AYASOFYA

Oleh: Haydar Murad Hepsev
21 Mart 2012

AYASOFYA

dönüşlerin bitmedi mi güzelim
dışında yönelimlerin, ötesinde düşlerin
secde etmeğe geldim gölgesinde kubbenin,
ayasofya
benim zor açan çiçeğim,
minarelerin
ince belli dört gelinim.

kapından döndürdüler beni neyleyim
girmek için mülküme bilet kestirdim,
yırtıp biletimi ulaşırken mihrâbına
sağında solunda asılıydı muhteşem birkaç levhâ
onlardı güyâ yalnız benim
garipsediği ziyaretçilerin,
secde ettirmeyen ise
secde nedir bilmeyen uzak vârislerin.

ayasofya
vakıflarla beslediğim
kütüphânelerle desteklediğim,
okudum kitabımdan ki uzak varislerin
saf çağlarında
çarmıhların öncesinde, hahamların sonrasında
soluğu gelirken, isâ gelirken
yanına bâkirelerinin
her girişinde zekeriyya
onu bulmaz mıydı secde ederken?
incilin içine kurt düşürenler
seni benden gelip soymak ister
ayasofya nazla açan çiçeğim
onlarınsa cesedin, rûhun benim.

secde nedir bilmeyen uzak vârislerin
kesmişlerdi yolunu kendi kollarımla
vurmuşlardı çanakkale kemiklerimden zincir
bukağılar ki estergon kalesi
kapında yemenlerce döndürenlerdenim
nillenen tunalı gözlerim.

ayasofya
türbelerle bezediğim
dört duvaklı gelinim
yolların varmış çıkan katlarına
tırmandım yokuşlarına sakaryanın yokuşlarınca
ulaştığımda selamlığına
ağlıyor buldum meryemi kucağında masum isâ
ve halimizi mesîhe sunuyordu vaftizci yahya:
‘acıma bu sakson kılıklı heriflere
atların ahırını layık gördüler kendilerine
oraya giriyorlar salınarak ibadete
sadece müezzinden etmem şikâyet
bir o yanık ve yankılı sultanahmede’

tırmanarak merdivenlerine yürüdüm çağlar ötesine
mısırda papirüs, romada mermer, çinde ipekten
ve bizansta fağfûrdan
imparatorlar gördüm,
resmetmişler sana
gördüm nice eceler
ellerinde pırıl pırıl inciler
fatihler kadrini yüceltir diye
sunuyorlardı birer birer mesîhe
ayasofya incilerle bezediğim
nerende, göster incilerim.

mülkümün ibadetsiz mâbedi ey ayasofya
latin şapkasını tekmeledi ilk sahiplerin
kıvançla teslim etti, tapunu elimize
geldiler ve yıllar sonra seni
soydular bizi uzak varislerin.

kapanmasa ne çıkar ki secdeye
senin mihrâbında dünyâ bedenim
gelecektir rûhum yağmur sonrası
nisanda başlayıp mayısa ulaşan
denizde yürüyüp karada yüzen
bir yağmur sonrası
buraktan bir eleğimsağmayla
edecektir secde torunlarımla
dinleyecek hutbeyi inananlarla
minberinde olacak muhmûd bir hatip
gürleyecek gök götürmez sesiyle:

evrenin sahibine övgülerin en yücesi
elçisine, önderine, ordusuna kutluluk
yeniden açıldın, bu ne mutluluk.

*Hayreddin MERAL’in bu şiiri, Kültür Dünyası Dergisi’nde (Temmuz 1997, Sayı 3) yayınlanmıştır.

Etiketler: , ,

Kategori: Şiirler | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.