ÜSTAD NECİB FÂZIL’LA İLGİLİ BİR ARŞİV BELGESİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
22 Ocak 2012

 

ÜSTAD NECİB FÂZIL’LA İLGİLİ BİR ARŞİV BELGESİ

 

 Talip MERT(1)

 Necip Fâzıl’ın 100. Doğum yılına nâçiz bir hâtıra olmak üzere Osmanlı Arşivi’nde ve Şer’î Siciller Arşivi’nde yaptığım araştırmalarda onun adına rastlamak da nasib oldu. Bu araştırmanın esas konusu Üstad’ın dedesi Maraşlı Kısakürek-zade Mehmed Hilmi Efendi (1841- 28.04.1916) idi. Üç aylık bir inceleme sonucu ortaya çıkan dört sayfalık bu ilk metin, 6–8 Mayıs 2004 tarihinde Kahramanmaraş Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunuldu. Aynı metin Kültür Bakanlığı’nın “Necip Fâzıl 100. Yıl Hatıra Kitabı”nda da yer aldı. Ama ilk üç aylık süre içerisinde Üstad’ın adının geçtiği bu belgeyi bulmak ve yayınlamak nasip olmadı.

Söz konusu bu belge Üstad’ın babası Abdülbaki Fazıl Bey’in (21.07. 1889- 17.10. 1921) vefatı üzerine açılmış bir dava ile ilgilidir. İstanbul Şer’î Siciller Arşivi’nin Kısmet-i Askeriye Mahkemesi kayıtları arasında bulunan 26 Aralık 1921 (26 Rebiulâahır 1340) tarihli bu davanın konusu Fâzıl Bey’in ikinci eşi Fatma Nigâr Hanım’ın Fazıl Bey’in vefatı sebebiyle alamadığı 30.000 kuruşluk mihr-i müeccelini kayın validesi Hatice Zafer Hanım’dan talebi ile ilgilidir. Belgede geçen adresle ilgili Üstad’dan kısa bir bilgi aktarmak vesikanın daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur kanaatindeyim.

Üstad’ın anlatığına göre: “Babamın tavrı, anneme [Mediha Hanım’a] tahammül edemediği zamanlar ‘götürün’ diyor; çocuk kadını, sokağa yakın bir tarafta tuttukları bir evciğe taşıyorlar sokağa yakın bir tarafta tuttukları bir evciğe taşıyorlar” dediği ev(2) her halde bu ev olmalı. Belgenin mahiyeti şöyledir:

“Üsküdar Kâtib-i Adilliği’nin (noterinin) 14 Şubat 1337 (1921) tarihli vekâletnamesine göre Kadıköy Altıyol ağzında telefon şirketine bitişik 19 numaralı hanede sâkin Haydar Bey kızı Fatma Nigâr Hanım’ın annesi ve her hususa vekili Hüseyin Hüsnü kızı Huriye Hanım Muhallefât-ı Umumiye Kassamlığı Mahkemesi’nde [açtığı davada şu iddiada bulunmuştur]. İstanbul’da Peykhane yakınlarında Uzunşücaaddin Mahallesi Peykhane Caddesi 31 numaralı evde oturan Salim [Paşa] kızı Hatice Zafer Hanım muvacehesinde (yüzleşme, yüz yüze gelme) aynı caddenin 33 numara[sın]da sâkin iken 17 Ekim 1921 (Rûmî 17 Teşrin-i evvel 1337) günü vefat eden Kadıköy sulh hâkimi muavini Abdülbakı Fâzıl Bey b. Hilmi b. Ahmed [Necib]’in verâseti eşi Fatma Nigar Hanım ile annesi Hatice Zafer Hanım, Nigâr Hanım’dan doğma küçük oğlu Orhan, boşandığı eşi Aziz kızı Mediha Hanım’dan doğma büyük oğlu Necib Beylere ait olup başkaca bir vârisi [de] yoktur.

