31 MART 2019 VE 23 HAZİRAN BELEDİYE SEÇİMLERİ ÜZERİNE

Oleh: Haydar Murad Hepsev
05 Temmuz 2019

31 MART 2019 VE 23 HAZİRAN
BELEDİYE SEÇİMLERİ ÜZERİNE
MİLLETİMİZE VE AK PARTİ’YE AÇIK MEKTUP

 

31 Marttan önce yazdığımız iki yazı ile başlayalım:

1. BEQA MESELEMİZ VE 31 MART SEÇİMLERİ

Kuzeyimizde Rusya; Batımızda AB, Yunanistan, Kıbrıs ve 12 adalar; güneyimizde İsrail, Suriye ve Irak; doğumuzda İran varken (ve hepsinden vatanımıza sayısız tehdid bulunurken)…

Terör örgütleri Fetö, Pkk (Hdp, Pyd, Ypg), Daeş, Dhkp-c bütün azgınlıklarıyla içte ve dışta iğrenç ve korkunç eylemlerine devam ederken…

Fetö (ve arkasındaki güçler) Chp, İp, Sp ve Hdp’yi elinde kukla gibi oynatırken…

1000 senelik tarihimizden ibret almayıp Haçlı ve Moğol istilalarını; I. Dünya Savaşı sonrasında vatanımızın dört bir yanının işgaalini; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbelerini; Gezi kalkışması ve 15 Temmuz kalkışmalarını unutup da…

“Beqa sorunumuz yoktur” demek, cehalettir, hamakattır!

Beqa sorunu sadece bizim omuzumuzda da değildir. Evet, İslam âleminin de beqa sorunu vardır. O sorun, bizim beqamızla çok yakından bağlantılıdır, et ve tırnak gibi. Selçuklu ve Osmanlı’nın tek gerçek varisi olan Anadolu insanı ve onun hâlihazırdaki devletinin beqası, İslam âleminin de beqası demektir.

31 Mart seçimleri, tarih ve coğrafyamızın bu ağır yükü altında, hakikaten mühimdir; beqa meselemizle direkt bağlantılıdır.

Aziz kardeşim, tarihini ve içinde yaşadığın coğrafyayı yeniden hatırla. Ecdadının dünya çapında nasıl kahramanlar olduğunu anımsa. Dostunu ve düşmanını iyi belle. Resmin büyüğünü gör. Ve kararını ona göre ver…

Bkz.https://www.facebook.com/yucedevletdergisiveyayinevi/photos/a.1080366641992312/2538986272797001/?type=3&theater

2. CUMHUR İTTİFAKINI DESTEKLİYORUZ!..

15 Temmuz 2016 hain kalkışmasına karşı gece gündüz demeden nöbet tutan ve 7 Ağustos’ta Yenikapı’daki meydan buluşmasında bu direnç ve beraberlik ruhunu pekiştiren, ülkemizin sağduyulu insanlarının özlemi olan Cumhur İttifakı’nı 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde de destekliyorum.

Kurulması da devam ettirmesi de zor ama hayrlı olan bu ittifak; millet, ülke ve devletimizin beqasının yegâne ümididir. Hatta İslam âleminin beqasıyla da yakından bağlantılıdır.

Karşısındaki Chp-İp-Sp-Hdp ise Fetö (ve arkasındaki güçlerin) ve Pkk’nin oyuncağıdır. Fırsat bulurlarsa ülke ve devletimizin aleyhine çalışacakları açıktır. Yakın geçmişimize ve bu partilerin eylem ve beyanlarına dikkatle bakanlar bunu hemen anlayacaklardır. Bu partilerin şimdiye kadar belediyelerde başarılı oldukları da görülmemiştir.

Ak P (ve Mhp) ise son 20 yılda belediyelerde milletimize güzelce hizmetler etmişler, büyük projeleri hayata geçirmişler ve belediyecilikte başarılı olmuşlardır.

Bu sebeplerle Belediye seçimlerinde, (tarih ve sosyolojiden ders alarak, ülke ve milletimizin geleceğini düşünerek; akıl, fikir ve gönül rahatlığıyla) oyumu, Cumhur İttifakı’ından yana kullanacağım.

BİNALİ YILDIRIM BEY’İ DESTEKLİYORUZ!

