AYDIN OLMAK, AYDINLI TOPLUM OLMAK

Oleh: Haydar Murad Hepsev
16 Ocak 2012

AYDIN OLMAK, AYDINLI TOPLUM OLMAK

 

Her insan doğar, büyür; bir meslek edinir, bir aile kurar, kendisinin ve ailesinin geçimini üstlenir. Bunları yapabilmek için gerekli araçları edinmek ister; barınmak için eve, ulaşım için arabaya, sağlıklı olmak için yemeğe ve ilaca muhtaçtır. Her insan yer, içer, giyinir; toplumda kendine bir yer edinir; tehlikelerden korunur; geleceğini teminat altına almaya çalışır ve böylelikle bir ömür sürer. Bunlar daha çok bedene ait zorunluluklardır. Bir dereceye kadar hayvanlar âlemiyle benzer özelliklerdendir. Hatta bitkiler bile bu zorunluluklarla kuşatılmıştır.

Gerçek insanlık bundan sonra başlıyor. İnsanı gerçekten insan yapan öz, hayvanlar ve bitkilerle beraber olduğu özelliklerden sonra başlıyor. Fakat insan bir bütündür; onun beden (biyolojik-fizyolojik) ve ruh (psikolojik) yönleri birbirinden ayrılmaz, sürekli etkileşim halindedir ve dengede olmak zorundadır. Bir yöndeki eksiklik veya rahatsızlık diğer tarafta da mutlaka etkisini gösterir. Bu durum bütün organlar için az çok geçerlidir ama kalp işte bu dengenin de merkezi konumundadır. Beyinden bağımsız çalışan tek organ olan kalp eğer diriyse vücut da ruh da diridir; sağlıklıysa bütün beden de sağlıklıdır.

Bir tek insan için geçerli olan elbette ki toplum için de geçerlidir. Canlı insanlar, diri bir toplum oluşturur. Sağlıklı bir toplum ise canlı ve diri bireyler ortaya çıkarır. Üzerine ölü toprağı saçılmış bir toplumsa düşük veya sakat doğumlar yapar. Toplumun kalbi de kendi içinden çıkan aydınlar ve önderlerdir, düzelmesi veya bozulması aydın ve önderlerinin eliyle gerçekleşir. Nasıl ki kalp canlı ve diri ise bütün vücut da canlıdır; milletin aydınları ve kurumları da sağlıklı ve diri ise bütün toplum da bundan mutlaka etkilenir. Devleti canlı ve güçlü bir devlet haline gelir; o toplumun, o devletin ait olduğu medeniyet de art arda gelen muazzam dalgalar gibi büyük hamleler yapıcı bir güce erişir. Hamle yapmak, atılım gerçekleştirmek yaşama sevinciyle olur. Kendini dengede tutmayı başarabilen insan veya toplumlara has bir özelliktir: Yaşama sevinci ve atılım gücü. (Geleneğimiz bunu muhabbet, aşk, şevk, meşk, neşe ve neşve kelimeleriyle anlatmıştır.) Gözlerde parlayan ışık, yüzde beliren parlaklık, hareketlerde görülen ahenk ve tutarlılık, az zamanda çok iş başarabilme yaşama sevincinin belirtilerindendir. Mesafeleri kısaltıp bireyleri ve toplumları kanatlandıran, hayatı kolaylaştıran, zorluklara ve engellere karşı direnci arttıran bir kutlu duygudur.

Yaşama sevinci kaybedildiğinde ise karamsarlık ve başarısızlık başlar. Mevcut durumu koruma ve gündeliği kurtarma telaşı boy gösterir. Dengeler bozulur ve hastalıklar baş gösterir. İsteksizlik hâkim olur, merak ve araştırma duygusu ölür. Aşırı uçlar arasında bir sarkaç gibi sallanma dengesizliği oluşur. Nerede, hangi işi, ne zaman yapmanın doğru olacağını bilememe çukuruna düşülür. Her şeyin en kötüsü, artık kendini toparlamak ve düzeltmek iyice zorlaşır. Kendini düzeltemeyen bir insan veya toplumun, rüzgârın önündeki yapraktan farkı yoktur. Yaşama sevincini, atılım gücünü kaybedenler, olaylar ve sorunlar karşısında, ırmağa düşmüş bir dal gibi iradesiz olurlar.
* * *

Kaliteli bir aydın kadrosuna sahip toplumlar, ilerleme ve gelişmeyi rahatça başarırlar. Bilgili ve tecrübeli, ileri görüşlü ve güçlü önderleri olan milletlerin kimseden korkusu yoktur. Kafası ve gönlü yüce, diri ve canlı, fikir ve amaç sahibi, fedakâr ve sağlam olan ne kadar çok aydın ve önder varsa bir toplum o kadar güçlü demektir. Kalbi ve beyni o kadar güçlü demektir. Gününden ve geleceğinden o kadar emin demektir.

O halde, gelin, bunun için çalışalım. Uygarlığımızı ve toplumumuzu yeniden yükseltecek insanların yetişmesine önayak olalım. Her alanda kaliteli insanlar ortaya çıkarmaya kendimizi adayalım. Yeniden yoklayalım kalbimizi ve yeniden inşa edelim. Yüreğimizi yeniden yetiştirelim. Bilgili, becerikli, fikir ve ideal sahibi, sabırlı ve fedakâr bir nesil ortaya çıkarmak için, hepimiz, kolları sıvayalım.

İnsanlara neşeyi ve şevki aşılayalım. Sevgiyi ve merhameti hatırlatalım. Yaşama sevinci ve atılım gücü doğuracak çalışmalar yapalım. Kendimize, arkadaşlarımıza, etrafımıza muhabbet saçalım.

“Her zafer biraz hasar ister.” demiş şair. Kazanırsak, kazandıysak ne önemi var, hasarın. Yorulmanın, terlemenin, çile çekmenin ne önemi var, eğer o kutlu yardıma ulaştıysak…

 

*Haydar Murad Hepsev’in bu yazısı, Odak (Nisan 1993, s.88–91) kitabında ve yeniden ele alınarak Destan Dergisi’nde (Haziran-Temmuz 2002, 2. sayı, s.5) yayınlanmıştır.

Etiketler: , , , ,

Kategori: Fiil Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.