dillerin uygarlığı olduğu fikrinin evrenselliğini vurgulanması bakımından bu da başka bir örnektir.)

Dilin imanı kaybolur veya bozulursa toplumun da inancı sarsılır, değişime uğrayabilir ve giderek kaybolabilir. Dili korumanın gerekliliğinin arkasındaki gerçek ve hikmet budur. Elbette, cemiyetin imanı sarsılırsa dil de bozulur; toplumun inancını sarsmak isteyenlerin işe ilk önce dilden başlamaları işte bu yüzdendir.

Dilimin imanını arıyorum. İnancımın lisanını arıyorum. Çok değil, yetmiş seksen seneden beri bozulmaya çalışılan dilimi ve inancımı arıyorum. Medeniyetimin mübarek dilleriyle irtibatını koruyan, zengin ve açılımlı muhteşem dilimi arıyorum. Büyük bir dünya dili olan lisanımı, Türkçemi arıyorum. Hepimiz arıyor, özlüyor ve iştiyak duyuyoruz o dile. Bulmalıyız o cevval lisanı yeniden. Kendimizi yeniden bulmak için. Kendimizi, dilimizi, medeniyet ve gücümüzü yeniden bulmak için…

*Bu yazı, 07.04.1997 tarihli Akit Gazetesi’nde, Kadın-Aile Dergisi’nde (15 Mayıs–15 Haziran tarihli 146. sayısında) ve Yazgı Dergisi‘nde (Mart-Nisan 2003, sayı2, s.12–13) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , ,

Kategori: Fikir Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.