BÜYÜK KAHRAMAN OSMAN BATUR ve DOĞU TÜRKİSTAN CİHADI ÜZERİNE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
30 Ocak 2012

 

BÜYÜK KAHRAMAN OSMAN BATUR

ve DOĞU TÜRKİSTAN CİHADI ÜZERİNE

 

Osman Batur, 1899 yılında Doğu Türkistan’ın kuzeyinde kalan Altay vilayetinin Köktogay bölgesinde dünyaya geldi. Kazak Türklerinin Orta Cüz’ündendi ve Molki boyuna mensuptu.

Osman Batur’un güçlü ve heybetli bir yapısı vardı.1.85 boyunda, kısa-kalın boynu ve yarı kapalı-kısık gözleri vardı. Kırışık kaş arası, yüzüne şahsiyetini yansıtıyordu. Çok az konuşurdu ve her konuda kendine güveni tamdı. 40 yaşına kadar hayvancılık ile uğraşmıştır.

Bu büyük mücahid, ilk dini bilgilerini, âlim olan dedesinden alır ve hayatını takva ile geçirir. Cengâverliği, kendisinden önce Çinliler ile savaşmış büyük mücahid Böke Batur’un yanında öğrendiği rivayet edilir. Böke Batur’un şu sözü, Osman Batur’a ve mücahidlere ümit aşılamıştır: “Bir gün biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü’ndeki kum taneleri kadar olsa bile.”

O vakitler Türkistan genelinde halk, zulme ve kırıma uğruyordu. Halkın önderleri, âlimleri katlediliyor; mülkleri gasbediliyor; camileri yakılıp yıkılıyordu. Köktogay bölgesinde, işgalci Çinli kaymakamın camiye çizmeleri ile girmesi üzerine halk, kaymakamı ve onlarca Çinli askeri öldürür. Bunu üzerine işgalciler müslüman Türklerden silahlarını toplamaya başlar.

Babasının silahını teslim etmesine rağmen Osman Batur kendisininkini teslim etmez “Bugün silahlarımızı alanlar, yarın her şeyimizi alırlar. Ben silahımı teslim etmem” diyerek savaşmak için dağlara çekilir. Hemen ardından arkadaşları, oğulları ve nice baturlar savaşa katılır. Bu şekilde güçlenen ve taarruzlar düzenleyen Osman Batur, işgalcileri korkutmaya başlamıştır. İçinde kendi akrabasının da bulunduğu bir heyetin, silah bırakmasını istemesi üzerine “Çinlilerin güçleri yetiyorsa, silahımı gelip kendileri alsınlar” diyerek meydan okur. (Hatta bir rivayete göre basit bir kementle uçak düşürmüştür, böylesine gözü kara bir kahramandır.)

Böylece Altay Dağları yine şanlı bir mücahedeye tanıklık etmeye başlar. Çanakkale’ye yavrularını Allah yoluna kurban olsunlar diye kınalayarak yollayan analar gibi, Osman Batur’un anası Ayça Hanım da “Bizim canımız, bizden önce hayatını, bu dava uğruna feda edenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için bizler de canımızı vermeye hazırız.” diyerek yaptığı konuşmalar ile hem oğluna destek oluyor hem de Müslümanları cihada davet ediyordu.

Osman Batur ve mücahidleri 1943 yılı içinde, Altayları, Rus ve Çinli işgalcilerden tamamen temizlemiş ve sıra şehirlere gelmişti. Bu yıl düzenlenen bir kurultay tarafından “Batur” ve Altay Türklerine “Han” ilan edildi. (Batur, kahraman, yiğit demektir.)

Altay’larda ve Türkistan’ın diğer bölgelerinde gelişen isyanlar neticesinde 1945 yılında “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” ilan edilince Osman Batur, hükümet tarafından Altay vilayetine, askeri vali tayin edilerek Urumçi’ye davet edilir.

Urumçi halkı merakla O’nu bekler. 400 kişilik kafile ile şehre giren Osman Batur’u, Türkiye’de vefat eden büyük mücahid İsa Yusuf Alptekin karşılar. Burada dergileri, okulları ve çeşitli kuruluşları ziyaret eder. Davet edildiği bir konferansta kendisi hakkında methiyeler düzen gençlere hitaben şöyle der: “Milletim beni, benden daha iyi tanıyor ve onların beni tanıması demek, vatana, istiklale ve hürriyete sahip çıkması demektir. Milletimizde bu ruh oldukça ebediyen hür yaşayacağız.”

