DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK !

Oleh: Haydar Murad Hepsev
30 Aralık 2011

DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK!

 

Bir dava sahibi olan adam, deniz kenarında bir ev yapmış bir kimse gibi, yaşadığı sürece dalga seslerini duyar durur; buna mecburdur da…” diyor Hz. Mevlana. Bu sözü ilk duyduğumda, elbette ki aklıma başka bir kimse gelemezdi. Üstad belki de daha korkuncunu yaşamıştı. Evi kasırgaların, fırtınaların, karayellerin tam ortasında idi. Sadece çocukluk ve gençlik yılları değil ömrünün son günleri bile fırtınalıydı. Hatta borçlu gitti, öte tarafa; çünkü hakkında kesinlemiş hapis kararları vardı!? Lakin o bütün dalgalar karşısında sonuna kadar dimdik ayakta kalmayı başarmıştı.

Dalgalar ona bir şey yapamazdı. O korkunç şaklamalarıyla insanların çoğunu korkutan dalgalar, üstada dokunamadı bile. Eserleri, şiirleri, Büyük Doğusu, yetiştirdiği gençlik, Anadolu’yu ayağa kaldıran konferansları, tiyatroları, keskin konuşmaları ve hatta esprileri ile karşısında değil dalgalar, dağlar bile duramadı. Şiirde, edebiyatta, düşünce ve atılımda hatta siyasette öyle büyük bir mücadele verdi ki… Bir Fransız ansiklopedisi onun için “Hapiste geçen bir hayatı dışında özgür olarak geçen yaşantısından fazla olan Türk şairi” tanımlaması yapmıştır.

*          *          *

Ruh iklimimizin en büyük mimarları arasında anılmaya layık olan üstad, metafizikçi bir İslam aydını idi. Yetiştiği ve yaşadığı zamanın şartlarına uygun olarak daha çok psikolojik yönüyle mücadele verdi yani uyandırmaya, harekete geçirmeye yönelik tavırlarıyla dikkat çekti. Her yeri özellikle sanat, edebiyat, düşünce ve hatta siyaseti kaplayan yabancılığa, batıcılığa karşı koydu. İslam, ehlisünnet, tasavvuf, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve dostlarının sevgisi, Osmanlı’ya saygı konularında çok titiz ve çok şiddetliydi. Şeyh Seyyid Abdülhakim El-Arvasi (k.s.) Hazretlerine büyük bir sevgiyle bağlıydı. Değer verdiği hususlarda taviz vermedi; Hakkındaki dıştan ve içten gelen haksız eleştirilere, acımasız alaylara karşı bir kale gibi durdu. Üstad, “Kınayıcıların kınamasına” aldırmayan gerçek bir dava eriydi.

Her insan gibi bir takım hataları, eksiklikleri veya zaafları yok muydu?  Elbette vardı ama yaşadığı ve mücadele ettiği dönemde bunları öne çıkarıp onu ve hareketini engellemeye çalışanların ellerine ne geçti? Şunu veya bunu bahane edip ona ihanet edenler, sağlığında onu yok sayanlar, vefatından sonra daha da devleşen üstad karşısında iyice küçüldüler gittiler. Böyle insanların kaderi de maalesef böyle oluyor: Yaşarken düşman olanlar ölünce dost oluveriyorlar. Bu ayrı bir konu; Peki vefatından sonra yapılması gerekenler yapılabildi mi?

Necip Fazıl Kısakürek’in Türk şiir tarihinde çok önemli bir yeri olan şiirleri, hâlâ yeterince tanıtılmış ve anlaşılmış değil. Tiyatroları da öyle; dünya çapında bir eser olan Bir Adam Yaratmak bile öyle. Düşünce yönü hele hiç anlaşılmış değildir. Üstadın onda biri kadar bir adam, herhangi bir milletin elinde olsa o millet onun en küçük bir mısraını, en zayıf bir cümlesini dahi bütün dillerine çevirmek için elinden gelen her çabayı sarf ederdi. 25 Mayıs 1983’ün üzerinden 25 koca sene geçti. Yazık ki üstad hakkında daha doğru dürüst bir yaşam öyküsü (biyografi) dahi yok.

Ne yapalım, iki elimiz iki yanımıza mı düşsün…

 

*HM Hepsev’in bu yazısı, Destan Dergisi’nde (Nisan-Mayıs 2002, sayı 2, s.35) yayınlanmış; Ocak 2008’de gözden geçirilmiştir.

 

Etiketler: , , , ,

Kategori: Üstadlarımız | RSS 2.0 Both comments and pings are currently closed.

Yorum Yok

Comments are closed.