Müteveffa Abdülbakı Fâzıl Bey hayatta ve sıhhatte iken 29 Aralık 1918 günü Kadıköy Rasimpaşa Mahallesi Aziziye Sokağı 66 numaralı hanede, şâhitler huzurunda 30.000 kuruş mihr-i mua‘ccel (peşin) ve 30.000 kuruş mihr-i müeccel (ölüm veya boşanma halinde ödenmesi lazım gelen mihr) takdiri ile Nigâr Hanım’ın vekili… Sami Efendi, Fatma Nigâr Hanım’ı vekâletle Fâzıl Bey’e nikâhlamıştır. Fâzıl Bey’in nikâh için vekili ise Ârif Bey’dir. Bu şekilde Fatma Nigâr Hanım Fâzıl Bey’in vefatına kadar nikâhlı eşi olmuştur. Ancak Fâzıl Bey’in zimmetinde (borcu) olup da ödenmemiş olan 30.000 kuruşu almadan Abdülbakı Fâzıl Bey vefat ettiğinden [Huriye Hanım] merhumun terekesinden bu kadar meblağın müvekkilem namına tarafıma ödenmesini taleb ediyorum diye dava etmiştir. Ve [ayrıca] hazır bulunanlar huzurunda verâset hakkındaki ifadesine uygun bir ilm ü haber ile Dârulhilafe Kadılığı’ndan verilmiş bir akit name suretini de ibraz etmiştir.

Zafer Hanım da cevabında: “Oğlu Fâzıl Bey’in vefat ettiğini Fatma Nigâr Hanım’ın da vefatına kadar onun zevcesi olduğunu ikrar etmiş ama istenen miktar mihrden haberim yok” diyerek Huriye Hanım’ın mihr-i müeccel davasını reddetmiştir. [Bu durum karşısında yeni şahitler dinlemeye karar veren mahkeme] Huriye Hanım’ın şahit gösterdiği Kadıköy Osmanağa Mahallesi’nde sakin Nail Bey söz alarak [şunları söylemiştir]:

- Peykhane yakınlarında Uzunşücaaddin Mahallesi’nde Peykhane Caddesi’nde 33 numaralı hanede sâkin iken 17 Ekim 1921’de vefat eden Kadıköy sulh hâkimi muavini Abdülbakı Fâzıl Bey’in verâseti vefatıyla işbu vekile Huriye Hanım’ın kızı Fatma Nigâr ile annesi davalı Hatice Zafer Hanım ve Nigar Hanım’dan doğma küçük oğlu Orhan ile boşandığı eşi Mediha Hanım’dan doğma büyük oğlu Necib Beylere aittir, bunlardan maada vârisi ve terekesinden hak iddia edecek başka kimsesi [de] yoktur. Ve müteveffa Abdülbakı Fâzıl Bey’in hayatında ve sıhhatli günlerinde 29 Aralık 1918 (1334)’de Kadıköy’de Rasimpaşa Mahallesi Aziziye Sokağı’nda 66 numaralı hanede, şahitler huzurunda 30.000 kuruş mihr-i mua’ccel ve 30.000 kuruş mihr-i müeccel takdiri ile Fatma Nigar Hanım’ı akd ve tezvice (evlendirmeğe) vekili bulunan Sami Efendi vekâleten Fatma Nigar Hanım’ı Fâzıl Bey’e nikâhlamıştır.

Fâzıl Bey tarafından nikâh için vekili olan Ârif Bey de aynı şekilde vekâlet yoluyla Fâzıl Bey’i [Fatma Nigar Hanım’la] nikâhlamış, Fâzıl Bey’de bu akdi kabul eylemiş ve zifaf da gerçekleşmiştir. Mihr-i müeccel olan 30.000 kuruş da [hukuken] Nigâr Hanım’ın Fâzıl Bey’den alacak hakkıdır. Ben bu hususa bu şekilde şahidim ve şahadet dahi ederim, diye [mahkemede] şahitlik etmiştir.

Bir başka şahidin daha dinlenmesi lüzumu ortaya çıkınca davalı Hatice Zafer Hanım mahkemeye gelmediğinden taleb üzerine gıyabî muameleye başvurularak şahitlik yapmak üzere hazır olan Kocamustafapaşa Mahallesi Hacekadın (Hocakadın) Caddesi’nde 19 numaralı evde oturan Jandarma Dairesi Muhasebe Kalemi Kâtipliği’nden emekli Mehmed Efendi [söz alarak]:

