AH! ŞU AŞKTAN VE ATEŞİNDEN

Oleh: Haydar Murad Hepsev
26 Haziran 2012

 

AH! ŞU AŞKTAN VE ATEŞİNDEN


âh mine’l-aşki ve hâlâtihî
ahraka kalbî bi-harârâtihî

Şeyh Gâlib (kuddise sirruh) hazretlerine ait olan bu çarpıcı şiiri Arapçadan bugünkü dile şöyle aktarabiliriz: “Ah, aşktan ve onun hallerinden (nedir çektiğim)…  Hararetiyle kalbimi yaktı, (yangın yerine çevirdi.)”

Bu güzel şiiri (ve günümüzde fütursuzca kullanılan) “aşk” kelimesini iyice anlayabilmek için Bakara Suresi’nin 165. ayetinin iki farklı mealini okuyalım, sonra âcizane diyeceklerimizi diyelim.

“Ama hâlâ Allah’a rakip gördükleri varlıklara inanmayı tercih eden ve onları (yalnızca) Allah’a özgü (olması gereken) bir sevgi ile seven insanlar var: Hâlbuki imana ermiş olanlar, Allah’ı, başka her şeyden daha çok severler. Zulüm yapmaya şartlanmış olanlar, (Kıyamet Günü) azaba uğratıldıkları zaman görecekleri gibi, bütün kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın cezalandırmada ne çetin olduğunu da keşke görselerdi! (Muhammed Esed)”

“İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutarlar. Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise, Allah sevgisi her şeyden üstündür. O zalimler, azabı görecekleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a mahsus olduğunu ve Allah’ın da şiddetli azap sahibi olduğunu bir bilseler… (Şaban Piriş)”

 

KUR’AN’DA “AŞK” VAR MI?

Aşk kelimesinin Kur’an’da olmadığı, sevgi anlamına gelen “hubb” kökünden kelimelerin bulunduğu söylenir. Hem doğrudur, hem yanlıştır. Evet, bizatihi “aşk” kelimesi yoktur, onun için doğrudur. Lakin bu ayetteki “eşeddu hubben lillâh (Müminlerin Allah’a olan sevgisi, en şiddetli bir sevgidir)” cümlesi ise hatta aşktan da daha şiddetli, derin, yüksek ve yüce bir sevgiyi ifade etmektedir. Çünkü “eşedd”, “ef’al yani ism-i tafdil” veznindedir, yani en üstünlük (superlative) sıfatı veya zarfıdır. Yani “Müminlerin Allah’a olan sevgisi”, sevgilerin içinde en üstün, en yüksek, en yüce ve en derin bir sevgidir; bu sebeple “aşk”tan bile üstündür.

Günümüz insanı aşktan ancak bir kadın veya erkeğin birbirine (cinsel cazibeyle) duyduğu sevgiyi anlıyor. Evet, bu da aşktandır ama aşk sadece bu değildir. Ebeveynin hele annenin çocuklarına olan sevgisi, aşk değil de nedir? (Kim sabahlara kadar uykusunu feda eder; hayatının sonuna kadar, kim, başka birisi için hem de büyük fedakârlıklar eder?) Kedilere ve bazı hayvanlara olan düşkünlük, mertebesi düşük bir sevgi midir? İnsanoğlu, hatta bazen bir taş parçasına bile sevgi duymaz mı? Duyar, doğrudur, sever ve âşık olur; lakin bu sevgiler, müminlerin Allah’a olan sevgisi yanında çok daha düşüktür. Bir örnek verelim:

Bir kadın ya da erkek, karşı cinsten birine âşık olur; aşkından geceleri gözüne uyku girmez, hep sevdiğini düşünür, sevdiği için yapamayacağı bir şey yoktur; hatta aşkı için kendisini dünyaya getiren, besleyen ve büyüten ailesine bile karşı çıkabilir. Bir mümin ise bundan çok daha fazlasını yapar. Allah’ın sevgisini, rızasını kazanmak için günde 5 vakit namaz kılar, sırf Allah emretti diye yılda bir ay aç kalır, oruç tutar; her sene malının beşte birini zekât olarak verir; memleketinden kalkar, ta Hicaz’a gider, hac ve umre yapar. Geceleri kalkar, teheccüd kılar, gözyaşı döker; gönderdiği kitabı okur, hatta ezberler, her daim kitaba uymaya çalışır. Allah’ın rızasını kazanmak için onun ismini dilinden düşürmez, zikir çeker, tefekkür eder; her daim ona şükreder. Cihada çıkar, kolunu bacağını verir; hatta “canını” dahi verir. Hadi bakalım, o kadın ya da erkeğin sevgisi mi aşktır; yoksa bir müminin Allah’a olan bağlılığı mı aşktır, aşktan bile yücedir?