Bakanlık, Başbakanlık ve TBMB başkanlığında üstün muvaffakıyetleri bulunan, hizmet adamı ve bilge kişi Binali Bey’in İstanbul’da da başarılı olacağı ve büyük hizmetler edeceği açıktır. (Meclis başkanlığını bırakıp belediye başkanlığına aday olabilmesi dahi meziyet olarak ve hayrla anılmak için ona yeter; tabii ki anlayana.) Onun için, oyumu, gönül rahatlığıyla Binali Bey’e vereceğim.

İSMET YILDIRIM BEY’İ DESTEKLİYORUZ!

Ümraniye doğumlu olan İsmet Yıldırım Bey’i araştırdım; kariyerinin belediye başkanlığı için uygun ve yeterli olduğuna kanaat getirdim. Tv’lerdeki konuşmalarını dinledim ve beğendim. Onun için oyumu İsmet Bey’e vereceğim.

Bkz. https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10156844333328819&set=a.10150174958733819&type=3&theater

***

31 MART SEÇİMİNİN SONUÇLARI ÜZERİNE

* Cumhur İttifakı’nın 51,6 civarında oy alması, başarıdır, zaferdir ve sevindiricidir. Bu demektir ki bu seçim genel seçim olsa idi, Cumhur İttifakı, Başkanlığı ve Meclisteki çoğunluğu rahatça kazanabilecekti.

İçten ve dıştan nice hain plan, hile, tuzak ve provokasyonlara rağmen böyle bir muvaffakıyet milletimizin derin sağduyusunun bir neticesidir.

(Lakin Ankara ve İstanbul’daki (şimdilik henüz kesinleşmemiş ama oy oranı bakımından dikkat çekici) sonuçlar, bu başarıyı gölgelemektedir.)

* Seçimlerde en çok çalışan ve halka gerçekten dokunmayı başaran siyasiler başta R.T. Erdoğan (bazı günler günde 8 kere olmak üzere 50 günde 102 miting yaptı) olmak üzere bakanlardan Süleyman Soylu, eski bakanlardan Numan Kurtulmuş idi. Diğer bakanları ve parti ileri gelenlerini meydanlarda, toplantılarda vb pek göremedik. Her şeyi bir veya birkaç kişinin başına yüklemek başarı getirmez. Fedakâr, çalışkan, dava sahibi, halka yaklaşabilen kimselerin ön plana çıkarılması gerekir.

* Binali Yıldırım ve Mehmet Özhaseki beyler, siyasi kariyerleri bakımından doğru adaylardı. Seçim sürecinde çok ciddi çalıştılar, çok gayret gösterdiler, mütevazıca halka yaklaştılar, plan ve projeleriyle güven verdiler, takdir aldılar.

[Nihat Zeybekçi için aynı şeyleri söylemek zor. Çalışması için bir şey diyemem, lakin kadın gazetecilerle tavla ve bir kahveye girip "okeye dördüncü var mı" deyip masaya oturup oynaması, kesinlikle yanlıştır; siyasilere yakışmaz, sözün ayağa düşmesine sebep olur. Daha vahimi ise içki hakkında söyledikleridir ki asla kabul edilemez:

"İzmir'de şarap üretiminin desteklenmesi ile ilgili bu bir ekonomidir, bu bir üründür, bir sanayidir, bir ticarettir, bu bir ekonomidir. Sonuçta ben dini kimliği, kişiliği olan bir müftü değilim. Diyanet İşleri Başkanı değilim. Orası beni hiç ilgilendirmez. Fetva verecek de değilim. Ama bu bir tarımsal üretim, incir ve zeytinimiz neyse, pamuğumuz neyse, üzümümüz de bizim işçimizin alın teridir, işçimizin emeğidir, çiftçimizin emeğidir."

Siyaset, halka yakın olacağım derken kişilik, düşünce ve dininden taviz vermek değildir. Kişiliği, hayat tarzı, dini yaşantısı, onuru ve vakarıyla çıkıp düşünce ve planlarını güzel bir dille anlatabilme sanatıdır. Ki bizim Anadolu insanımız, kendi yaşantısı nasıl olursa olsun, dik durabilen sağlam karakterli insanları sever. Bir o yana bir bu yana dönenleri sevmez.]

* Bu seçimlerde aday enflasyonu vardı. İlgili ilgisiz birçok kişi belediye başkanlıklarına aday oldu, özellikle büyük şehirlerde. Bunda da şeytanca bir plan, oyun ve tuzak var. 7 Haziran 2015 seçimlerinde bunun provası yapılmış ve bir ölçüde başarılı olmuştu. Hatırlayınız, Fetöcüler her yerde bağımsız aday çıkarmışlar ve kafası karışık vatandaşlardan epeyce oy tırtıklamışlardı.