- Peykhane yakınlarında Uzunşücaaddin Mahallesi’nde Peykhane Caddesi’nde 33 numaralı hanede sâkin iken 17 Ekim 1912 (1337)’de vefat eden Kadıköy sulh hâkimi muavini Abdülbakı Fâzıl Bey…’in verâseti vefatıyla zevcesi Fatma Nigâr Hanım, [Fâzıl Bey’in] annesi davalı Hatice Zafer Hanım, Nigar Hanım’dan doğma küçük oğlu Orhan ile boşandığı eşi Mediha Hanım’dan doğma büyük oğlu Necib beylere aittir. Bunlardan maada vârisi ve terekesinden hak iddia edecek başka kimsesi [de] yoktur. Ve müteveffa… Abdülbakı Fâzıl Bey’in hayatında ve sıhhatli günlerinde 1334 (1918) senesi Kânun-u evvel’inin 29. günü Kadıköy’de Rasimpaşa Mahallesi’nde Aziziye sokağı’nda 66 numaralı hanede, şâhitler huzurunda 30.000 kuruş mihr-i mua’ccel… Ve 30.000 kuruş mihr-i müeccel takdiri ile Fatma Nigar Hanım’ı akd ve tezvice (evlendirmeğe) vekili bulunan Sami Efendi Fâzıl Bey’e vekâleten Fatma Nigar Hanım’ı Fâzıl Bey’e nikâhlamıştır. Fâzıl Bey tarafından nikâh için vekili olan Ârif Bey de aynı şekilde vekâlet yoluyla Fâzıl Bey’i [Fatma Nigar Hanım’la] nikâhlamış, Fâzıl Bey’de bu akdi kabul eylemiş ve zifaf da gerçekleşmiştir. [Dolayısıyla] müvekkilem Fatma Nigar Hanım merhum Fâzıl Bey’in ölümüne kadar nikâhlı eşi olarak beraber yaşamışlardır. Mihr-i müeccel olan 30.000 kuruş da [hukuken] Nigâr Hanım’ın Fâzıl Bey’den alacak hakkıdır. Ben bu hususa bu şekilde şâhidim ve şahadet dahi ederim, diye [mahkemede] şâhitlik etmiştir.

[İlk şâhit] Nail Bey, mensup olduğu Osmanağa Mahallesi imamı Hafız Süleyman Efendi, mahallenin birinci muhtarı Mehmed Şevket Efendi ve ihtiyar heyetinden Süleyman Remzi Bey’den, [İkinci şahit] Mehmed Efendi de aynı şekilde mensup olduğu Kocamustafapaşa Mahallesi İmamı Hâfız Mehmed Tevfik Efendi, birinci Muhtarı Ahmed Efendi İhtiyar heyetinden de Ali Efendi’den [bu husus] evvela yazılı olarak gizlice, daha sonra özrüne binaen mahkemeye gelemeyen Nail Bey’in gıyabında, Fatma Nigâr Hanım ile Mehmed Efendi hazır oldukları halde adı geçen şahitlerden her birinin iyi hallerine, alenî ifadelerinden âdil ve şahadetlerinin de makbul olduğuna yazılı olarak [da kişiler şahitlik etmişlerdir.] Sarıgez (Sarıgüzel) yakınlarında Çıkrıkçı Kemaleddin Mahallesi’nden asker emeklisi Mülazım-ı evvel (üsteğmen) Ahmed Efendi, Kasımpaşa Cami-i Kebir Mahallesi’nde sâkin Berber Hasan Efendi.

Davacı Fatma Nigâr Hanım 30.000 kuruş mihr-i müeccelini merhum [Fâzıl Bey]’den tamamen veya kısmen veya bir başkası vasıtasıyla almadığına, onu ibra veya başkasına havale ettirmediğine, başka birisi tarafından da verilmediğine, bu hak mukabili olarak merhumun rehni olmadığına yemin ederek 30.000 kuruşun merhumun mevcut ve bu işe kâfi gelecek terekesinden ödenmesi iktiza eylediği tescil ve i’lam olundu. 26 Aralık 1921 (29 Rebiu’l-âhir 1340).”(3)

 

Bu vesikanın asıl kahramanı Abdülbakı Fâzıl Bey ve ilk eşi Mediha Hanım’ı oğulları Necip Fazıl’ın kaleminden takiple biraz daha yakından tanıyalım. (Önce Fâzıl Bey’in Osmanlı Arşivi’nde kayıtlı olan hayat hikâyesi, daha sonra da Üstad’dan bazı notlar.)

 

Abdülbakı Fâzıl Bey (1889 -1921)

Abdülbaki Fâzıl Bey Maraşlı Kısakürek-zade Mehmed Hilmi Efendi ile Hatice Zafer Hanım’ın iki çocuğundan biridir. Diğer çocukları kız olup adı da Meliha’dır. Abdülbakı Fâzıl Bey’in Osmanlı Arşivi kayıtlarına göre hayat hikâyesi şöyledir:

“Abdülbakı Fâzıl Bey,

Dersaadet (İstanbul) İstinaf Mahkemesi I. Riyasetinden emekli Mehmed Hilmi Bey’in mahdumudur. Kısakürek ve Necib Efendi-zade şöhretiyle bilinir. 21 Temmuz 1889’da (23 Zilka’de 1306 / 9 Temmuz 1305) Dersaadet’te doğmuştur. Hususi hocalardan sarf, nahiv, mantık, Fransızca, Rumca ve biraz da resim dersi almış olan Fâzıl Bey’in Fransızca okuyup yazdığı ve Rumcaya âşina olduğu tercüme-i halinde yazılıdır. Dârulfünun Hukuk Fakültesi’den a’lâ (iyi) derece ile 7 Ekim 1909 (24 Eylül 325) tarihinde şehadetname (diploma) almıştır. Bir müddet cinayet mahkemesi kalemine devam ederek 26 Eylül 1910’da 1000 kuruş maaşla ve Encümen-i İntihab-ı Adliye kararıyla Hudavendigâr (Bursa) Vilayeti İstinaf Mahkemesi a’za mülazımlığına (stajyer, yedek hâkim) ta‘yin olunmuştur. Ta‘yin tarihi ve maaşının miktarı, tercüme-i hal varakasının altında yazılıdır. Ve nezaretten de tasdikli olup Adliye Nezaret-i Sicill-i Memurin Müdüriyeti’nin derkenarında da beyan olunmuştur. Ayrıca cinayet mahkemesine nasıl devam ettiğini gösteren 10 Kasım 1909 tarihli tasdikname ile nüfus cüzdanı ve şahadetnamesinin tasdikli birer suretleri de idare-i umumiyece hıfz ettirilmiştir,  4 Ocak 1911. Abdülbakı Fâzıl Bey’in 14 Şubat 1911 tarihinde [Bursa’daki vazifesinden] istifâen ayrılıp 14 Haziran 1911 tarihinde 250 kuruş maaşla Adliye Nezareti İhsâiyyat ve Müdevvenat-ı Kanuniyye İdaresi’nin… Mukarrerat-ı Temyiziye şubesi muvazzaf mülazımlığına (kadrolu me’mur olarak) tayin ettirildiği adliye Sicill-i Me’murin Kalemi Müdüriyeti’nin 17 Aralık 1910 tarihli cevabî müzekkeresinde ifade kılınmıştır.” (4)

Fâzıl Bey’in Bursa’dan sonra Gebze’de savcılık yaptığını Necip Fâzıl’ın yazılarından öğreniyoruz. 4 Haziran 1916 tarihinde Fâzıl Bey Fatih Sulh Mahkemesi başkâtibidir. Daha sonraları Kadıköy’de sulh hukuk hâkimi muavini olduğu ise vefatından sonra çıkarılan verâset ilamından anlaşılıyor. Fâzıl Bey, Kadıköy’de hâkimlik yaptığı sırada 17 Ekim 1921’de vefat etmiştir.

Ruh yapısı çok farklı olan Abdülbakı Fâzıl Bey evinden ve âilesinden oldukça uzak ve ilgisiz yaşamış birisidir. Onunla ilgili düşüncelerini Üstad Kafa Kağıdı ile O Ve Ben’de epeyce anlatmıştır. Bahriye’de okurken bir hafta tatilinde kendisini Tepebaşı’nda Çardaş Fürstin operasına götürdüğünü söyler ve “babamdan gördüğüm bütün alâka bu kadardır” der. Bir de babası Fâzıl Bey’e yazdığı bir mektuba:

“Ne de güzel yazın ve üslubun varmış! cevabını verecek kadar oğlundan habersizdi.” (5)   diyerek babasından sıcak bir alâka göremediğini bu buruk ifadelerle resmeder. Üstad, devamla babası Abdülbakı Fâzıl Bey’i şu cümlelerle anlatır:

“O, girdaplar çizen, her türlü nefs muhasebesine yabancı, ne yaptığını ve ne istediğini bilmez bir rüzgârdı. Ve ne durgunlaşabildi, ne de kasırgalaşabildi, satıh üstü esip geçti.” (6)

Necip Fazıl’ın annesi Mediha Hanım da muhtemelen Fâzıl Bey’le aynı yaştadır. Fâzıl Bey onu ölümünden üç dört sene önce tahminen 1917 veya 1918’de boşamıştır. Bu konuda Üstad herhangi bir tarih yazmıyor. Ondan sonar Mediha Hanım, ağabeyleri Kerim ve Mustafa Beylerle yaşamış ve bir daha da evlenmemiştir. Mediha Hanım’ın ağabeyleri Soyadı Kanunu’nda Milar soyadını almışlardır. Annesinin boşanması sebebiyle Üstad, Bahriye Mektebi’nde okuduğu yıllarda hep annesinin dolayısıyla dayılarının yanında kalmış, babası Fâzıl Bey’le ciddi hiçbir teması olmamıştır. O kadar ki, babasının vefatını Erzurum’da Emniyet müdürü olan dayısı Kerim Bey’in yanında bulunduğu sırada öğrenmiştir.