O’nun kulu ve habibi (yani sevdiği) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bir müminin duyduğu aşkın yüceliği karşısında bütün dünya eriyiverir. “Anam babam, sana feda olsun” sözü yanında, (Allah’a olan muhabbet hariç) bütün aşklar, anlamsız kalmıyor mu? O’nun ismi geçtiğinde salâvat getirmeler, hatta yüreklerin hoplaması; aşktan bile üstün değil de nedir? Ehl-i Beyt’e, müminlerin duyduğu sevgi, ne ile kıyaslanabilir? Peygamber varisi bir âlime, arife, veliye müminlerin hürmet ve rağbeti, Hz. Mevlana’mızın deyimiyle “gülü bulamayanların gülsuyuna yönelmesi” misilli bir kuvvetli aşk değil midir

Evet, Galib Dede’nin dediği gibi aşk yakar, yıkar, kavurur; perişan eder, meczub ve hatta deli eder; amma bir halden bambaşka bir hale geçirir; hamuru ekmek, adamı adam eder; çiğ olanı pişirir, insanı kemale eriştirir. “Ey iman edenler, iman ediniz”* ayetindeki sırlardan birisi de bu değil midir: “Ey müminler, Allah’a aşk derecesinden de şiddetli bir şekilde iman ediniz” manasına gelmez mi? İman, inanan kişide şiddetli bir şekilde tezahür etmezse “kalbe kadar inmeyen”** ve makbul olmayan bir derecede kalmaz mı?

Bizce aşk, âciz kalemimizin anlatamadığından da ötede, böyle bir şeydir. Biz eşimize ve çocuklarımıza, O’nun emri, rızası ve hoşnutluğu için sevgi ve saygı duyarız. Allah’ın ihsanıyla beşer olarak zaten sevdiğimiz ehlimize olan sevgimizi böylece kutsallaştırmış oluruz. Kadın ve erkek arasında cinsel cazibeyle var olan yakınlığı, yanlış kullananlarsa aşkın kıyısından bile geçemezler, onlar süfli sefihlerdir. Asıl ve gerçek âşıklar, ancak müminlerdir. Fuzûlî’mizin dediği gibi “Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.”

Gerçek âşıklar biziz, onlarsa hayvanlarla aşağı yukarı denk olan sevgileriyle yaygara koparırlar, o kadar. Onların “aşk adamı” dedikleri, hayatını zina ile geçirmiş olup da yaşlanınca yüzleri buruş buruş hale gelen pespayelerdir. Hz. Mevlana, Yunus Emre, Mehmed Âkif, Bediüzzaman, Necip Fazıl ve daha nice büyüklerimiz gibi iman aşkı için hayatı çilelerle geçmiş olanlara denir, asıl “aşk adamı.” Onlar, mecazi aşktan hakiki aşka yükselerek kendi zamanlarında, hatta ta bugüne kadar nice insana gerçek aşkı bir güzel öğretmişlerdir.

 

 

ŞİİRİMİZDE “AŞK”

Yukarıdaki resim veya benzerleri, günümüz insanı pek bilmez, eskiden evlere asılırmış. Merhum pederimin Manisa’daki arkadaşlarından birinin evinde, ben de bir tanesini çocukken görmüştüm, dikkatimi çekmişti, özellikle “he”nin gözlerinden akan yaşlar. Ama sonradan öğrendim ki böyle resimler, köy evlerinde bile bulunurmuş; ecdadımızın sevgiye ve aşka olan bağlılığının tezahürü olsa gerek…

Bizim edebiyat ve şiirimiz de bütünüyle “aşk”tan bahseder, lakin ulvi ve âli bir aşktan elbette. Kur’an ve Sünnet’e uyan, edeb ve terbiyeyle süslenmiş, incelik ve zarafetle yükselmiş bir aşktan… Tevhid ve Münacatlar Allah’a; Na’tler Hz. Peygambere, kasideler Ehl-i beyte, ehlullaha, büyüklere; gazellerse güzellere olan sevgi, saygı ve aşkın en güzel ifadeleri olmuştur.

Klasik edebiyatımızda “aşk”ı en güzel anlatan, hatta “aşk” denince ilk akla gelen Fuzûlî’mizden bir beyt ile bitirmeye çalışalım, aşk u muhabbet üzre olan sohbetimizi:

aşk derdinin devâsı kaabil-i derman değil
terk-i cân derler bu derdin mu’teber dermânına

Nesre de çevirelim: “Aşk derdinin devası yoktur; aşk, derman kabul etmez. Bu dertten kurtulmanın en geçerli ilacı, canı terk etmektir, öyle derler.”

***

Rabbimiz hazretleri el-Latiyf celle celaluhu ism-i şerifi hürmeti aşkullah, aşk-ı Resulullah, muhabbet-i Ehl-i Beyt, muhabbet-i ehlullah ve evliyaullah; hürmet ve muhabbet-i Kur’an ve Sünnet nasib eylesin, âmin. Ömrümüzü aşk u muhabbetle zengin eylesin, âmin. “Eşeddu hubben lillah” kelime-i mübarekesine dâhil eylesin, âmin.

Âmin, elfe elfe âmin, ya Mu’în celle celaluhu…

___________________

* “Ey iman edenler, iman ediniz: Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba. Kim, Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederek küfre düşerse, tam ve derin bir şekilde sapıtmıştır. (Nisâ suresi, 136. ayet)”

** “Bedeviler, “Biz iman ettik” derler. (Ey Resulüm, onlara) de ki “Siz imana ermediniz. Velâkin “teslim olduk” deyiniz, çünkü (gerçek)iman (henüz) kalplerinize girmedi.  Allah’a ve Elçisi’ne gerçekten itaat ederseniz O, işlerinizden (yaptığınız iyiliklerin sevabından) hiçbir şey eksilmez. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. (Hucurât suresi,  14. ayet)”

 

/// Haydar M. Hepsev’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nde (5 Aralık 2011, 10. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Şiir Tercümeleri | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.