* Bu seçimlerin en ümid verici neticelerinden birisi, Hdp’nin oylarında büyük bir gerileme olmasıdır. (Mhp ile ittifakın, Ak p.nin Kürd kardeşlerimizle olan yakınlığına zarar verebileceği düşüncesinin de yanlış çıkmasıdır.) Bu, halkımızın beqa sorununu iyi anladığını gösteren delillerden birisidir.

Hdp’nin Pkk ile bağının iyice ortaya çıkarılıp etkisizleştirilmesine devam edilmelidir.

Pkk ile etkin mücadeleye devam edilmelidir. Hdp, Pkk (Pyd, Ypg)’nin Kürd kardeşlerimizi etkilemesine fırsat verilmemelidir.

* Bu seçimin en üzücü sonuçlarından birisi; (girdiği on seçimin onunu da kaybeden ama bu son seçimde) ariyet reylerle, oy oranını arttıran siyasi tarihimizin en yalancı, en çapsız, en onursuz kişilerinden K.K.nın genel başkanlığını bir süre daha devam ettirebilecek bir aşı almasıdır.

* Seçimlerin en belirgin sonuçlarından birisi de Fetönün partisi İp’in hiçbir belediyeyi kazanamamış olmasıdır. Bu, halkımızın bu muvazaa partisine vurduğu şiddetli bir tokattır.

İp’in görevi Sp gibi bir bölen piyonu olmaktır. Cumhur ittifakı, danışma ve dayanışma içinde, sair muhafazakâr-milliyetçi oyları yeniden kazanmak için çok ciddi ve uzun vadeli çalışmalar yapmalıdır.

Hükümet de Fetö ile etkin mücadeleye devam etmeli, lakin Fetöden ötürü haksız mağdur olanları iyice araştırıp (haksızlığı giderip) onların gönlünü kazanmalıdır.

* Hased ve çekememezlik duygularının esaretinde olan Sp; Fetö, Chp ve Hdp’nin elinde gönüllü oyuncak olmanın, bölme aparatı olarak kullanılmanın vebalini omuzlarına almıştır.

ELEŞTİRİLER, UYARILAR

Seçim sürecinde;

Ülkemizin sağduyulu insanları rehavete kapılmış, adayların kariyerine bakıp nasıl olsa kazanacağız duygusuna kapılmış, karşı cephenin adaylarının niteliksizliğini de görüp bunlar nasıl olsa kazanamaz demiş…

Ve içimizdeki safdil taifesi algı operasyonlarına kanmış ve aldanmış, patates-soğan fiyatlarını bahane etmiş, 25 kuruşluk poşet parasını dert etmiş, kendi ailesinden olan muhtar adaylarını kazandırmak için ikamet ettiği büyükşehirdeki seçim bölgesini terk edip köyüne gitmiş…

Üç tane kitap okuyarak kendini aydın sanan ukala tayfası da seçim sürecinde çenesini tutamamış, yerli yersiz eleştirileri sosyal medyadan ver yansın etmiş; zamanı gelmediği halde ‘Ayasofya açılsın da açılsın’ diye tutturmuş…

[NOT: Ne zaman "Ayasofya açılsın" diye bir kampanya varsa arkasında bir provokasyon var diyebilirim. Çünkü henüz zamanı gelmedi. (Unutmayın ki Fetö de "Ayasofya açılsın" diyordu.) Ve kim ki Mka aleyhine bilinçsizce ve ısrarla gidiyorsa ondan da şüphelenirim. Çünkü onun da zamanı gelmedi. Bu iki konu hassas ve her zaman provokasyana açık hususlardır. Dikkat edelim, uyanık olalım.]

Hıyanet şebekesi boş durmamış, çoluğunu çocuğunu seferber etmiş, kendi yandaşı olan sandık başkanlarını örgütlemiş, içte ve dışta algı operasyonlarını tetiklemiş, Taksim’de yeni gezi eylemlerinin provasını yapmış… Lakin millet ve devlette gaflet hüküm sürmüş…

Sağ kesimin yazılı ve görüntülü basını ise işin özünü kavrayamamış, adaylarla doğru dürüst mülakat yapamamış, soru sormakta dahi aciz kalmış, ilgisiz ve % 0,1 dahi kazanma ihtimali olmayan adaylarla röportaj yaparak kafa karışıklığına sebep olmuş; kendini göstereceğim derken agresif sorular sorup Chp’nin adayında mağduriyet algısı oluşmasına sebep olmuş…

Bunlara ve dahasına rağmen %51,6, Allah tealanın, içimizdeki temiz ve salih insanların hürmetine, büyük bir ihsanıdır. Başka bir şey değildir.

