BOSTAN’DA BİR GEZİNTİ

Oleh: Haydar Murad Hepsev
07 Mayıs 2012

 

BOSTAN’DA BİR GEZİNTİ…

 

Kitaplarla insanların benzeşen birçok yönü vardır. Bazı insanlar vardır, güneşle doğar güneşle batarlar. Kendilerinden geriye bir şey bırakmazlar.  Sözleri ve işleri dar bir çevrede,  yaşadıkları süre içerisinde akis bulur. Ölünce bedenleriyle beraber her şey toprağa girer.  Bazı insanlar da vardır, yaşadıkları zamanı aşar ve seslerini geleceğe ulaştırırlar. Her zamana tesir eden sözleri vardır. Bedenleri toprak olmuştur fakat eserleri yaşamıştır.

Şeyh Sadi Şirazi (kuddise sirruh) haretlerinin kaleme aldığı Bostan adlı eser de ikinci bölümde anlatılan insanlara benzer. Aradan geçen yüzyıllara rağmen tazeliğini yitirmemiştir. Bütün insanlara her dönem anlatacağı çok şey olmuştur. Sessizce bir köşede inşa etmiştir zamanı. Nefesi pek kuvvetlidir. Manen ölmüş olan birçok insana can bahşetmiştir. Çıkmaz sokaktan çıkmaya çalışanlara rehber olmuş, onları ana caddenin emin kollarına teslim etmiştir.

Bir gün sorarlar Şeyh Sadi’ye: “Niçin yazdınız bu eseri?” diye. Hazret şöyle cevap verir kendi lisanınca:  “Bu iklimdeki olgun insanların muhabbeti gönlümü Şam’dan, Rum illerinden çekti, aldı. Şiraz’a dönmek istedim.  Fakat elim boş gitmek ağırıma gitti.’ Mısır’dan dönenler gittikleri yere Mısır şekeri götürürler, ben ise elim boş gidiyorum. Düşünceye vardım. Düşünürken dostlarıma şeker götüremiyorsam da şekerden daha tatlı sözler götürebilirim, dedim… ne yazacağımı düşündüm, düşüncelerim on kapılı bir saraya dönüştü.”

 

On Kapılı Saray

Saraya girmek lütuf ve ihsana kavuşmaktır. Baht ve talihin insana selam vermesidir. Yokluktan varlığa ulaşmaktır. Fakirin üstüne konan devlet kuşudur.  Şeyh Sadi’nin kapılarını Bismillah deyip, sırasıyla çalalım. Misafire sunulan ikramlardan nasibimizi alalım.

Adalet kapısı:  İyi bir idareci hükmü altında olanlara peder muamelesi yapar. Peder çocuğu yaramazlık yapınca ona kızar, öfkelenir; bazen de eliyle gözünün yaşını siler. Yumuşaklık ile sertlik birlikte olmalıdır. İdareci her zaman yumuşak olursa idare ettiği insanlar gevşer. Sürekli sert olması da onları usandırır. Dünyaya gelen ölüp gider. Fakat kendisinden sonra iyi ad bırakan, ebedi yaşamış olur.

İyilik kapısı: Ahiret azığını hayatında kendin tedarik et. Çünkü öldükten sonra bunlar elinden çıkar. Isdırap çekmemek istersen, ıstırap çekenleri unutma. Bugün hazine elinde iken lazım olan yerlere dağıt, yarına bırakma. Çünkü yarın anahtar elinden çıkar. Azığını bugün sen kendin götür. Öldükten sonra karından çocuğundan şefkat bekleme. Büyük kimse bir gün kendisinin de başkasına muhtaç olacağını düşünerek, muhtaç olanlara iyilik eder.

Aşk ve muhabbet kapısı:  Dostuna esir olan aşık, zincirden kurtulmak istemez. Onların içleri Mescid-i Aksa gibi kubbelerle doludur. Onlar zahirdeki duvarları bilerek yıkık bir halde bırakmışlardır. Onların sevdikleri yanlarındadır, fakat onu ararlar. Irmağın kenarında oldukları halde dudakları kurumuş, çatlamıştır.