“Dört yıl sonra, ben Erzurum’da dayımın yanındayken ölüm haberini alacak olduğum babamı bir daha görmedim ve onunla, o çağıma değin hayatımda hepsi bir günlük kadar konuşamadım.” (7)

Mediha Hanım ise uzunca bir ömürden sonra 90 yaş civarında 10 Haziran 1977’de(8)  ahirete intikal etmiştir. Üstad, annesi Mediha Hanım’dan: “Ne aldımsa annemden… Hayatı boyunca masum ve mazlum bu kadından aldığıma inanıyorum…” (9)   der. (Necip Fazıl Kısakürek üstadın babası ve annesi hakkında yazdıkları kısaca bunlardır. Hepsini almak bu makalenin sınırını çok aşacağından bu kadarla iktifa olundu.)

Abdülbakı Fâzıl Bey’in Mediha Hanım’la izdivacı 1903’tedir. Mediha Hanım Giritli Abdülaziz Efendi’nin yetime kızıdır. Bu evlilikten 1904’de Ahmed Necip ve 1905’de Selma adlı iki çocukları olmuş, Selma 6 yaşında iken Büyükdere’deki yalılarında vefat etmiş, Necip ise 25. 05. 1983’e kadar yaşamıştır.

Abdülbakı Fâzıl Bey’in Fatma Nigâr Hanım’dan doğan oğlu Orhan mühendislik tahsili yapmış ve uzun yıllar Amerika’da yaşamış ama İstanbul’da vefat etmiştir.

 

Netice

Abdülbakı Fâzıl Bey’in verâset i’lamıyla adı arşiv kayıtlarına giren Üstad’ı başka yerde, başka belgelerde de görmek isterdim.  Ama şimdilik nasip olmadı. Bildiğim kadarıyla en az iki yerde daha bu isme rastlamak mümkün idi. Birisi Büyükdere’de balık tutma hevesi ile denize düşmesi, diğeri de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arşivi.

Birinci ihtimale göre o zamanlar âfetlerde veya çok tehlikeli bir anda imdada koşanlara “Tahlisiye madalyası” verilirdi. Necip Fâzıl’ı denizden çıkaran ihtiyar Rum bakkala da böyle bir madalya verilmesi ihtimali vardı. Ama bakmış olduğum 1908- 1913 yılları arası kataloglarda kayıtlı 100 civarındaki “Tahlisiye Madalyası” belgesinde böyle bir isim göremedim.

 

İkinci ihtimal, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arşividir. Ancak bu arşivin yayınlanmış kataloglarında onunla ilgili hiçbir kayıt yoktur. Onunla ilgili kayıtların daha çok Deniz Harp Okulu arşivinde olabileceğini düşünüyorum.

***

Üstad’ın ism-i necibini Osmanlı arşiv vesikaları arasında görmek fakir için bütün hayatım boyunca karşılaştığım en mühim olaylardan birisidir. Belgeye dayalı olmak, elbette ki edebiyat tarihinin de en önemli vazifesidir. Onun için Üstad’ın biyografisine bir katkı yapabildiysem kendimi bahtiyar addeceğim.

______________________

 

(1) Öğretim Görevlisi, Marmara Ün. FEF Bilgi ve Belge Yönetimi (Arşivcilik) Böl.

(2) Kısakürek, O ve Ben, s. 17, Kafa Kağıdı, s. 48.

(3) Şer’i Siciller Arşivi, Kısmet-i Askeriye Mahkemesi  (V) Cilt 2104 sayfa 218- 220.

(4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Sicill-i Ahval defteri (SAİD. d, 172 / 271.

(5) Kısakürek, age s. 152–153.

(6) Kısakürek, age s. 154.

(7) Kısakürek age, s. 153.

(8) Kısakürek, Çile, 49. Baskı, Eko Matbaası, İstanbul, Ağustos, 2003, S. 502.

(9) Kısakürek, Kafa Kâğıdı, s. 46.

 

/// Talip Merd’in bu yazısı, Yüce Devlet Dergisi’nin 1 Eylül 2009 tarihli 1. sayısında (s.10-11) yayınlanmıştır.

 

Kategori: Üstadlarımız | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.