31 mart sonuc

YSK İstanbul seçimlerinin sonuçları için henüz karar vermemişken -Mayıs ayının başlarında- şeytanı bile kıskandıracak bir oyun yaşandı, önemine binaen o günlerde yazdığımız bir yazıyı buraya alıyoruz:

SİNSİCE HAZIRLANMIŞ BİR OYUNUN İFŞASI

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’daki yat ziyareti ve bunun gizli tutulması, son günlerde çok konuşuluyor. Kanaatimce bunun arka planında çok ince, derin ve büyük bir oyun var. K.oğlu’nun çapı böyle bir hamleyi ve getirisini hesaplayacak kadar büyük değil. Ona bu aklı da çoktan saf değiştirmiş olan A. Gül vermiş olmalı (belki de daha yukarısı.)

Ziyaretin sebebi ile ilgili çok ama karışık yorumlar yapılıyor. Bazen basit düşünmekte fayda var. Evet, K. K. hakikaten taziye için gitmiş olabilir Tivnikli’nin yatına. (Hatta bunu A. Gül ayarlamış olabilir.) Lakin bu sadeliğin altında iğrenç bir plan var ve oluşturacağı etki de çok iyi hesaplanmış.

Sosyal medyada bu gizli görüşmeye Muhterem Osman Topbaş Efendi’nin katıldığıyla ilgili bir yalan haber yapıldı. (Efendi Hazretleri, böyle bir görüşmenin asla vaki olmadığını kesin bir dille ifade etti.)

Hüdayi Vakfı’na mensup bazı münevverler, bu olay ve iftiranın Pelikan adı verilen Ak P. içindeki bir grup tarafından organize edildiğini iddia ediyorlar. Pelikan mıdır nedir, mevhum bir şey. Oda tv, Yeniçağ gzt., Ekşi sözlüğün vb kabarttığı bir yel değirmeni olamaz mı… Fasığın getirdiği haberi bir iyice araştırmak Kur’anın emri değil mi…

Ak P.’nin içinde velev ki böyle bir grup var. Deniliyor ki Rte’ye çok yakınlar. İyi de Rte ve bunlar, derin saygı duydukları Osman Efendi ve Hüdayi Vakfı’na neden saldırsın…

Lakin Tivniklilerin Kılıçdaroğlu’nu kabulü yanlış; büyük ihtimalle bilmeden oyuna alet olunmuş ve maalesef Efendi Hz.lerine laf getirilmiş.

K.oğlu’nun resimlerinin servis edilmesi de çok ilginç; güya çok gizli bir ziyaret. Hâlbuki her adımı planlanmış haince bir satranç hamlesi:

Hükümete destek veren Altınoluk (Erenköy) cemaatiyle hükümetin arasını bu tilkice ziyaret vesilesiyle açmak ve hatta mümkünse A. Gül’ün kurmak istediği partiye bu cemaati kaydırmak.

Tivnikli ailesine düşmanlığını açıkça ilan etmiş olan K. K., neden onların yatına gidip şu kadar zaman sonra taziye ziyareti yapsın ki…

***

YSK VE 31 MART SEÇİMLERİNİN YENİLENMESİ KARARI ÜZERİNE

31 Mart seçimlerinin yenilenmesinin baş aktörü YSK ve yaptıkları üzerinde duralım:

31 Mart İstanbul seçimleriyle ilgili olarak unutulmaması ve devletin üzerine gitmesi gereken en önemli hususlardan biri YSK’nın büyük hatalarıdır. Bunlara hata demek bile az aslında…

Sandık kurullarının kanunsuz oluşturulmasında, sayım döküm işlemlerindeki aksamalarda, yeniden sayım kararının iptal edilip yeniden seçim kararı verilmesinde, süreç ve kararlarla ilgili kamuoyunun yeterli şekilde bilgilendirilmemesinde baş sorumlu YSK’dır (Fakat ne yazık ki bunun faturası Binali Bey’e ve Ak P.’ye kesildi.)