İşgalci Çinliler mücahidlere karşı durabilmek için hususi ordu oluşturma yoluna giderler. Tam teçhizatlı bir ordu şeklinde çil sürüsü gibi Doğu Türkistan’a yayılırlar. Osman Batur gittikçe zora girer, çünkü Sovyetler, Moğollar ve Çinlilerden müteşekkil düşman hattının karşısında yok denecek kadar az teçhizat ve el yapımı tüfekler ile savaş vermektedir. Bu orantısız güce ve coğrafyanın kendisinden kaynaklanan zorlukların yanında, acımasız Türkistan soğuğuyla ve binlerce kişilik, on binlerce hayvanlık göç kafileleri ile uğraşıyordu.

Şubat 1951′de mücahidlerin bulunduğu Kayız bölgesine saldırıya geçen 8. Kızıl Alay ile girişilen çetin çatışmalarda Çinliler üstünlüğü sağlarlar. Osman Batur tek başına Çin hattını yararak buz tutmuş Kayız Gölü’ne doğru ilerler. Fakat maalesef atının tökezlemesi sonucu düşer, hemen silahına sarılır ve birkaç Çinliyi öldürür, fakat silahı tutukluk yapar. Kamasını çıkarıp ilk gelenin suratına vurur. Ve sonra…

21 Şubat 1921′de işgalciler Urumçi radyosundan Osman Batur’un yakalandığını büyük bir sevinçle duyurur.

Büyük kahraman, üç sene evvelinde şölenle girdiği Urumçi’ye bu sefer Çinli cellâtlar ile girmektedir. İki ay süren işkence döneminden sonra, göstermelik mahkeme, kararını 15 Nisan 1951′de açıklar: Devrim düşmanlığı (!) suçundan idam…

29 Nisan’da şahadete gidecekti büyük kahraman. O sabah tabiat olayları normal seyrinin dışında idi, Urumçi’de hava kapkara idi. Çünkü baturlarının idamını protesto eden halk ormanları yakmıştı. Çinli muhafızların gözlerinde, kendilerine doğru tüm heybeti ile yürüyen Osman Batur’a karşı korku beliriyordu, zorla meydana getirilen halk arasından tekbir sesleri geliyordu.

 

Çinliler nişan almış bekliyorlardı. Osman Batur, “Allahu Ekber” dedi ve ardından kurşun sesleri geldi. Sanki namaz kılıyordu; önce dizüstü düştü, sonra alnı secdeye vardı. Bir rütbe daha kazanmıştı: Şehidlik…

Oğulları Şerdiman ve Nebi ise cihada devam ediyordu. Büyük kahramanın oğulları da kendisi gibi destan yazmaktaydı. Çivili sopalar ve tüfekler ile uçaklara, tanklara meydan okuyorlardı. 1953 yılına kadar direnen oğulları, işgalci Çinliler ile yaptıkları anlaşma sonucu direnmeye son verdiler. Çin Komünist Partisi, tarihte bir ilki yapıyordu, yenildiğini kabul ediyor, anlaşmaya oturuyordu. Anlaşma şartlarından biri de Şehid Osman Batur’un naaşının teslimi idi. Nihayet naaş alınır, Köktogay bölgesindeki Kürti ağuluna defnedilir. Buraya yapılan türbe, sonraları, Çin uçakları tarafından çok kez bombalanacaktı.

Büyük kahraman tekbirler ile şahadet şerbetini içmişti. Lakin kendisinden 8 sene sonra yine büyük çapta bir isyan başlatıp sonraları yakalanacak olan Fetheddin Mahsum, işkence sırasında sürekli “Allahü Ekber”, “Yaşasın Şarki Türkistan” dediğinden, idam edilmeden önce dili iğneyle dikilerek sehpaya getirilecekti. “Ne ağır bir imtihandır, başındaki, Türkistan!”

Belazuri, şöyle der, Türkistan için: “Allah’ın yeryüzündeki cenneti“. Burada her şey destanlıktır. Mücahidleri, gölleri, dağları… Bu cennetin çocukları ağlıyor şimdi. Kadınları, yaşlıları ve 35 milyon şehid intikamının alınması için bekliyor, yeni Osman Batur’ları, Emir Yakub’ları, Fetheddin’leri…

[Not: Bu yazı hazırlanırken; Osman Batur (Yusuf Z. Arpacık, İlteriş Yay., 2.baskı 2009 İstanbul), Göç (Godfrey Lias, Boğaziçi Yay., 4. baskı, 1992 İstanbul) kitapları ile Dr. Ömer Kul’un habermedyaturk.com sitesinde yayınlanan makalelerinden yararlanılmıştır.]

 

* Abdurrahman Hacımelek tarafından hazırlanan bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nin 15 Aralık 2010 tarihli 7. sayısında yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Büyüklerimiz | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.