Tevazu kapısı: Büyükler kendilerine bakmazlar. Her kim ki kendini görürse Cenab-ı Hakkı görmeyi ondan beklemeyin. Tevazu kişiyi yüceltirken, kibir onu alçaltır. Yücelik istersen tevazu iste. Çünkü yücelik damına çıkmak için tevazudan başka merdiven yoktur. Allahtan korkan günahkâr, ameline güvenen dervişten daha iyidir.

Rıza kapısı: Ne karınca zayıf aciz olmakla aç kalır; ne de aslan,  pençesi kuvvetli olduğu için karnını doyurur. Nice ilaç bilen insanlar vardır ki ağrı ile kıvranır gider. Ne aciz kimseler olur ki sapasağlam yaşar. Doktor hastadan ağrıyı acıyı nasıl alabilir, kendisi de bu ağrıdan aciz kalarak ölmektedir.

Kanaat kapısı: Ey sebatsız! Rızık peşinden durup dinlenmeden koşan kimse, biraz sakin ol; yuvarlanan taş üstünde ot bitmez. Hırs ile dünyayı dolaşan kimseye haber ver: insanı kanaat zengin eder. Yürü kalbini saf etmeğe bak. Karnınla uğraşma, onu ancak toprak doyurur.

Terbiye kapısı: Vücudun iyi kötü ile dolu bir şehirdir, sen o şehrin sultanısın akıl da onun âlim veziridir. Aklın pençesini kuvvetli görünce, heva ve heves inadı bırakır, aklın emrine girerler…Az söyleyen asla mahcup olmaz.  Dev kafesten kaçınca,  lahavle… demekle geri gelmez.

Şükür kapısı: Allah’a şükür için söz söyleyemiyorum. Çünkü ona layık şükrü bilmiyorum. Vücudumdaki her bir kıl onun bir ihsanıdır. Nasıl ki her bir kıl için bir şükredeyim. Baba belinden ta ihtiyarlığın sonuna kadar bak gayıp hazinesinden sana neler ihsan buyurmuştur. Seni yarattığı zaman temiz yaratmıştır. Aklını topla, toprağa kirli girmek ayıptır.

Tövbe kapısı: Koşu yarışına girdin, koşuda birincilik kazanmasan da, düşe kalka yürü…Kabrinde Münker, Nekir’in dehşetle soracakları soruların cevaplarını bilenlerden, bugün öğren. Kıyamet şehrine züğürt gitme. Gidip de hasretle bakınmaktan ne çıkar. Kusurdan dolayı özür beyan etmek lazım ise, dilin dönerken beyan et.

Yalvarma Kapısı: Gelin canı gönülden el kaldıralım ki, yarın toprak içinde kaldıramayız. Rabbimizin kapısı asla kapanmayan bir kapıdır, el açanların mahrum döneceğini zannetme. Allah’ım bize kereminle bak. Bizden ancak günah vücuda geliyor. Hakir kulların senin affına ümit bağlıyor. İlahi beni bırakma, senden başka elimi tutan bulunmaz. Allahım sen zenginsin, ben fakirim.  Bana günahımdan dolayı ceza verme. Adettir, zenginler fakirlere acırlar. Bana acı…amin.

***

 

Tam on kapı. Açılan her kapının ardında sonu gelmeyen diğer  on kapılar… On farklı alem. Gerçek mutluluğa götüren on yol.

Kapı kapı dolaştık, hiçbiri yüzümüze kapanmadı.  Her kapıda ayrı bir güzellik karşıladı bizleri. Şekerden tatlı sözler işittik. Söylenenleri dinledikçe gönlümüz ferahladı,  huzura erdik. Her kapıda gah düşündük, gah duygulandık ama son kapıda şunu tekrar anladık: Bu kapı ümitsizlik kapısı değil, Yeter ki kapıyı çalmaktan vazgeçme, o kapı mutlaka bir gün açılacaktır.

 

/// Mahmut İNAL tarafından kaleme alınan bu yazı, Yüce Devlet Dergisi’nde (15 Şubat 2010, 4. sayı) yayınlanmıştır.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Kitap Tanıtımı | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.