Daha da önemli ve şaibeli hususlar ise şunlardır: 2 Nisan gecesi görev yerinden ayrılmış olmalarına rağmen İl Seçim Kurulu başkan ve üyelerinin kısa süre sonra geri dönmeleri; arka kapıdan(?!) binaya giren CHPlilerin ‘yeniden sayım itirazı’nı hemen kabul edip (kanuna aykırı olmasına rağmen) sayımı durdurmaları; bu kararı alan İl Seçim Kurulu Başkanı Müberra Gürdal’ın çarçabuk emekliye ayrılması

Bu üç büyük şaibe çok önemlidir, unutulmamalıdır ve üzerine gidilmelidir.

***

TARTIŞMA, MODERATÖRÜN HIYANETİ, SİNSİ GÖRÜŞME

İstanbul seçimlerinin öncesinde, ülkemizde uzun zamandan beri gerçekleştirilmeyen adayların TV’de tartışma yapma işi yeniden gündeme geldi. İki parti yetkilileri konuyu görüştü ve tartışmanın yapılmasına karar verildi. Lakin sonucu siyaset ve medya açısından tam bir fiyasko oldu. Çünkü moderatör adaylardan birisiyle gizli kapaklı görüşmüştü; daha doğrusu adayın ayağına gitmiş hem adayla hem de danışmanlarıyla saatlerce toplantı yapmıştı; tartışma esnasında da görüştüğü aday lehine bazı tavırlarda bulunmuş yani adaletsizlik yapmıştı. (Gazeteciliğin ve siyasiliğin yüz karası olan bu rezillik ifşa olmuş fakat ne yazık ki aday ve partisi, ne de gazeteci ve tv’si bundan zerre kadar utanmadı. Bu utanmazlık ve aymazlık, bir kenara not edilmeli ve asla unutulmamalıdır.)

Lakin Binali Bey, bütün bu nifak tiyatrosuna rağmen o gece iki yalancının, iki münafığın karşısına ve bütün Türkiye’nin önüne alnının akıyla çıkmış ve galip gelmişti (karşı tarafın namuslu insanları da bunu itiraf etmiştir.) Ne yazık ki bu galibiyet ve açığa çıkmış olan rezalet, seçmene doğru dürüst anlatılamadı.

Çünkü bizim hâlâ doğru dürüst bir medyamız yok.

Çünkü hâlâ sosyal medyayı kullanmayı öğrenemedik. Karşı tarafın adayını eleştirmek, onun işine yarıyor.

Çünkü hâlâ eski başarılarımızla övünüp duruyoruz, şunu da yapmıştık-bunu da etmiştik diyoruz; bu söylem de insanlara ve özellikle gençlere itici geliyor.

Çünkü sonuç “metal yorgunluğu”dan daha ağır bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bize açıkça gösteriyor.

23 HAZİRAN’DA İSTANBUL’DA TEKRARLANAN
SEÇİMLER VE SONUÇLARI ÜZERİNE

Cumhur ittifakının yenilenen seçimde kaybetmesi; İstanbul, Türkiye’nin bir özeti olduğu için, önemlidir. Ülke genelinde, 31 Mart’ta 51,6 civarındaki oy ile alınan galibiyet algısını ciddi olarak sarsmıştır. Bunun sebeplerinden mühim olanları şunlardır:

a) YSK kararını açıklayıncaya kadar, E. İ. ve ekibi son derece aktif davranmışken, Binali Bey ve kadrosunun suskun kalması, pasiflik olarak algılanmıştır.

b) Cumhur ittifakı, özellikle sosyal medyada çok zayıf kalmış ya da kendini tanıtma-anlatma yerine karşı tarafı eleştirme hatasını işlemiştir. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” manasınca karşı tarafa hizmet etmiştir.

c) Tv’deki tartışmanın sonucunda oynanan büyük oyunu, hain kumpası kamuoyuna yeterince anlatamamıştır.

d)  Terör örgütünün hapisteki başkanının “Kürd seçmenlerini tarafsız kalmaya” çağıran açıklaması ters tepmiş; hükümetin zoruyla bu açıklamayı yaptığı algısı oluşturmuş; Kürd seçmenlerini bilakis taraf olmaya, yanlış tarafa yönelmeye itmiştir. Ayrıca bazı milliyetçi seçmenlerin de “bebek katilini yeniden gündeme getiriyorlar” şeklinde düşünmelerine yol açmıştır. Devletin yüksek kademelerinin, sonu iki yönlü kayba yol açan bu konu hakkında derin ve etraflıca düşünmemiş olduğu anlaşılıyor; maalesef…

e) Cumhurbaşkanımızın “valiye ‘it’ dediği için E.İ.nin hapse atılabileceğini” söylemesi de yanlış olmuş; karşı tarafın mağdur algısına hizmet etmiştir.

