DİL VE TOPLUM

Oleh: Haydar Murad Hepsev
31 Ocak 2012

 

DİL VE TOPLUM

 

Dil, insanın kendi var oluşunu ifade etmesi açısından olmazsa olmaz unsurlardan biridir. Dilin olmadığı yerde toplumdan bahsetmek çok zor hatta imkânsızdır. Çünkü bir insan topluluğu ancak dil sayesinde toplum haline gelir. Bununla birlikte dilin varlığı da ancak toplumla mümkündür. Bu yönüyle dil, toplumun bir ürünüdür. (1)

İnsanların topluluklar halinde birlikte yaşamaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. Nitekim İbn Sînâ, insanların bu şekilde yaşamalarını zarûrî bir ihtiyaç olarak görmektedir. Topluluklar halinde yaşamak, insanları birbirleriyle iletişim kurmaya sevk etmektedir. Zaten insan tabiatı gereği meramını anlatma, iletişimde bulunma ihtiyacı duyar. İletişim kurma ihtiyacı, insanı iletişimi kendisiyle gerçekleştirecek bir araç icat etme arayışına itmiştir. İnsan tabiatı, iletişim vasıtaları içerisinde sesi en kolay ve en fonksiyonel bulunca onu kullanmaya yönelmiştir. Yaratıcı, insanı sesleri, harfleri ve harflerin birleşmesiyle oluşan sözcükleri yani dili kullanabilecek bir yapıda yaratmıştır. (2)

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (3)

Yukarıdaki ayeti kerimede Yüce Allah, insanların kavimler ve kabileler halinde yaratılmasının sebebini birbirleriyle tanışıp kaynaşmalarına bağlamaktadır. İnsanların farklı kavimler, milletler, ırklar halinde çeşitli coğrafyalarda, bölgelerde ve değişik renklerde yaratılmasının temel amacı insanların birbirlerini tanımaları, birbirleriyle anlaşmaları ve kaynaşmalarıdır. Ayette vurgulanan üstünlük yönü takvaya bağlanmaktadır. Yani Allah’tan en fazla sakınan onun emir ve yasaklarına en fazla uyan kimse, Allah katında en üstün görülmektedir. Dolayısıyla ırk, dil, renk, coğrafya vb. özellikler üstünlük kaynağı olamaz. Çünkü hiçbir insan, milletini, dilini, rengini ve vatanını seçme hakkına sahip değildir. Allah, onu yaratırken bu konudaki arzu ve isteklerini de sormamaktadır. Dolayısıyla bu özellikler çekişme, çatışma, düşmanlık, övünç ve üstünlük aracı görülmemelidir. Bunun yerine birleşme, kaynaşma, tanışma, yardımlaşma, huzur, barış ve mutluluk vasıtası olarak kullanılmalıdır.

Kur’ân, insanların farklı dilleri konuşmasını, değişik renk ve tenlere sahip olmasını Allah’ın varlığını ispatlayan apaçık deliller arasında saymaktadır. Ancak bu deliller sadece düşünen ve aklını kullanan insanlar tarafından algılanabilmektedir. “Allah’ın varlığının delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) ibretler vardır.” (4)

İnsanların kullandığı en önemli ve en etkili iletişim aracı dildir. Aynı zamanda bir toplumun kültürel değerlerini oluşturan ve o toplumu ayakta tutan; edebiyatı, sanatı, bilim ve tekniği, dünya görüşünü, ahlâk anlayışını, musikiyi kısacası kültürel mirası korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın yegâne vasıtasıdır. Bu sebeple dil, toplumun şahdamarıdır. (5)

İbn Haldûn’un belirttiği gibi dil ve dilde kullanılan kelimeler, anlamın, düşüncenin ve duyguların kalıpları ve kapları mesabesindedir. (6) Bir millete ait bütün değerler, kültürel birikim, duygu ve düşünceler dil kabına veya kalıbına dökülerek ifade edilir ve dil ile nesilden nesile aktarılır. Dolayısıyla dil, bir milletin duygu ve düşünce hazinesidir. O, milletin kalbidir. O kalpteki her kriz, millet bünyesini ölüme bir adım daha yaklaştırır.

Çinli filozof Konfüçyüs, dilin toplum hayatındaki önemini şöyle anlatıyor: “Bir memleketin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç şüphesiz dili gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise, kelimeler düşünceyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilemezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görev ve hizmetin gerektiği şekilde yapılamadığı yerlerde âdet, kural ve kültür bozulur.  Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki, toplum hayatında hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” (7)

Dil, bir değerler bütünün sözle, yazıyla, işaretlerle veya sembollerle ifade edilme şekli olarak karşımıza çıkmakla birlikte bir toplumun sosyal yapısının, kültürünün, gücünün, gelişmişliğinin ve entelektüel seviyesinin aynası konumundadır. Çünkü bu değerlerin tamamı, dilde kendini bulmakta ve dile yansımaktadır. Bu sebeple bir dilin güçlü, zengin, gelişmiş ve ifade gücü yüksek olması, o dili konuşanların sosyal, siyasi, teknolojik, ekonomik gücüne; eğitim, kültür ve gelişmişlik düzeyine bağlıdır.

İngiliz devlet adamı William Churchill kendisine “Shakespeare’den mi, yoksa Britanya’ya bağlı adaların birinden mi vazgeçersin?” diye bir soru sorulduğu takdirde “adadan vazgeçerim” şeklinde cevap vereceğini söylüyor. (8)  Churchill, bu düşüncesiyle kültürün, edebiyatın ve onların yegâne ifade vasıtası olan dilin toplumsal hayattaki önemini vurgulanmaktadır.

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birliği tesis eden unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki milletin varlığı, ancak dilin varlığıyla mümkündür. (9)

Sonuç olarak diyebiliriz ki, dil ile toplum arasında çok sıkı bir bağ vardır. Toplumun olmadığı yerde dilden bahsedilemeyeceği gibi dilsiz toplumdan da bahsedilemez.

_____________________

(1)     Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim, s. 11, 64.

(2)     İbn Sînâ, eş-Şifâ el-Mantık el-‘İbâre, s. 2.

(3)     Hucurât suresi, 49/12.

(4)     Rûm suresi, 30/22.

(5)     Doğan Aksan, a.g.e., s. 64; Muharrem Ergin, Üniversiteler İçin Türk Dili, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1986, s. 7 vd.

(6)     İbn Haldûn, el-Mukaddime, (thk. Dervîş el-Cuveydî), Beyrut 1996, s. 577.

(7)     İsa Kayaalp, İletişim ve Dil, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1998, s. 58.

(8)     İsa Kayaalp, a.g.e., s. 57.

(9)     Muharrem Ergin, a.g.e, s. 10.

 

/// Dr. Ramazan DEMİR’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (1 Ekim 2009, 2. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Fikir Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.