Sonuçta İstanbul Belediyesi, 24 sene sonra Chp’ye geçmiştir.

i) Bu sonuç, Chp ve bileşenlerini, her bakımdan cesaretlendirmiş daha doğrusu şımartmıştır.

Kaybede kaybede kalplerindeki maraz iyice artmış olduğu bu kesim kinlerini dışa vurmaya başlamışlar; hanımlarımızın tesettürüne yeniden sataşmaya başlamışlar; cami önlerinde içkili kutlamalar yapmışlar; bir İmam Hatip lisesini taşlamışlardır.

ii) Bir sonraki seçimde de kazanabilecekleri duygusu kazanmışlardır.

iii) Başkanlık sistemini tartışmaya açarak gerilim stratejilerine devam etme gücü kazanmışlardır.

iv) Politika dünyamıza, son derece kalitesiz bir siyasetçi olan K.K.dan daha da niteliksiz, daha boş ve daha yalancı bir kişiliğin girmesine yol açmıştır; maalesesef.

Ve evet, K. K.’nın dediği gibi “Her şey adalet yürüyüşü ile başladı.” Bu yürüyüş, Chp ile Hdp-pkk’nin ve Fetö mağdurlarının birleşmesine yaradı. Aşağı yukarı o zamandan bu yana, Cumhur ittifakı (ve medyadaki destekçileri) tepki ve eleştiride kaldılar. Millete yeni bir heyecan, yeni bir hava, yeni bir tarz sunamadılar.

Bir diğer önemli sonuç da şudur: Parti kurmak için uzun süredir vasat arayan hasetçiler ve muhterisler, aradıkları zemini bulmuş görünmektedirler.

Cumhur ittifakı (her parti kendi arasında ve bir araya gelerek) bu sonuçları çok iyi değerlendirmek zorundadır…

GENÇLİK VE SEÇİMLER

31 Mart ve 23 Hazirandaki seçimlerin sonucu için, gençliği suçlamanın da gereği ve faydası yoktur. Ol mâhîler ki deryâ içredir deryayı bilmezler* manasınca gençlik resmin bütününü bilmiyor; görmedi, yaşamadı. Eskiyle kıyaslama yapmak için henüz daha çok gençler. Onun için anlatmak zor. Bunun için yeni usuller geliştirmek lazım.

Daha da önemlisi insan yetiştirmektir ki maalesef çok ihmal edildi. Çıkan sonucun arkasındaki en büyük gerçeklerden biri de budur.

[Sahih cemaatler bu mühim mevzuda büyük gayretler gösteriyorlar. (Allah teala, gençliğin yetişmesi için çalışanlardan gani gani razi olsun.) Tügva'nın da yeni ve derinlikli bazı çalışmalar yaptığını öğrendim. Biraz geç kalındı ama olsun, zararın neresinden dönülürse kârdır.]

(* Büyük şair Hayalî’ye ait bu mısraın manası şöyledir: O balıklar ki denizdedir denizin farkında değillerdir.)
 

GEREKENLER, BEKLENTİLER, ÖNERİLER

1. Her işte, her zaman ve her yerde İslam, Müslümanlar, İslam Birliği öncelikli niyet, gaye ve hedef olarak kabul edilmelidir..

2. Milletimizi millet yapan değerlerin yaşaması ve bozulmaması, ahlak ve maneviyatın güçlü tutulması için incelikli çalışmalar yapılmalıdır.

3. Gençliğimizi ciddi manada tehdid eden ateizm, deism, agnostisizm vb ilhad cereyanlarının yaygınlaşmaması için özel tedbirler alınmalıdır. (Bu zararlı akımlar için hâlâ DİB tarafından reddiyeler yazılıp neşredilmemesi, kabul edilir bir durum değildir.)

4. Aile kurumuna özel önem atfedilmeli, boşanmaların önüne geçilmelidir. Bu meyanda;

a) Aile kurumunun altına dinamit koyan İstanbul Sözleşmesi, hemen fesh edilmelidir.

b) Zina ve ahlaksızlığı teşvik eden Tv dizileri bir an önce yasaklanmalıdır.

5. Milli Eğitimimiz her yön, her unsur, her ilkesiyle yeniden ele alınmalı ve kökten değiştirilmelidir. Çünkü ne tarih ve medeniyetimize uygundur, ne de çağın gereklerine karşılık verebilecek bir niteliktedir.

Bu meyanda ilk olarak şunu söyleyebiliriz ki MEB tarafından hazırlanıp Mayıs ayında açıklanan Ortaöğretim müfredat değişikliği tam bir fiyaskodur. Mesela genel tarih dersi zorunlu ders olmayacak (ama İnkilap Tarihi zorunlu kalmaya devam edecek.) Yani talebelerimiz İslam tarihini, Türklerin Müslüman olmalarını, 1071 Malazgirt zaferini, 1453 İstanbul’un fethini vd. bilmeyecek ama cumhuriyet devrimlerini zorunlu olarak öğrenecek. Bu, milletimizi millet yapan hassas noktalara açık bir saldırıdan başka bir şey değildir. Bu değişikliği hazırlayanlar ve tabii ki başta bakan, hemen görevden alınmalıdır.

6. Yol, köprü, bina, restorasyon vb gibi maddi medeniyete hizmet elbette devam ettirilmelidir ve lakin sanat, edebiyat, kültüre daha çok önem ve öncelik verilmelidir. Medeniyetimizin yeniden dünya çapında öne çıkmasına vesile olacak sanatkârların yetiştirilmesi öncelikli meselemiz olmalıdır.

7. Cumhur ittifakını devam ettirilmesine azami dikkat gösterilmelidir. Her iki partide de karnından konuşan güruhlar vardır; bunların ittifakın ruhuna zarar verecek açıklamalar yapmalarının mutlaka önüne geçilmelidir.

8. CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ HALKA DOKUNMAYI BAŞARMALIDIR!

31 Mart seçiminden önce Ümraniye’nin büyük bir camiinde namazın edasından sonra bir anans duyuldu: “… bakanımız … sizlerle müsafaha edecek.” Cemaatin pek azı bakanla ilgilendi. Ben de durumu gözlemledim ve çıktım.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtikten sonra tayin edilen bakanların bir kısmı halka dokunmuyor, yakın gelmiyor. Yani Cumhurbaşkanlığı sistemi halka dokunamadı henüz. Mevcut bakanların bazısı bürokrat, bazısı da iş adamı kökenli; kendi işlerini yapıp başka şeylere karışmama zihniyetindeler.

Hâlbuki seçimle işbaşına gelme sistemi içindeyiz. Bakanların, milletvekillerinin, parti ileri gelenlerinin halkla daha yakın temas halinde olması lazım. Vatandaş onları gördüğünde sevinmeli, yanına gitmeli, hatta birebir derdini anlatabilmelidir. R. T. Erdoğan Bey’in başarısının ardındaki en büyük özelliklerden birisi de budur.

Onun için bakanların bir kısmı değişmeli, yerlerine daha çok kaliteli, daha halka yakın, daha düzgün konuşan ve güler yüzlü kişiler tayin edilmelidir. Bakanlar (seçim süreci dışında da) tvlere çıkmalı; medya tarafında daha çok tanıtılmalıdır.

Kabine revizyonu yapılırken her kesime mavi boncuk dağıtma metodundan vaz geçilmelidir. Davayla ilgisiz gelenler de zaten başarılı olamamışlar, halk tarafından da beğenilmemişlerdir.

Mademki beqa sorunumuz vardır, bakanlar da beqa meselemizin ehemmiyetini anlamış, dik duruşlu, davaya sahip çıkan, tuttuğunu koparan kişilerden seçilmelidir.

***

METAFİZİK AÇIDAN

* 31 Mart seçimlerinin sonunda Binali Bey ile E. İ.oğlu arasındaki fark azdı.

Seçimlerin yenilenme sürecinde E. İ.oğlu’nun foyasının dökülmesine, makyajının akmasına, yalancılığının ve kibrinin iyice belli olmasına, valiye küfür etmesine, tartışma öncesinde moderatörle görüşmesine (yani sahtekârlık yaptığının ortaya çıkmasına), tartışmada ise başarılı olmamasına vb rağmen 23 Haziranda oy oranını arttırmasının ardındaki gaybî hakikat kanaatimce şudur:

31 Mart’ta E. İ.oğlu az bir farkla kazanmış olsaydı, Ak P’ye ve sağ kesime tam bir ders olmayacaktı. Lakin 23 Haziran tam ve sağlam bir ders oldu.

Fiske yerine tam bir tokat yani…

Anlayana, ders çıkarana, hataları tespit edip düzeltene, toparlanıp yeniden çalışana tabii ki…

* Kimin dost kimin düşman olduğunu bilmezliğin, gafletin, rahata düşkünlüğün, kadir kıymet bilmezliğin, yalanla doğruyu ayırt etmezliğin, seçim öncesinde gereksiz eleştirmenliğin bir sonucu olmalıydı; o da tezahür etti.

* Evet; din, millet, vatan ve devletini seven bizler; İstanbul, Ankara, Adana, Antalya vd belediyeleri kaybettiğimiz için üzülmekteyiz. Lakin kula (ve umuma) bir musibet geldiğinde ilk yapması gereken “Ne gibi bir hata, kusur, günah işledim de Rabbim bana bu cezayı verdi” demesi ve hemen tövbe ve istiğfar etmesi değil midir…

Meselenin manevi tarafları da bunlardır…

***

Merak etmeyiniz… İstanbul, Ankara ve diğer bazı belediyelerde kazanan muhalefet bileşenleri, kalpleri darmadağınık, akılları az topluluklardır. Bir müddet sonra kavgaya başlarlar.

Mesele bizim hak ve hakikat için bir ve beraber olmamızdadır. Kendimizi toplayıp davamızda sabit-kadem olmamızdadır.

Artık yevm-i Huneyn’de gibiyiz. Uyanık olmak, sabit-kadem olmak, dik durmak zorundayız.

Uhud’daki gibi zaferden yenilgiye düşmüş bir durumdayız. Lakin Uhud’un ertesi günü gibi, yaralanmış sahabeler kalkıp nasıl düşmanı takip ettilerse o azimle yeniden gayret etme zamanıdır.

Şu acib-garip hal ve an, kızmanın, hayıflanmanın, üzülmenin değil; muhasebenin, murakabenin ve tefekkürün zamanıdır. Ne yaptık (veya neler yapmadık) da bu hal başımıza geldi diye sorgulamanın vaktidir…

Dikkate devam, desteğe devam, uyanık olmaya devam…

 

Haydar Murad HEPSEV
Yüce Devlet Hâdimi

_____________________

Notlar:

* Bizim herhangi bir siyasi parti ile organik bağımız yoktur. Parti(leri) destekliyor veya karşı oluyorsak bunun bir sebebi ve arka planı vardır; o da şudur:

SİYASİ GÖRÜŞÜMÜZ, İTTİHAD-I İSLAM’DIR!

Evet, bizim siyasi görüşümüz İslam Birliği’dir. Başkası değildir.

Eğer bir parti, dernek veya teşekkülü destekliyorsak İslam Birliği’ne hizmet ettiği içindir. Bu görüşe yakın olanlara yakın, bu görüşten uzaklardan ırağız.

Muhterem Receb Tayyib Erdoğan ve partisi (ve Cumhur İttifakı) İslam Birliği’ne, Kudüs ve mazlum müslümanların korunması ve kurtarılmasına hizmet etmiştir. Bunun için biz de onları destekledik, destekliyoruz.

Küfür, nifak ve hıyanet her yönden ve olanca güçleriyle müslümanların üzerine gelirken şeytan-ı ahres (haksızlık karşısında susan şeytan) olmayacağız. İslam Birliği’ne hizmet edenlere, karınca kararınca da olsa sahip çıkacağız. Doğrularına doğru, hatalarına hata diyeceğiz lakin şöyle veya böyle ayakları sürçtü diye kritik yer ve zamanlarda asla terk etmeyeceğiz. İslam Birliği’nden vaz geçmedikleri sürece elbette…

Bi-iznillâh, inşâEllâh…

* Bu yazı, sosyal medyada, parça parça yayınlanmış yazıların yeniden ele alınıp gerekli düzenlemeler yapılmış halidir.

* Eleştiride usulümüz; her daim gelişmeleri takip edip, gözlem yapıp, not alıp, ama susup seçim bittikten sonra söylemek şeklindedir. Zamanlı zamansız, sebepli sebepsiz, ileri geri konuşanlardansa beriyiz. Her sözün söylenecek ve kaale alınacak zamanı vardır; biz o anları kollarız. Ve âcizane bu usulü tavsiye ederiz.

* Bu yazı, 24 Haziran seçimlerinin değerlendirmesini yaptığımız yazıyla beraber okunursa daha iyi olur.

http://www.yucedevlet.com/24-haziran-secimlerinin-ardindan.html?fbclid=IwAR0A46nnlE6tRjtvjVQRuqMTOYzjkdKENu7acAZ41RdMEiNQaJUQyeg1i88

Kategori: Açık Mektuplar, Devlet Yazıları | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.